Bilal Dursun YILMAZ
Köşe Yazarı
Bilal Dursun YILMAZ
 

Kariyer planlaması…

<p>Cumhurbaşkanlığının tensipleriyle t&uuml;m &uuml;niversitelerimizin lisans ve &ouml;n lisan programlarına bir saatlik zorunlu &ldquo;Kariyer Planlaması&rdquo; dersi konuldu. Bu mahiyetteki bir dersin &ccedil;ocuklarımızın eğitim hayatında yer almasının elzem olduğunu d&uuml;ş&uuml;nenlerdenim. &Ccedil;ocuklarımızın ilgilerine, becerilerine, fıtratlarına uygun olan mesleklere y&ouml;nlendirilmesi, bunlara uygun eğitim alternatiflerinin ilkokuldan itibaren verilmesi kanaatindeyim. B&uuml;t&uuml;n &ouml;ğrencilerin aynı standarda bağlanması, aynı m&uuml;fredata tabi tutulması pek &ccedil;ok dehanın arada kaybolup gitmesine sebep olduğunu d&uuml;ş&uuml;nenlerdenim. Albert Einstein&rsquo;in meşhur hik&acirc;yesi olan ilk mektepte geri zek&acirc;lı muamelesi g&ouml;rmesi bu konuyu anlatması bakımından &ccedil;arpıcı bir &ouml;rnektir. Lakin ta Einstein&rsquo;e kadar gitmeye gerek yok ge&ccedil;en g&uuml;n Doğuda bir ilimizde hen&uuml;z ilkokul &ccedil;ağındaki bir &ccedil;ocuğumuzda m&uuml;thiş bir m&uuml;zik kulağı, bu minvalde bir yeteneği olduğu keşfedildiği haberi televizyonda dolaşıyordu. Ya keşfedilemeyenler&hellip; Kanaatimce meseleye &ldquo;Burada hi&ccedil;bir balık u&ccedil;maya, hi&ccedil;bir kuş y&uuml;zmeye zorlanmaz&hellip;&rdquo; anlayışı i&ccedil;inde bakmak gerekiyor.</p> <p>Bizde garip bir kariyer ve iş anlayışı var. G&uuml;d&uuml;mlenmiş. Ge&ccedil;en g&uuml;n &uuml;niversiteyi aynı d&ouml;nem okuduğum bir arkadaşımla; &uuml;niversite yıllarından, sınıf arkadaşlarımızdan, ortak hatırlarımızdan konuşuyorduk mevzumuz &ldquo;kim nerede ne iş yapıyor&rdquo; şeklinde kariyer meselesine geldi. Arkadaşım pek keyifliydi, hen&uuml;z 15 g&uuml;n &ouml;nce akademik doktor olmuştu, s&ouml;z&uuml; kendine getirdi. Bu s&uuml;reci ge&ccedil;mek onun i&ccedil;in kolay olmamıştı. Doktora tezi yazarken ki sıkıntılarından bahsetti. Ne de olsa akademik kariyerin mihenk taşıdır doktora tezi. Adını bilim tarihine yazdırmış insanların kahir ekserinin bu ş&ouml;hrete ulaşmasına temel olan &ccedil;alışmaları doktora tezleri ve bu s&uuml;re&ccedil;te yaptıkları yayınlar olmuştur. Bu insanlar doktora s&uuml;recinde attıkları temele s&uuml;rekli yeni inşalar yaparak bilimsel &ccedil;alışmalarının doruk noktasına ulaşmışlardır. Lakin eskiden beri var olan kadim bir tartışma da bug&uuml;nlerde yine ayyuka &ccedil;ıkmış durumda: &ldquo;nicelik arttık&ccedil;a nitelik kayboluyor&rdquo; tezi akademinin k&uuml;resel bir sorunu olarak yeniden g&uuml;ndemdeki yerini almış durumda. Bu durum &uuml;lkemiz i&ccedil;in de malum bir ger&ccedil;ek olarak ortadadır. Her doktora &ccedil;alışması tanımlandığı gibi idealist ve m&uuml;him bir kıymete haiz olsaydı bug&uuml;n en azından &uuml;lkemiz i&ccedil;in daha farklı şeyleri konuşur, tartışır olurduk neyse bu başka bir yazıda mevzu bahis edilecek bir konu&hellip;</p> <p>Ben arkadaşımla aramızda ge&ccedil;en muhavereye tekrardan d&ouml;neyim. Arkadaşım, ortak tanıdığımız bazı isimleri zikrederek şu nitelemelerde bulunuyordu: &ldquo;filan kişi &ccedil;ok zekiydi şimdi bu halde, feşmek&acirc;nın dersleri &ccedil;ok başarılıydı, aktif bir &ouml;ğrenciydi bug&uuml;n şu işi yapıyor&rdquo; şeklinde onları k&uuml;&ccedil;&uuml;mseyen ifadelerle konuyu ş&ouml;yle bağladı; &ldquo;bu arkadaşlar &ouml;ğrenciyken başarılıydılar, aktiftiler fakat netice itibariyle kimi polis oldu, kimi pazarcı. Bir mevkie gelemediler ben ise akademik doktor oldum&rdquo;. Biraz da bana nispet yaparak demek istiyordu ki: &ldquo;ben kariyer planlamamı &ccedil;ok iyi yaptım ve şimdi buradayım. Zeki olmak ya da farklı yeteneklere sahip olmak &ouml;nemli değil, &ouml;nemli olan kendini bilip, geleceğini y&ouml;netebilmektir.&rdquo; Arkadaşım aslında bir bakıma haklıydı, kariyer y&ouml;netmek bu olsa gerek. Ne yapamayacağını bilmek... Arkadaşımla birbirimizi 25 yıldır tanıyoruz, hen&uuml;z yeni doktorasını almış dostumun mutluluğuna g&ouml;lge d&uuml;ş&uuml;rmemeye gayret ederek, rencide etmeden ona dedim ki: &ldquo;Sevgili kardeşim o niteliklerini saydığın kişilerden biri de benim. &Uuml;niversite okurken bir yandan berber d&uuml;kk&acirc;nı işletiyordum, diğer yandan gazete &ccedil;ıkarıyordum, &ouml;b&uuml;r taraftan piyasaya reklam hizmetleri yapıyordum, yurtta kaldığım boş saatlerde de kapalı &ccedil;arşıdan aldığım incik boncuktan takı tasarımı yapıp bunları &ouml;ğrencilere ve personele satıyordum ve hakeza. Ayrıca bu işleri yaparken de okulumu ve derslerimi ihmal etmiyordum. &Uuml;niversiteyi de b&ouml;l&uuml;m birincisi, fak&uuml;lte ikinci olarak bitirdim. Hen&uuml;z &uuml;niversite bitmemişken o d&ouml;nem i&ccedil;in hayli y&uuml;ksek bir maaşla da işe başlamıştım. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; benim para kazanamayacağımdan yana bir korkum, piyasada iş yapamam diye de bir endişem yoktu. Sermayem olmasa da bilgim ve cesaretim vardı o sebepten de bilin&ccedil;sizce de olsa yapmak istediğimi, olmak istediğimi yapmak benim i&ccedil;in memur olmaktan evla bir işti. İyi bir gazeteci olmak benim i&ccedil;in hoca olmaktan &ouml;ncelikliydi. Dolayısıyla bu işe daha &ccedil;ok y&ouml;nelmiştim. Lakin &ccedil;evremde tanıdığım pek &ccedil;ok kişi okul bittiğinde sudan &ccedil;ıkmış bir balığın yaşadığı duyguları yaşayacak olmanın elim korkusu i&ccedil;inde daima kamu hizmetine g&uuml;d&uuml;mlenmişti. Kamuda (&uuml;niversitede) herhangi bir g&ouml;revde &ccedil;alışabilmek i&ccedil;in bazıları şeref ve haysiyetinden pek &ccedil;ok şey feda etmişti. Lakin senin adını saydığın o aktif olan &ouml;ğrenciler &lsquo;nasıl olsa bir iş yaparım, tuttuğumu koparırım&rsquo; d&uuml;ş&uuml;ncesi ile piyasaya atıldılar, belki umduklarını &ccedil;oğu kez bulamadılar, hayal kırıkları yaşadılar, bazen umutları kayboldu bazen de paraları ama m&uuml;cadeleyi olması gereken yerde, sahada yaptılar. Evet, pek &ccedil;ok kez kurumların i&ccedil;inde de m&uuml;cadeleler oluyor hem de en haysiyetsizinden ama onlar bu kirli m&uuml;cadele yerine er meydanını tercih ettiler. Gazetecilik okuyanlar pazarlamacı oldu, halkla ilikler okuyanlar kabzımal, m&uuml;hendisler tacir ve sair&hellip; Tabii ki bu durumun bu şekilde gelişmesi bir &uuml;lkenin geleceği i&ccedil;in, bireyleri i&ccedil;in &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir enerji ve sermaye israfıdır. İnsan i&ccedil;in en değerli şey nedir? Ş&uuml;phesiz ki &ouml;mr&uuml;n&uuml; &uuml;zerine inşa ettiği vakittir. &Ouml;m&uuml;r sermayesini ve vaktini heba edenin vay haline... Maalesef ki eğitim anlayışımız hem kurumlarımızda hem &ouml;ğrencilerimizde hem de velilerimizde en değerli sermayemizi; gen&ccedil;liğimizi ve zamanımızı heder eden bir anlayış &uuml;zerine inşa edilmiş vaziyette&hellip; &Uuml;niversiteye gelen ve beş yıl bir b&ouml;l&uuml;mde okuyan birisi mezun olunca neden okuduğu b&ouml;l&uuml;m ile alakasız bir işte, bir meslekte &ccedil;alışıyor ya da &ccedil;alışma teşebb&uuml;s&uuml;nde bulunuyor, ya da neden buna mecbur oluyor? Ve &uuml;niversite mezunlarının b&uuml;y&uuml;k bir kısmı neden &lsquo;kendimi nasıl kamuya sokarım&rsquo;ın derdi i&ccedil;inde ve ne iş olduğu &ouml;nemli olmaksızın bir kamu &ccedil;alışanı olmak i&ccedil;in ne &ccedil;ok ve gereksiz sınavları vermek zorunda kalıyorlar? Elbette ki bu konu eğitim camiamızın, kamuoyumuzun yıllardır tartıştığı ve i&ccedil;inden &ccedil;ıkamadığı bir durumdur. Lakin ben bir kısmına cevap vereyim; başıboşluktan, bilin&ccedil;sizlikten, yanlış y&ouml;nlendirmeden ve sistemden ya da sistemsizlikten&hellip; Yeteri kadar tanıyamadan ya da tanımak istemeden &lsquo;benim kızım doktor olacak, benim oğlum subay olacak&rsquo; dayatmasıyla b&uuml;y&uuml;tt&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z &ccedil;ocuklarımızı kendi arzularımıza bile isteye kurban ediyoruz. Onların fıtratlarını, duygularını, yetilerini keşfetmeye &ccedil;alışmadan bir yandan en g&ouml;zde (?) olan mesleklere zorluyor &ouml;b&uuml;r yandan da nasıl daha rahat para kazanabileceklerini, kendilerini yormadan nasıl avantandan işler yapabileceklerini, bu işlerin uyanığı nasıl olacaklarını onlara salık veriyoruz.&rdquo;&nbsp;</p> <p>Bir hatıram aklıma geldi: &uuml;niversiteye yeni başlamışım hazırlık sınıfındayım bir g&uuml;n yurt lojmanlarının &ouml;n&uuml;nde bir bankta otururken yanıma Muhittin hocam oturdu hangi b&ouml;l&uuml;m&uuml; okuduğumu vesaire sordu, tanıştık. Bana; okuduğum b&ouml;l&uuml;m&uuml; nasıl algıladığımı, o b&ouml;l&uuml;mden ne anladığımı, beklentilerimi ve halkla ilişkilerin ne anlama geldiğini sordu ben de kendimce bunları cevapladım. O, &ldquo;Hayır dedi. Ben, bunları sormuyorum. Sokaktan ge&ccedil;en herhangi birini &ccedil;evirsen ona da &lsquo;halkla ilişkiler nedir?&rsquo; diye sorsan o da bir s&uuml;r&uuml; şey s&ouml;yler, s&ouml;ylediği şeyler de bir halkla ilişkiler tanımı olabilir. Ben ise senin ger&ccedil;ekten neyi istediğini, istediğin şeyin ger&ccedil;ekten bu b&ouml;l&uuml;m m&uuml; olduğunu &ouml;ğrenmek istiyorum&rdquo; şeklinde bir a&ccedil;ıklama yaptı. Ben ki &uuml;niversiteye yaşımın &uuml;st&uuml;nde başlamanın avantajlısıydım. Hayat tecr&uuml;bem, esnaflığım, gurbet g&ouml;rm&uuml;şl&uuml;ğ&uuml;m gibi diğer &ouml;ğrencilerde olmayan avantajlarım vardı. Bunlara istinaden de kendimi g&uuml;ya &ccedil;ok bilin&ccedil;li bir &uuml;niversite tercihi yapmış sayıyordum ta ki o sualle muhatap olana kadar. Nitekim bu sual bana o kadar da bilin&ccedil;li olmadığımı g&ouml;stermişti, kendimle y&uuml;zleşmemi sağlamıştı. O yaz T&uuml;rkiye&rsquo;ye d&ouml;n&uuml;nce epey bir kitap aldım b&ouml;l&uuml;m&uuml;mle ilgili okuyup &ouml;ğreneyim daha bilin&ccedil;li olayım, kendimi geliştireyim diye &ccedil;ok &ccedil;abaladım. Lakin tercih yaparken salt bir mesleğin pop&uuml;laritesi, maddi getirisi size katacağı imajı &ouml;nemli değilmiş, &uuml;niversiteyi bitirip sahaya &ccedil;ıkınca onu bi hakkalyak&icirc;n i&ccedil;inde yaşayarak g&ouml;rd&uuml;m. Bir mesleği icra ederken fıtratınız da &ccedil;ok &ouml;nemliymiş, yani insanın tabiatı; yeteneklerini, duygularını y&ouml;netebilmeliymiş bunu &ouml;ğrendim. Kemal Sunal gibi ger&ccedil;ek hayatta &ccedil;ok ciddi miza&ccedil;lı bir adamın kamera karşısında &ldquo;İnek Şaban&rdquo; olabilmesi ve bunu karşısındakine de aynen hissettirmesi, inandırabilmesi &ouml;nemli bir maharetmiş onu idrak ettim. Evet, ben bunları deneyimleyerek &ouml;ğrendim. Deneyimleyerek &ouml;ğrenmek en kalıcı &ouml;ğrenme bi&ccedil;imi olsa da &ldquo;bir musibetin bin nasihatten daha iyi&rdquo; olduğu anlayışı bazen &ccedil;ok ağır bedellere mal olabiliyormuş bunu kendimde ve &ccedil;evremde yaşayarak g&ouml;rd&uuml;m. Bu bedeller; bazen psikolojik tedavi g&ouml;rmenizi gerektirebiliyor, belki eşinizden ya da ailenizden ayrılmak zorunda da kalabiliyorsunuz, sevdiklerinize g&ouml;n&uuml;l koyuyor hatta onları d&uuml;şman bile belleyebiliyorsunuz daha ileri d&uuml;zeyde ise cinnet ge&ccedil;irebiliyor, sevdiklerinize ya da kendinize kast bile edebiliyorsunuz. B&ouml;ylesi bir musibete d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml;zde &ldquo;hasb&uuml;nallah&uuml; ve ni&#39;melvek&icirc;l&rdquo; diyebilecek itikattan da yoksunsanız artık tecr&uuml;benin de size katacağı fazla bir şey olmadığını anladığınızda iş işten artık ge&ccedil;miş oluyor. Bazı şeyleri tecr&uuml;be edenler &ldquo;okulunu okusaydım bu bilgiye ulaşamazdım, bu bana m&uuml;thiş bir ders oldu&rdquo; derler. Evet, tecr&uuml;benin bu denli etkili olduğu doğrudur. Lakin &ouml;ğrenmek i&ccedil;in illaki bu ağır bedelleri &ouml;denmeli mi insan? Kendi kariyer planlamasını yaparken doğru kararları verebilmesi i&ccedil;in insanın illaki bir kısım olumsuzlukları yaşaması mı gerekiyor? &Ccedil;ocukluğumda merhum Şule Y&uuml;ksel Şenlerin Huzur Sokağı romanını okurken &ouml;nemli g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m bazı s&ouml;zlerini bir deftere not ediyordum o s&ouml;zlerden biri de şuydu; &ldquo;Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku.&rdquo; bana &ccedil;ok tesir eden bu s&ouml;z&uuml;n yıllar sonra membaını bulmuştum. &Ccedil;ok ş&uuml;mull&uuml; bu s&ouml;ze benzer ya da aynı mahiyette s&ouml;zlere edebiyatımızda, hatta pop&uuml;ler k&uuml;lt&uuml;r&uuml;m&uuml;zde de sık&ccedil;a rastlanılmaktadır. Hacı Bayram Veli&rsquo;nin &ldquo;sen seni bil sen seni&rdquo; s&ouml;z&uuml; Sezen Aksu&rsquo;dan Cem Karaca&rsquo;ya &ccedil;ok kıymetli sanat&ccedil;ılarımıza ilham olmuş muhteşem bir &ouml;ğretidir.</p> <p>Son s&ouml;z</p> <p>İnsan &ouml;nce kendini okumalı, kendini tefekk&uuml;r edebilmeli, kendini tanımalı, sınırlarını bilmeli ki ne yapacağını, nerede duracağını, neyi başaracağını, nasıl başaracağını da planlayabilsin.</p> <p>Lakin insan başkasını okuyabilirken &ccedil;oğu kez kendini okuyamaz bu da başka bir hakikattir.</p> <p>Bilal Dursun YILMAZ</p>
Ekleme Tarihi: 03 Mart 2021 - Çarşamba

Kariyer planlaması…

<p>Cumhurbaşkanlığının tensipleriyle t&uuml;m &uuml;niversitelerimizin lisans ve &ouml;n lisan programlarına bir saatlik zorunlu &ldquo;Kariyer Planlaması&rdquo; dersi konuldu. Bu mahiyetteki bir dersin &ccedil;ocuklarımızın eğitim hayatında yer almasının elzem olduğunu d&uuml;ş&uuml;nenlerdenim. &Ccedil;ocuklarımızın ilgilerine, becerilerine, fıtratlarına uygun olan mesleklere y&ouml;nlendirilmesi, bunlara uygun eğitim alternatiflerinin ilkokuldan itibaren verilmesi kanaatindeyim. B&uuml;t&uuml;n &ouml;ğrencilerin aynı standarda bağlanması, aynı m&uuml;fredata tabi tutulması pek &ccedil;ok dehanın arada kaybolup gitmesine sebep olduğunu d&uuml;ş&uuml;nenlerdenim. Albert Einstein&rsquo;in meşhur hik&acirc;yesi olan ilk mektepte geri zek&acirc;lı muamelesi g&ouml;rmesi bu konuyu anlatması bakımından &ccedil;arpıcı bir &ouml;rnektir. Lakin ta Einstein&rsquo;e kadar gitmeye gerek yok ge&ccedil;en g&uuml;n Doğuda bir ilimizde hen&uuml;z ilkokul &ccedil;ağındaki bir &ccedil;ocuğumuzda m&uuml;thiş bir m&uuml;zik kulağı, bu minvalde bir yeteneği olduğu keşfedildiği haberi televizyonda dolaşıyordu. Ya keşfedilemeyenler&hellip; Kanaatimce meseleye &ldquo;Burada hi&ccedil;bir balık u&ccedil;maya, hi&ccedil;bir kuş y&uuml;zmeye zorlanmaz&hellip;&rdquo; anlayışı i&ccedil;inde bakmak gerekiyor.</p> <p>Bizde garip bir kariyer ve iş anlayışı var. G&uuml;d&uuml;mlenmiş. Ge&ccedil;en g&uuml;n &uuml;niversiteyi aynı d&ouml;nem okuduğum bir arkadaşımla; &uuml;niversite yıllarından, sınıf arkadaşlarımızdan, ortak hatırlarımızdan konuşuyorduk mevzumuz &ldquo;kim nerede ne iş yapıyor&rdquo; şeklinde kariyer meselesine geldi. Arkadaşım pek keyifliydi, hen&uuml;z 15 g&uuml;n &ouml;nce akademik doktor olmuştu, s&ouml;z&uuml; kendine getirdi. Bu s&uuml;reci ge&ccedil;mek onun i&ccedil;in kolay olmamıştı. Doktora tezi yazarken ki sıkıntılarından bahsetti. Ne de olsa akademik kariyerin mihenk taşıdır doktora tezi. Adını bilim tarihine yazdırmış insanların kahir ekserinin bu ş&ouml;hrete ulaşmasına temel olan &ccedil;alışmaları doktora tezleri ve bu s&uuml;re&ccedil;te yaptıkları yayınlar olmuştur. Bu insanlar doktora s&uuml;recinde attıkları temele s&uuml;rekli yeni inşalar yaparak bilimsel &ccedil;alışmalarının doruk noktasına ulaşmışlardır. Lakin eskiden beri var olan kadim bir tartışma da bug&uuml;nlerde yine ayyuka &ccedil;ıkmış durumda: &ldquo;nicelik arttık&ccedil;a nitelik kayboluyor&rdquo; tezi akademinin k&uuml;resel bir sorunu olarak yeniden g&uuml;ndemdeki yerini almış durumda. Bu durum &uuml;lkemiz i&ccedil;in de malum bir ger&ccedil;ek olarak ortadadır. Her doktora &ccedil;alışması tanımlandığı gibi idealist ve m&uuml;him bir kıymete haiz olsaydı bug&uuml;n en azından &uuml;lkemiz i&ccedil;in daha farklı şeyleri konuşur, tartışır olurduk neyse bu başka bir yazıda mevzu bahis edilecek bir konu&hellip;</p> <p>Ben arkadaşımla aramızda ge&ccedil;en muhavereye tekrardan d&ouml;neyim. Arkadaşım, ortak tanıdığımız bazı isimleri zikrederek şu nitelemelerde bulunuyordu: &ldquo;filan kişi &ccedil;ok zekiydi şimdi bu halde, feşmek&acirc;nın dersleri &ccedil;ok başarılıydı, aktif bir &ouml;ğrenciydi bug&uuml;n şu işi yapıyor&rdquo; şeklinde onları k&uuml;&ccedil;&uuml;mseyen ifadelerle konuyu ş&ouml;yle bağladı; &ldquo;bu arkadaşlar &ouml;ğrenciyken başarılıydılar, aktiftiler fakat netice itibariyle kimi polis oldu, kimi pazarcı. Bir mevkie gelemediler ben ise akademik doktor oldum&rdquo;. Biraz da bana nispet yaparak demek istiyordu ki: &ldquo;ben kariyer planlamamı &ccedil;ok iyi yaptım ve şimdi buradayım. Zeki olmak ya da farklı yeteneklere sahip olmak &ouml;nemli değil, &ouml;nemli olan kendini bilip, geleceğini y&ouml;netebilmektir.&rdquo; Arkadaşım aslında bir bakıma haklıydı, kariyer y&ouml;netmek bu olsa gerek. Ne yapamayacağını bilmek... Arkadaşımla birbirimizi 25 yıldır tanıyoruz, hen&uuml;z yeni doktorasını almış dostumun mutluluğuna g&ouml;lge d&uuml;ş&uuml;rmemeye gayret ederek, rencide etmeden ona dedim ki: &ldquo;Sevgili kardeşim o niteliklerini saydığın kişilerden biri de benim. &Uuml;niversite okurken bir yandan berber d&uuml;kk&acirc;nı işletiyordum, diğer yandan gazete &ccedil;ıkarıyordum, &ouml;b&uuml;r taraftan piyasaya reklam hizmetleri yapıyordum, yurtta kaldığım boş saatlerde de kapalı &ccedil;arşıdan aldığım incik boncuktan takı tasarımı yapıp bunları &ouml;ğrencilere ve personele satıyordum ve hakeza. Ayrıca bu işleri yaparken de okulumu ve derslerimi ihmal etmiyordum. &Uuml;niversiteyi de b&ouml;l&uuml;m birincisi, fak&uuml;lte ikinci olarak bitirdim. Hen&uuml;z &uuml;niversite bitmemişken o d&ouml;nem i&ccedil;in hayli y&uuml;ksek bir maaşla da işe başlamıştım. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; benim para kazanamayacağımdan yana bir korkum, piyasada iş yapamam diye de bir endişem yoktu. Sermayem olmasa da bilgim ve cesaretim vardı o sebepten de bilin&ccedil;sizce de olsa yapmak istediğimi, olmak istediğimi yapmak benim i&ccedil;in memur olmaktan evla bir işti. İyi bir gazeteci olmak benim i&ccedil;in hoca olmaktan &ouml;ncelikliydi. Dolayısıyla bu işe daha &ccedil;ok y&ouml;nelmiştim. Lakin &ccedil;evremde tanıdığım pek &ccedil;ok kişi okul bittiğinde sudan &ccedil;ıkmış bir balığın yaşadığı duyguları yaşayacak olmanın elim korkusu i&ccedil;inde daima kamu hizmetine g&uuml;d&uuml;mlenmişti. Kamuda (&uuml;niversitede) herhangi bir g&ouml;revde &ccedil;alışabilmek i&ccedil;in bazıları şeref ve haysiyetinden pek &ccedil;ok şey feda etmişti. Lakin senin adını saydığın o aktif olan &ouml;ğrenciler &lsquo;nasıl olsa bir iş yaparım, tuttuğumu koparırım&rsquo; d&uuml;ş&uuml;ncesi ile piyasaya atıldılar, belki umduklarını &ccedil;oğu kez bulamadılar, hayal kırıkları yaşadılar, bazen umutları kayboldu bazen de paraları ama m&uuml;cadeleyi olması gereken yerde, sahada yaptılar. Evet, pek &ccedil;ok kez kurumların i&ccedil;inde de m&uuml;cadeleler oluyor hem de en haysiyetsizinden ama onlar bu kirli m&uuml;cadele yerine er meydanını tercih ettiler. Gazetecilik okuyanlar pazarlamacı oldu, halkla ilikler okuyanlar kabzımal, m&uuml;hendisler tacir ve sair&hellip; Tabii ki bu durumun bu şekilde gelişmesi bir &uuml;lkenin geleceği i&ccedil;in, bireyleri i&ccedil;in &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir enerji ve sermaye israfıdır. İnsan i&ccedil;in en değerli şey nedir? Ş&uuml;phesiz ki &ouml;mr&uuml;n&uuml; &uuml;zerine inşa ettiği vakittir. &Ouml;m&uuml;r sermayesini ve vaktini heba edenin vay haline... Maalesef ki eğitim anlayışımız hem kurumlarımızda hem &ouml;ğrencilerimizde hem de velilerimizde en değerli sermayemizi; gen&ccedil;liğimizi ve zamanımızı heder eden bir anlayış &uuml;zerine inşa edilmiş vaziyette&hellip; &Uuml;niversiteye gelen ve beş yıl bir b&ouml;l&uuml;mde okuyan birisi mezun olunca neden okuduğu b&ouml;l&uuml;m ile alakasız bir işte, bir meslekte &ccedil;alışıyor ya da &ccedil;alışma teşebb&uuml;s&uuml;nde bulunuyor, ya da neden buna mecbur oluyor? Ve &uuml;niversite mezunlarının b&uuml;y&uuml;k bir kısmı neden &lsquo;kendimi nasıl kamuya sokarım&rsquo;ın derdi i&ccedil;inde ve ne iş olduğu &ouml;nemli olmaksızın bir kamu &ccedil;alışanı olmak i&ccedil;in ne &ccedil;ok ve gereksiz sınavları vermek zorunda kalıyorlar? Elbette ki bu konu eğitim camiamızın, kamuoyumuzun yıllardır tartıştığı ve i&ccedil;inden &ccedil;ıkamadığı bir durumdur. Lakin ben bir kısmına cevap vereyim; başıboşluktan, bilin&ccedil;sizlikten, yanlış y&ouml;nlendirmeden ve sistemden ya da sistemsizlikten&hellip; Yeteri kadar tanıyamadan ya da tanımak istemeden &lsquo;benim kızım doktor olacak, benim oğlum subay olacak&rsquo; dayatmasıyla b&uuml;y&uuml;tt&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z &ccedil;ocuklarımızı kendi arzularımıza bile isteye kurban ediyoruz. Onların fıtratlarını, duygularını, yetilerini keşfetmeye &ccedil;alışmadan bir yandan en g&ouml;zde (?) olan mesleklere zorluyor &ouml;b&uuml;r yandan da nasıl daha rahat para kazanabileceklerini, kendilerini yormadan nasıl avantandan işler yapabileceklerini, bu işlerin uyanığı nasıl olacaklarını onlara salık veriyoruz.&rdquo;&nbsp;</p> <p>Bir hatıram aklıma geldi: &uuml;niversiteye yeni başlamışım hazırlık sınıfındayım bir g&uuml;n yurt lojmanlarının &ouml;n&uuml;nde bir bankta otururken yanıma Muhittin hocam oturdu hangi b&ouml;l&uuml;m&uuml; okuduğumu vesaire sordu, tanıştık. Bana; okuduğum b&ouml;l&uuml;m&uuml; nasıl algıladığımı, o b&ouml;l&uuml;mden ne anladığımı, beklentilerimi ve halkla ilişkilerin ne anlama geldiğini sordu ben de kendimce bunları cevapladım. O, &ldquo;Hayır dedi. Ben, bunları sormuyorum. Sokaktan ge&ccedil;en herhangi birini &ccedil;evirsen ona da &lsquo;halkla ilişkiler nedir?&rsquo; diye sorsan o da bir s&uuml;r&uuml; şey s&ouml;yler, s&ouml;ylediği şeyler de bir halkla ilişkiler tanımı olabilir. Ben ise senin ger&ccedil;ekten neyi istediğini, istediğin şeyin ger&ccedil;ekten bu b&ouml;l&uuml;m m&uuml; olduğunu &ouml;ğrenmek istiyorum&rdquo; şeklinde bir a&ccedil;ıklama yaptı. Ben ki &uuml;niversiteye yaşımın &uuml;st&uuml;nde başlamanın avantajlısıydım. Hayat tecr&uuml;bem, esnaflığım, gurbet g&ouml;rm&uuml;şl&uuml;ğ&uuml;m gibi diğer &ouml;ğrencilerde olmayan avantajlarım vardı. Bunlara istinaden de kendimi g&uuml;ya &ccedil;ok bilin&ccedil;li bir &uuml;niversite tercihi yapmış sayıyordum ta ki o sualle muhatap olana kadar. Nitekim bu sual bana o kadar da bilin&ccedil;li olmadığımı g&ouml;stermişti, kendimle y&uuml;zleşmemi sağlamıştı. O yaz T&uuml;rkiye&rsquo;ye d&ouml;n&uuml;nce epey bir kitap aldım b&ouml;l&uuml;m&uuml;mle ilgili okuyup &ouml;ğreneyim daha bilin&ccedil;li olayım, kendimi geliştireyim diye &ccedil;ok &ccedil;abaladım. Lakin tercih yaparken salt bir mesleğin pop&uuml;laritesi, maddi getirisi size katacağı imajı &ouml;nemli değilmiş, &uuml;niversiteyi bitirip sahaya &ccedil;ıkınca onu bi hakkalyak&icirc;n i&ccedil;inde yaşayarak g&ouml;rd&uuml;m. Bir mesleği icra ederken fıtratınız da &ccedil;ok &ouml;nemliymiş, yani insanın tabiatı; yeteneklerini, duygularını y&ouml;netebilmeliymiş bunu &ouml;ğrendim. Kemal Sunal gibi ger&ccedil;ek hayatta &ccedil;ok ciddi miza&ccedil;lı bir adamın kamera karşısında &ldquo;İnek Şaban&rdquo; olabilmesi ve bunu karşısındakine de aynen hissettirmesi, inandırabilmesi &ouml;nemli bir maharetmiş onu idrak ettim. Evet, ben bunları deneyimleyerek &ouml;ğrendim. Deneyimleyerek &ouml;ğrenmek en kalıcı &ouml;ğrenme bi&ccedil;imi olsa da &ldquo;bir musibetin bin nasihatten daha iyi&rdquo; olduğu anlayışı bazen &ccedil;ok ağır bedellere mal olabiliyormuş bunu kendimde ve &ccedil;evremde yaşayarak g&ouml;rd&uuml;m. Bu bedeller; bazen psikolojik tedavi g&ouml;rmenizi gerektirebiliyor, belki eşinizden ya da ailenizden ayrılmak zorunda da kalabiliyorsunuz, sevdiklerinize g&ouml;n&uuml;l koyuyor hatta onları d&uuml;şman bile belleyebiliyorsunuz daha ileri d&uuml;zeyde ise cinnet ge&ccedil;irebiliyor, sevdiklerinize ya da kendinize kast bile edebiliyorsunuz. B&ouml;ylesi bir musibete d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml;zde &ldquo;hasb&uuml;nallah&uuml; ve ni&#39;melvek&icirc;l&rdquo; diyebilecek itikattan da yoksunsanız artık tecr&uuml;benin de size katacağı fazla bir şey olmadığını anladığınızda iş işten artık ge&ccedil;miş oluyor. Bazı şeyleri tecr&uuml;be edenler &ldquo;okulunu okusaydım bu bilgiye ulaşamazdım, bu bana m&uuml;thiş bir ders oldu&rdquo; derler. Evet, tecr&uuml;benin bu denli etkili olduğu doğrudur. Lakin &ouml;ğrenmek i&ccedil;in illaki bu ağır bedelleri &ouml;denmeli mi insan? Kendi kariyer planlamasını yaparken doğru kararları verebilmesi i&ccedil;in insanın illaki bir kısım olumsuzlukları yaşaması mı gerekiyor? &Ccedil;ocukluğumda merhum Şule Y&uuml;ksel Şenlerin Huzur Sokağı romanını okurken &ouml;nemli g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m bazı s&ouml;zlerini bir deftere not ediyordum o s&ouml;zlerden biri de şuydu; &ldquo;Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku.&rdquo; bana &ccedil;ok tesir eden bu s&ouml;z&uuml;n yıllar sonra membaını bulmuştum. &Ccedil;ok ş&uuml;mull&uuml; bu s&ouml;ze benzer ya da aynı mahiyette s&ouml;zlere edebiyatımızda, hatta pop&uuml;ler k&uuml;lt&uuml;r&uuml;m&uuml;zde de sık&ccedil;a rastlanılmaktadır. Hacı Bayram Veli&rsquo;nin &ldquo;sen seni bil sen seni&rdquo; s&ouml;z&uuml; Sezen Aksu&rsquo;dan Cem Karaca&rsquo;ya &ccedil;ok kıymetli sanat&ccedil;ılarımıza ilham olmuş muhteşem bir &ouml;ğretidir.</p> <p>Son s&ouml;z</p> <p>İnsan &ouml;nce kendini okumalı, kendini tefekk&uuml;r edebilmeli, kendini tanımalı, sınırlarını bilmeli ki ne yapacağını, nerede duracağını, neyi başaracağını, nasıl başaracağını da planlayabilsin.</p> <p>Lakin insan başkasını okuyabilirken &ccedil;oğu kez kendini okuyamaz bu da başka bir hakikattir.</p> <p>Bilal Dursun YILMAZ</p>
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.