Nasıl Kandırıldık?
Neden Geç Fark Ettik?
15 TEMMUZ da nasıl uyandık?
Tarih, sadece yaşanmış olayların değil, aynı zamanda alınan ve alınmayan derslerin de aynasıdır.
Milletler bazen düşmanlarının gücüyle değil, kendi iyi niyetlerinin istismar edilmesiyle büyük acılar yaşarlar.
15 Temmuz 2016 gecesi yaşadığımız ihanet de bana göre böyle bir acı tecrübedir.
Bu ihaneti doğru anlayabilmek için sadece 15 Temmuz gecesine bakmak yeterli değildir.
Asıl mesele, o geceye giden uzun süreci doğru okuyabilmektir.
Yakın tarihimize baktığımızda, özellikle tek parti döneminde uygulanan din ve dindarlar aleyhindeki politikaların milletimizin hafızasında derin izler bıraktığını görüyoruz.
O dönemde iktidarda bulunan CHP yönetimi sırasında dinî hayatı olumsuz etkileyen birçok uygulama hayata geçirilmiş, Allah demek Yasaklanmış, yerine tanrı denmesi emredilmiş, Kuran okumak yasaklanmış, camiler kapatılmış, kiraya verilmiş veya ambara çevrilmişti, Arapça ezan okumak yasaklanmış ve yerine Türkçe ezan uygulaması getirilmiş, din eğitimi yasaklanmış çocuklara dinini öğreten din alimleri ve çocuklarına din eğitimi aldıran babalar idam edilmiş veya hapishanelere doldurulmuştu, böylece dinî hayat üzerinde katı bir şekilde yasaklar ve kısıtlamalar konulmuş, bu yasaklar yoğun bir şekilde uygulanmış, bu yasaklara uymayanlar çok ağır bir şekilde cezalandırılmıştır.
Allah demenin , Kuran okumak ve okutmanın kanunsuzluk sayıldığı bu devirde, ecdadımızın giydiği kıyafetleri giymek ise; laikliğe aykırılık, gericilik ve yobazlık sayılmış bu uğurda nice masum insanın canına kıyılmıştır.
İnsaf, vicdan ve merhamet dışı bu uygulamalar, toplumun önemli bir kesimi tarafından dinî ve manevî değerlere yönelik ağır bir baskı olarak değerlendirilmiş, milyonlarca insanın gönlünde derin yaralar açmıştı.
Dinsiz bir gençlik, maneviyatsız bir toplum yetiştirilmesi çabalarına karşı, dine hasret kalan milletimiz tarafından gizli, saklı, el altından yapılan din eğitimi yeterli olmuyor, dinine saygılı, dindar idareclerin yönetime gelip İslamiyet ve din üzerindeki bu yasakları kaldırması beklentisi içinde olan ve dini elinden alınılmaya çalışılan bu millet, çölde susuz kalmış insanların suya hasret çektiği gibi, din ve din eğitiminin hasretini çeker hale gelmiştir.
Aziz Milletimizin maddi sıkıntıları önemsemeyerek birinci sıraya koyduğu en büyük özlemi bu sahada serbestiyetin gelmesi, İnsanlarımız sadece dinini rahatça yaşayabileceği, çocuklarına Kur'an'ı öğretebileceği, millî ve manevî değerlerine sahip çıkan ahlaklı bir nesil yetiştirebileceği bir ortamdı.
1950 yılında Avrupanında özgürlük ve hürriyet adına yaptığı baskılar sonucu yapılan ilk serbest seçimlerde Demokrat Parti ve Adnan Menderesin ezici bir çoğunlukla iktidara gelmesiyle birlikte bu özlemin önemli bir kısmı karşılık buldu.
Demokrat Parti'nin ilk icraatlarından biri, ezanın yeniden aslî şekliyle okunmasını serbest bırakmak, İslamiyet ve din düşmanlarının milletimizin inancı üzerine koyduğu baskı ve yasakları kaldırmak oldu.
Bu karar, sadece bir yasa değişikliği değil; yıllardır dinî hürriyet özlemi çeken milletimiz için büyük bir moral ve umut kaynağıydı.
Bu gelişmelerden sonra milletimiz, dinî eğitim veren kurumlara, vakıflara, derneklere ve çeşitli gönüllü hizmetlere gönüllü bir şekilde büyük destek vermeye başladı.
Çünkü insanların gayesi siyaset yapmak değil, dinini serbestçe yaşamak idi.
Tek arzuları; Allah'ını bilen, Kur'an'ını öğrenen, ahlaklı, vatanını ve milletini seven bir gençliğin yetişmesine katkı sağlamaktı.
Bu düşünce içinde olan dindar insanlar üzerlerindeki baskının kalkmasıyla serbestçe dini, milli ve manevi hizmetlere yönelmeye başladı ve bu konuda faaliyet yapan kişikere vakıf, dernek ve cemaatlere maddi manevi destek vermeye başladı.
Ne yazık ki milletimizin bu temiz duyguları, zamanla kötü niyetli yapıların hedefi hâline geldi.
Din, ahlak, hizmet, himmet, eğitim ve fedakârlık gibi en kutsal kavramları kullanarak insanların güvenini kazanan bazı yapılanmalar, yıllarca milletimizin samimiyetini kendi gizli emelleri için kullandı.
FETÖ yapılanması da bunun en acı örneklerinden biri oldu.
Milyonlarca insan, İslam dinine ve Türk milletine hizmet edildiğini düşünerek, ülke içinde ve yurtdışında dindar ve başarılı öğrenciler yetiştirdiklerini sanarak, dünyanın birçok ülkesinde açtıkları Türk okullarını Türkiyenin Şanlı bayrağını dalgalandıran müesseseler sanarak, bunlara sonsuz destek verdi.
Çocuklarını emanet etti, malıyla, canıyla katkıda bulundu, dualarıyla yanında oldu.
Ancak yıllar sonra görüldü ki bu güven istismar edilmiş, milletin hayrına değil zararına kullanılmış, gizli gizli milletin aleyhine çalışan organize bir yapının her alanda güçlenmesine hizmet etmişti.
15 Temmuz gecesi ise bu ihanet bütün çıplaklığıyla ortaya çıktı.
Devletin imkânları, milletin silahları, milletin imkanları ile yetiştirdiği bu hain insanlar eliyle bu aziz millete doğrultuldu.
Fakat hesap edemedikleri bir gerçek vardı:
Asıl Allahın plânı gerçekleşecek, yalancı ve istismarcı hainlerin plânı bozulacak, milletimiz galip gelecekti.
Aziz milletimizin imanından, vatan sevgisinden ve bağımsızlık iradesinden daha büyük bir güç yoktu.
Düğmeye basılmış her yerden hainlik alametleri ortaya dökülmeye başlamıştı ama hamdolsun Rabbim bu samimiyetsiz hainlere fırsat vermedi.
Allah hainlerin planlarını tersine döndürdü, bu ihanet şebekesinin özel görevlendirdiği çetenin öldürmeye gittiği Cumhurbaşkanımızı birkaç dakika ile ele geçirememeleri hezimetin başlangıcı oldu.
Bu hezimetleri Cumhurbaşkanımızın cesur ve kararlı duruşu ve çağrısı ile insanları meydanlara davet etmesiyle başlayan, selalarla coşarak çoğalan, tıpkı Kahraman Maraşta Sütçü İmamın davetine koştukları gibi, insanların sel olup sokaklara akmasıyla, ezanlarla, selalarla tamamen hüsrana dönüştü.
Bu hainlerin hiç beklemedikleri şeyde buydu.
"İnsan bir kere ölür
Öleceksek adam gibi ölelim" diyerek kurşunların üstüne yürüyen Gazi Mehmet Ayaz'lar, Hainlerin kendisini Şehit edeceğini bile bile, komutanının verdiği emri korkusuzca yerine getirerek en büyük hainlerden birini alnının ortasından geberttikten sonra şehit olan Ömer Halis Demirler ve ismini saymakla bitiremeyeceğim isimli isimsiz, kahramanlar birden ve aniden ama ülkenin her yerinde aynı anda ve aynı şuurla ortaya çıkarak bunları ezip geçtiler ve bunların milletin başına belâ edecekleri hain planlarını, bunların kendi başlarına geçirdiler.
Ve bu hainler alçakça emellerine ulaşmak için 253 kahramanızın şehit edilmesine, binlerce kahramanımız Gazi olmasına sebep olan, bu hain teşebbüslerinin ardından, tamamen maskeleri düşmüş şekilde, kendilerinin gerçek yüzünü ortaya çıkarmış ve asıl emellerini göstermiş oldular.
O gece sokaklara çıkan milyonlarca kahraman insan sadece bir darbeyi durdurmadı; aynı zamanda yıllarca din kisvesi altında yürütülen büyük bir ihaneti de boşa çıkarmış oldu.
Bugün hepimize düşen görev; geçmişten ders alarak, millî, dinî ve manevî değerlerimize sahip çıkarken, bu değerleri samimi şekilde temsil edenlere daha çok sahip çıkmak, ama istismar etmek isteyen Fetö ve benzeri kişi ve yapılara karşı da; daima basiretli ve ferasetli şekilde yaklaşarak daha dikkatli ve daha tedbirli olmaktır.
Çünkü bu milletin inancı en kıymetli hazinesidir. O hazineyi kullanarak millete ihanet edenler, tarih önünde de millet vicdanında da hak ettikleri yeri daima alacaklardır.
15 Temmuz hain darbe girişimine teşebbüs eden ve onlara destek verenleri lânet ve nefretle kınıyorum, vatanı ve milleti için şehit olan kahramanlarımızı rahmetle, gazilerimizi minnetle yadediyor, hâlâ tedavi görenlerine sabır ve şifalar diliyorum.
Allah onlardan ve o gece hainlere karşı maddi manevi mücadelede gereğini yapan herkesten razı olsun onların tamamına kendim ve milletim adına şükranlarımı iletiyorum.
Bu yazıyı kaleme almaktaki amacım düştüğümüz bu aldanma durumundan, bu hain yapıyı planlayıp yönetenler, milleti ve bizleri aldatarak haince kandıran iki yüzlü al.aklar haricinde kimseyi suçlamak değil; yaşadığımız acı tecrübelerden ders çıkarmaya katkı sunmaktır.
Çünkü inanıyorum ki geçmişini doğru okuyan milletler, geleceğini daha sağlam inşa eder.
Not: Bu yazı, uzun zamandır üzerinde çalıştığım
"Nasıl Kandırıldık?
Neden Geç Fark Ettik?"
15 TEMMUZ da nasıl uyandık?
başlıklı yazı dizisinin ilk makalesidir.
İnşallah önümüzdeki günlerde bu konuyu tarihî gelişimi, yaşanan olaylar ve çıkarılması gereken derslerle birlikte bölüm bölüm köşe yazıları hâlinde okuyucularımla paylaşacağım.
Selam ve dua ile..
Allaha emanet olun.
