Dr. Vehbi KARA
Köşe Yazarı
Dr. Vehbi KARA
 

Niçin memur olmaya can atıyoruz

Memur olmayı maişet için önemli gören bir toplum yapımız vardır. Halkımız 657 sayılı devlet memurları yasasının kapsamına giren bir işe giren insanlara gıpta ile bakar. Bunun ne derece yanlış olduğunu hem insanın kendisi açısından hem de ülke olarak verdiği zararlardan bahsetmeye çalışalım. Öncelikle şu iki ayet mealine dikkat edelim: “Yeryüzünde yürüyen ve rızkını yüklenemeyen nice canlının ve sizin rızkınızı Allah verir” (Ankebut , 60) “Şüphesiz rızık veren mutlak kudret ve kuvvet sahibi olan Allah’tır” (Zariyat, 58) İşte maişet yani geçim için; öncelikle Rezzak olan Allah’a müracaat edilmesi gerektiğini ayetler çok net bir şekilde göstermektedir. Çünkü rızkı veren Allah’tır. Bunu bilmeden ve bu ayetlerin hikmetini anlamadan insanların geçimini sağlamak mümkün değildir. Memur olmak veya sosyal sigortası olan bir işe girmek maişeti kolaylaştırmaz. Bilakis zorlaştırır. Geçim için en isabetli yol ticarettir. Zira Hazreti Muhammed (asm) “rızkın onda dokuzu ticarettedir (Camiüssağir-3296)” buyurmuştur. Ziraat ve diğer profesyonel meslekler de insanın zengin olmasını sağlayan işlerdendir. Fakat zengin olmak için memuriyeti seçmek doğru olmadığı gibi ahlaki açıdan da mahzurludur. Çünkü memuriyet; bir çeşit hizmetkarlıktır, halkın ihtiyaçlarını gidermek mesleğidir. Eğer memuriyet yüzünden bir kişi zengin olmuş ise kanunsuz ve yolsuz işlere bulaşmış demektir. Kişi başına yıllık gelirin yaklaşık 10 bin dolar’da kalmasına orta gelir tuzağı denilmektedir. Ülkemiz de neredeyse 10 yıldan beri bu kritik eşiği aşamamış ve 9-11 bin dolar gelir arasında takılıp kalmıştır. Çünkü yapısal değişikliler yapılmadığı gibi herkesin gözünü devlet kapısına dikmesi nedeniyle; iki yakamız bir türlü bir araya gelmemektedir. Türkülere bile konu olan asker veya memur olma isteği ne yazık ki hala devam etmektedir. Birisi kızını evlendirmek istediğinde mesleği ticaret olan yerine memuru tercih etmektedir. “Salla başı almaşı” diye alay konusu olan bu durum; ülkemizin acı gerçeklerinden bir tanesidir. Halbuki memuriyet ve idarecilik; geçim kaygısı ile değil, millete hizmet etmek amacı ile yapılmalıdır. Ekonomide kalkınmak ve gelişmeyi sağlamak için üreticilerin (müstahsillerin) çoğalması ve tüketicilerin (müstehliklerin ) azalması gereklidir. Bediüzzaman Said Nursi İktisat Risalesinde şunları söyler: “İktisatsızlık yüzünden müstehlikler çoğalır, müstahsiller azalır. Herkes gözünü hükûmet kapısına diker. O vakit hayat-ı içtimaiyenin medarı olan san’at, ticaret, ziraat tenakus eder ( nakıslaşır, azalır) . O millet de tedennî (gerileyip) edip sukut eder, fakir düşer”. Bundan 110 yıl önce Anadolu insanını irşad edip aydınlatmak için yola düşen Nursi; aşiretlerin ileri gelenleri ile yapmış olduğu sohbetleri Münazarat isimli eserinde neşreder. Ne ilginçtir ki aradan onca yıl geçmesine rağmen anlatmış olduğu hakikatler hala idrak edilememiştir. Üslübu çok hoşuma gittiği için güncel lisana çevirip değerini düşürmemek için bu sohbetlerden konumuzla ilgisi olan bahisleri aynen yazmak istiyorum… “Soru: Eskiden İslâmlar zengin, onlar fakir idiler. Şimdi her yerde kaziye bilakistir (durum tam tersidir). Hikmeti nedir? Cevap: İki sebebi biliyorum. Birincisi: leyselil insane illa ma’sa (insana ancak çalıştığının karşılığı vardır) olan ferman-ı Rabbanîden müstefad (istifade eden) olan meyelan-ı sa’y (çalışma meyli) ve (Allah çalışıp kazananı sever) olan ferman-ı Nebevîden müstefad olan şevk-i kesb, (çalışma şevki) bazı telkinat (telkinler) ile o meyelan kırıldı ve o şevk de söndü”. Çünkü Dünya hayatı; ahiretin tarlasıdır. Bu zamanda Allah’ın isminin yüceltilmesi maddi olarak güçlü ve zengin olmayı gerektirir. İkinci Sebebi ise şöyle izah eder: “Biz, gayr-ı tabiî (doğal olmayan) ve tembelliğe müsait ve gururu okşayan imaret (emirlik, yöneticilik ile geçim) maişetine el atıp belamızı bulduk” Evet, ülkemizde geçim için sanat, ziraat ve ticarette gelişmek gerekirken bunun yerine yöneticilik, askerlik ve memuriyet mesleği en çok tercih ettiğimiz işlerden oldu. Halbuki memuriyete giren birisinin hamiyet duygusu, çok güçlü olmalıdır. Yani vatanına hizmet etmeyi en önemli görev sayması gerekir. Bunun yerine rızkını memuriyette aramak acizlik ve tembellikten başka bir şey değildir. Bugün hala birkaç kişilik memuriyet işi için onlarca hatta yüzlerce kişi müracaat etmektedir. Son derece sağlıksız olan bu durumu değiştirmek için devlete önemli görevler düşmektedir. Bunlardan acil olarak gördüğüm birkaç tanesini arz etmek istiyorum: Devlet elden geldiğince küçültülmeli memur sayısı en aza indirilmelidir. Otomasyon ve bilgisayar teknolojisindeki gelişmeler memurların yapacağı bir çok işi çok daha kusursuz bir şekilde yapabilmektedir. Özel sektöre verilen devlet teşvikler arttırılmalı, özellikle de ağır vergi yükü; hafifletilmelidir. Kayıt-dışılık önlenerek özellikle halkın sahip olduğu varlıkların gerçek değerlerine yükselmesi için ilgili kamu kurumları gayret göstermelidir. İmar barışı bu konuda son derece yerinde ve gerekli bir adımdır. Askerlik hizmeti tamamen profesyonel hale getirilmeli, mükellef askerlik sistemi kaldırılmalıdır. Kadınların çalışma hayatına girmeleri yerine yuvasında ailesi ile birlikte gelir getiren işler teşvik edilmelidir. İnternet sayesinde bir çok sektörde 08-18 mesaisine gerek kalmamıştır. Esnek ve uzaktan çalışma imkanları çok daha verimli sonuçlar vermektedir.  Aile ve çocuk yardımları arttırılarak ciddi miktarlara getirilmelidir. Bu sayede çocuk sayısının artması teşvik edilmiş olacaktır. Nüfusun genç ve çok olması kalkınmanın anahtar kavramlarından bir tanesidir. Ev hanımları; iktisat konusunda çalışan kadınlara göre son derece dikkatlidir. İsrafı önlemede ve lüks tüketimi azaltma konusunda özellikle annelerin becerisi çok önemli olup teşvik edilmelidir. Serbest piyasa ekonomisine engel olacak tutum ve davranışlardan kaçınılması gereklidir. Özellikle “tanzim satış” adı verilen yapay fiyat ayarlamaları üreticiyi ve ticaretle uğraşan milyonlarca insanı mağdur etmektedir. Kamu iktisadi teşekkülleri özelleştirilerek devlete yük olması önlenmelidir. Özel sektör ve özellikle küçük ve orta işletmeler faizsiz kredilerle teşvik edilmelidir. Rant adı verilen devlet eliyle zengin olma yolları kapatılmalıdır. Devlet faiz ile iş yapan en önemli sömürü çarkı olan bankalar yerine faizsiz çalışan finans kurumlarını desteklemelidir, vesselam...
Ekleme Tarihi: 18 Aralık 2022 - Pazar

Niçin memur olmaya can atıyoruz

Memur olmayı maişet için önemli gören bir toplum yapımız vardır. Halkımız 657 sayılı devlet memurları yasasının kapsamına giren bir işe giren insanlara gıpta ile bakar. Bunun ne derece yanlış olduğunu hem insanın kendisi açısından hem de ülke olarak verdiği zararlardan bahsetmeye çalışalım.

Öncelikle şu iki ayet mealine dikkat edelim:

“Yeryüzünde yürüyen ve rızkını yüklenemeyen nice canlının ve sizin rızkınızı Allah verir” (Ankebut , 60)

“Şüphesiz rızık veren mutlak kudret ve kuvvet sahibi olan Allah’tır” (Zariyat, 58)

İşte maişet yani geçim için; öncelikle Rezzak olan Allah’a müracaat edilmesi gerektiğini ayetler çok net bir şekilde göstermektedir. Çünkü rızkı veren Allah’tır. Bunu bilmeden ve bu ayetlerin hikmetini anlamadan insanların geçimini sağlamak mümkün değildir.

Memur olmak veya sosyal sigortası olan bir işe girmek maişeti kolaylaştırmaz. Bilakis zorlaştırır. Geçim için en isabetli yol ticarettir. Zira Hazreti Muhammed (asm) “rızkın onda dokuzu ticarettedir (Camiüssağir-3296)” buyurmuştur.

Ziraat ve diğer profesyonel meslekler de insanın zengin olmasını sağlayan işlerdendir. Fakat zengin olmak için memuriyeti seçmek doğru olmadığı gibi ahlaki açıdan da mahzurludur. Çünkü memuriyet; bir çeşit hizmetkarlıktır, halkın ihtiyaçlarını gidermek mesleğidir. Eğer memuriyet yüzünden bir kişi zengin olmuş ise kanunsuz ve yolsuz işlere bulaşmış demektir.

Kişi başına yıllık gelirin yaklaşık 10 bin dolar’da kalmasına orta gelir tuzağı denilmektedir. Ülkemiz de neredeyse 10 yıldan beri bu kritik eşiği aşamamış ve 9-11 bin dolar gelir arasında takılıp kalmıştır. Çünkü yapısal değişikliler yapılmadığı gibi herkesin gözünü devlet kapısına dikmesi nedeniyle; iki yakamız bir türlü bir araya gelmemektedir.

Türkülere bile konu olan asker veya memur olma isteği ne yazık ki hala devam etmektedir. Birisi kızını evlendirmek istediğinde mesleği ticaret olan yerine memuru tercih etmektedir. “Salla başı almaşı” diye alay konusu olan bu durum; ülkemizin acı gerçeklerinden bir tanesidir.

Halbuki memuriyet ve idarecilik; geçim kaygısı ile değil, millete hizmet etmek amacı ile yapılmalıdır. Ekonomide kalkınmak ve gelişmeyi sağlamak için üreticilerin (müstahsillerin) çoğalması ve tüketicilerin (müstehliklerin ) azalması gereklidir.

Bediüzzaman Said Nursi İktisat Risalesinde şunları söyler: “İktisatsızlık yüzünden müstehlikler çoğalır, müstahsiller azalır. Herkes gözünü hükûmet kapısına diker. O vakit hayat-ı içtimaiyenin medarı olan san’at, ticaret, ziraat tenakus eder ( nakıslaşır, azalır) . O millet de tedennî (gerileyip) edip sukut eder, fakir düşer”.

Bundan 110 yıl önce Anadolu insanını irşad edip aydınlatmak için yola düşen Nursi; aşiretlerin ileri gelenleri ile yapmış olduğu sohbetleri Münazarat isimli eserinde neşreder. Ne ilginçtir ki aradan onca yıl geçmesine rağmen anlatmış olduğu hakikatler hala idrak edilememiştir. Üslübu çok hoşuma gittiği için güncel lisana çevirip değerini düşürmemek için bu sohbetlerden konumuzla ilgisi olan bahisleri aynen yazmak istiyorum…

“Soru: Eskiden İslâmlar zengin, onlar fakir idiler. Şimdi her yerde kaziye bilakistir (durum tam tersidir). Hikmeti nedir?

Cevap: İki sebebi biliyorum.

Birincisi: leyselil insane illa ma’sa (insana ancak çalıştığının karşılığı vardır) olan ferman-ı Rabbanîden müstefad (istifade eden) olan meyelan-ı sa’y (çalışma meyli) ve (Allah çalışıp kazananı sever) olan ferman-ı Nebevîden müstefad olan şevk-i kesb, (çalışma şevki) bazı telkinat (telkinler) ile o meyelan kırıldı ve o şevk de söndü”.

Çünkü Dünya hayatı; ahiretin tarlasıdır. Bu zamanda Allah’ın isminin yüceltilmesi maddi olarak güçlü ve zengin olmayı gerektirir.

İkinci Sebebi ise şöyle izah eder:

“Biz, gayr-ı tabiî (doğal olmayan) ve tembelliğe müsait ve gururu okşayan imaret (emirlik, yöneticilik ile geçim) maişetine el atıp belamızı bulduk”

Evet, ülkemizde geçim için sanat, ziraat ve ticarette gelişmek gerekirken bunun yerine yöneticilik, askerlik ve memuriyet mesleği en çok tercih ettiğimiz işlerden oldu. Halbuki memuriyete giren birisinin hamiyet duygusu, çok güçlü olmalıdır. Yani vatanına hizmet etmeyi en önemli görev sayması gerekir. Bunun yerine rızkını memuriyette aramak acizlik ve tembellikten başka bir şey değildir.

Bugün hala birkaç kişilik memuriyet işi için onlarca hatta yüzlerce kişi müracaat etmektedir. Son derece sağlıksız olan bu durumu değiştirmek için devlete önemli görevler düşmektedir. Bunlardan acil olarak gördüğüm birkaç tanesini arz etmek istiyorum:

Devlet elden geldiğince küçültülmeli memur sayısı en aza indirilmelidir. Otomasyon ve bilgisayar teknolojisindeki gelişmeler memurların yapacağı bir çok işi çok daha kusursuz bir şekilde yapabilmektedir.


Özel sektöre verilen devlet teşvikler arttırılmalı, özellikle de ağır vergi yükü; hafifletilmelidir.


Kayıt-dışılık önlenerek özellikle halkın sahip olduğu varlıkların gerçek değerlerine yükselmesi için ilgili kamu kurumları gayret göstermelidir. İmar barışı bu konuda son derece yerinde ve gerekli bir adımdır.


Askerlik hizmeti tamamen profesyonel hale getirilmeli, mükellef askerlik sistemi kaldırılmalıdır.


Kadınların çalışma hayatına girmeleri yerine yuvasında ailesi ile birlikte gelir getiren işler teşvik edilmelidir. İnternet sayesinde bir çok sektörde 08-18 mesaisine gerek kalmamıştır. Esnek ve uzaktan çalışma imkanları çok daha verimli sonuçlar vermektedir.


 Aile ve çocuk yardımları arttırılarak ciddi miktarlara getirilmelidir. Bu sayede çocuk sayısının artması teşvik edilmiş olacaktır. Nüfusun genç ve çok olması kalkınmanın anahtar kavramlarından bir tanesidir.


Ev hanımları; iktisat konusunda çalışan kadınlara göre son derece dikkatlidir. İsrafı önlemede ve lüks tüketimi azaltma konusunda özellikle annelerin becerisi çok önemli olup teşvik edilmelidir.


Serbest piyasa ekonomisine engel olacak tutum ve davranışlardan kaçınılması gereklidir. Özellikle “tanzim satış” adı verilen yapay fiyat ayarlamaları üreticiyi ve ticaretle uğraşan milyonlarca insanı mağdur etmektedir.


Kamu iktisadi teşekkülleri özelleştirilerek devlete yük olması önlenmelidir. Özel sektör ve özellikle küçük ve orta işletmeler faizsiz kredilerle teşvik edilmelidir.
Rant adı verilen devlet eliyle zengin olma yolları kapatılmalıdır.


Devlet faiz ile iş yapan en önemli sömürü çarkı olan bankalar yerine faizsiz çalışan finans kurumlarını desteklemelidir, vesselam...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.