NASIL KANDIRILDIK?
NEDEN GEÇ FARK ETTİK?
15 TEMMUZ'DA NASIL UYANDIK? (1)
15 Temmuz münasebetiyle kısa bir bölümünü yayımladığım yazımı, baştan başlayarak birkaç bölüm hâlinde yayımlıyorum.
Sabrınız için şimdiden teşekkür ediyorum.
Maalesef, acı duyarak itiraf ediyorum ve söylüyorum ki; gerçekten saflığımızdan kandırıldık.
Nasıl mı kandırıldık?
Yıllardır iman ve Kur'an düşmanlığı üzerine kurulmuş bir sistemin insafsız ve vicdansız çarkları içerisinde, manen başı koparılmış, kalan gövdesi de ezilmiş bir şekilde, hiç yaşama ihtimali bırakılmamış bir hâlde; her ihtimale karşı vücut bütünlüğünü başını gövdesinden ayırarak yok ettikleri İslamiyet düşmanı, dinsiz bir nesil yetiştirmek isteyenlerin uzun yıllar ektikleri dinsizlik tohumları kısmen yeşermiş, iman ve Kur'an düşmanlarının yıkıcı çabaları sonucu üzerinde çalıştıkları Müslüman olmayan Türkiye formülü neredeyse gerçekleşmek üzereydi.
Allah demek yasak...
Kur'an okumak suç...
İman ve İslamiyet lehine ne söylersen kabahat...
Ecdadımızdan gördüğümüz töremize, örf ve âdetlerimize uygun kıyafetler giymek devlet düşmanlığı...
Dinî vecibeleri yerine getirirken birkaç kişinin bir araya gelmesi vatana ihanet gibi gösterilmeye çalışılıyor...
Millî, manevî, dinî ve ahlaki değerlerine saygı gösterdiğini ifade edenler gerici, namus ve mukaddesatına sahip çıkanlar yobaz olarak yaftalanıyor...
Bunu birkaç kişi birlikte yapanlar ise vatan, devlet ve laiklik düşmanı iddialarıyla suçlanarak, uzun zamandır özel yetiştirilmiş İslam ve Kur'an düşmanı alçaklar tarafından, devlet gücü de haince kullanılmak suretiyle sürüm sürüm süründürülüyordu.
İşte böyle bir ortamda, çölde susuz kalan bir insanın suya hasret kaldığı gibi millî ve manevî değerlerine sahip çıkamama acısını yaşayan, kendi devletinden, hatta yakınlarının ihbarından korkan dindar insanlar; adeta çöldeki insanın suya hasret kaldığı gibi kendi inancına en azından saygı duyan, bir adım ilerisi "Ben de sizdenim, siz de bizdensiniz." diyen insanlar ve idarecilerimiz olsun diyor ve rahat rahat "Ben Müslümanım, dinimi yaşamaktan korkmuyorum." diyebileceği bir devrin gelmesini istiyordu.
Bu manada yapılan dinsizlik faaliyetlerine karşı İslamiyet ve Kur'an güneşinin söndürülemeyeceğini canı pahasına haykıran ve bu uğurda canını ve malını feda etmekten çekinmeyen binlerce kahraman din âlimi ve dindar insan; idam sehpalarında asılmayı, memleket zindanlarında bedel ödemeyi, bu yolda şehit ve gazi olmayı göze alarak meydanı terk etmemiş ve aziz milletimizin geleceği olan Türkiye gençliğini tamamen bunlara bırakmamıştı.
Bu şekilde geçen uzun yılların hasreti içinde yanıp kavrulan Müslüman milletimiz, eline geçen ilk fırsatta, milletimizin ve Avrupa'nın yoğun baskısı sonucu 1950 yılında yapılan ilk serbest seçimlerde, aziz milletimize bu dinsiz ve vicdansız muameleyi reva gören CHP'yi büyük bir hezimete uğratarak Demokrat Parti'yi ve merhum Adnan Menderes'i ezici bir çoğunlukla iktidara getirmiştir.
İlk icraatlarından biri ezan-ı Muhammedî'nin aslına uygun hâlde okunmasını serbest bırakmak olan Demokrat Parti'nin ve merhum Adnan Menderes'in, küçük hamleler hâlinde de olsa bu manada serbestlik ve rahatlık sağlamış olması; millî, dinî ve İslami hizmet ve çalışmaların biraz daha açıktan yapılmasına fırsat vermiş, yıllardır İslam namına her türlü faaliyete hasret kalmış olan insanımız bu manada yapılan olumsuz çalışmaların yaptığı tahribatı ortadan kaldırmak, aziz milletimize dinini, diyanetini, örfünü ve âdetini öğretmek için çeşitli cemaatler ve sivil toplum kuruluşları oluşturarak faaliyetler yapmaya başlamıştır.
Bu çerçevede birçok alanda güzel faaliyetler gerçekleşmiş ve milletimizin, gençliğimizin inanç ve iman noktasındaki boşluğu doldurulmaya çalışılmıştır.
Devam edecek...
