Mehmet Nuri BİNGÖL
Köşe Yazarı
Mehmet Nuri BİNGÖL
 

İman, Hürriyet ve Meşveret: İslâm’ın İdare Anlayışının Temel Esasları

İman, Hürriyet ve Meşveret: İslâm’ın İdare Anlayışının Temel Esasları İslâm’ın insan anlayışında insan, Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. Bu şerefli makam, insanın kulluk vazifesiyle beraber irade, tercih ve sorumluluk sahibi bir varlık olmasını gerektirir. Bu sebeple şer'î mânâda hürriyet, insanın başıboş ve sınırsız hareket etmesi değil; yalnız Allah’a kul olup, O’nun dışında hiçbir beşerî otoritenin önünde zillete düşmemesi, "ne gayrıya, ne de kendine" zarar vermemesidir. (Münazarat, Said Nursi) Kur’ân-ı Kerîm, insanın yaratılıştan gelen bu değerini şöyle ifade eder: “Andolsun, biz Âdemoğullarını şerefli kıldık.” (İsrâ, 70) ** İnsanın şerefini koruyan en önemli unsurlardan biri hürriyetidir. Çünkü iman, insanı kula kulluktan kurtarır. Kelime-i tevhid, önce “Lâ” ile bütün sahte otoriteleri reddeder; sonra “İllallah” ile yalnız Allah’ın emir ve yasaklarını kabul eder. Bu bakımdan hakiki iman, insanın vicdanını özgürleştirir. Üstad Said Nursî de hürriyeti imanla irtibatlandırarak, gerçek hürriyetin Allah’a kul olmakla kazanılacağını ifade eder. Ona göre insanın fıtratına uygun olan; zulüm, istibdat ve keyfî yönetimler değil, hak ve adalet ölçülerine dayanan bir hayat nizamıdır. İslâm’ın idare anlayışının temelinde de meşveret ve şûra vardır. Kur’ân, müminlerin özelliklerini anlatırken: “Onların işleri aralarında şûra iledir.” (Şûrâ, 38) buyurur. Şûra; ortak aklın işletilmesi, yöneticinin kendisini mutlak ve sorgulanamaz görmemesi, toplumun hak ve sorumluluk sahibi fertlerden oluşması demektir. Peygamber Efendimiz (asm) vahiy dışında kalan birçok dünyevî meselede ashabıyla istişare etmiş, böylece ümmetine önemli bir yönetim prensibi göstermiştir. ** Bu açıdan bakıldığında krallık, saltanat ve babadan oğula geçen mutlak yönetim anlayışı, İslâm’ın ruhundaki şûra ve emanet prensibiyle bağdaşmaz. Zira İslâm’da yönetim bir şahsın mülkü değil, ümmete ait bir emanettir. Kur’ân’ın ifadesiyle: “Allah size emanetleri ehline vermenizi emreder.” (Nisâ, 58) Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus şu: İslâm, sadece yönetim şekli üzerinde değil, yönetimin taşıdığı değerler üzerinde de durur. Adalet, ehliyet, istişare, hakka bağlılık ve zulümden uzak durmak temel ölçüler... Bir isim veya şekilden ziyade, bu prensiplerin hayata geçirilmesi önemlidir. ** Binnetice iman, insanı özgürleştirir; hürriyet, insanın Allah’a kulluğunun bir neticesidir. Meşveret ve şûra ise imanın toplumsal hayata yansıyan bir gereğidir. Çünkü iman eden insan, nefsin ve zalim insanların esaretini kabul etmez; yönetici de kendisini mutlak hâkim değil, Allah’ın kullarına hizmet eden bir emanetçi olarak görür. Bu sebeple İslâm’ın ruhunda; istibdat yerine meşveret, tahakküm yerine adalet, saltanat anlayışı yerine emanet şuuru vardır. Hakiki hürriyetin ve gerçek medeniyetin yolu da bu esasların yaşatılmasından geçer. Zaten Risale-i Nurdan Şualardaki mektubun birinde, "Elinizdeki tarihçem, benim dindar bir cumhuriyetçi ( meşrutiyet-i meşru'acı) oldugumu gösterir." şeklinde yazarak, İslam'ın idare biçiminin ne olduğunu "açık ve seçik" olarak izah etmiyor mu? ( 05.09.2026- Ilgın/Konya) Mehmet Nuri Bingöl
Ekleme Tarihi: 05 Eylül 2026 -Cumartesi

İman, Hürriyet ve Meşveret: İslâm’ın İdare Anlayışının Temel Esasları

İman, Hürriyet ve Meşveret: İslâm’ın İdare Anlayışının Temel Esasları İslâm’ın insan anlayışında insan, Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. Bu şerefli makam, insanın kulluk vazifesiyle beraber irade, tercih ve sorumluluk sahibi bir varlık olmasını gerektirir. Bu sebeple şer'î mânâda hürriyet, insanın başıboş ve sınırsız hareket etmesi değil; yalnız Allah’a kul olup, O’nun dışında hiçbir beşerî otoritenin önünde zillete düşmemesi, "ne gayrıya, ne de kendine" zarar vermemesidir. (Münazarat, Said Nursi) Kur’ân-ı Kerîm, insanın yaratılıştan gelen bu değerini şöyle ifade eder: “Andolsun, biz Âdemoğullarını şerefli kıldık.” (İsrâ, 70) ** İnsanın şerefini koruyan en önemli unsurlardan biri hürriyetidir. Çünkü iman, insanı kula kulluktan kurtarır. Kelime-i tevhid, önce “Lâ” ile bütün sahte otoriteleri reddeder; sonra “İllallah” ile yalnız Allah’ın emir ve yasaklarını kabul eder. Bu bakımdan hakiki iman, insanın vicdanını özgürleştirir. Üstad Said Nursî de hürriyeti imanla irtibatlandırarak, gerçek hürriyetin Allah’a kul olmakla kazanılacağını ifade eder. Ona göre insanın fıtratına uygun olan; zulüm, istibdat ve keyfî yönetimler değil, hak ve adalet ölçülerine dayanan bir hayat nizamıdır. İslâm’ın idare anlayışının temelinde de meşveret ve şûra vardır. Kur’ân, müminlerin özelliklerini anlatırken: “Onların işleri aralarında şûra iledir.” (Şûrâ, 38) buyurur. Şûra; ortak aklın işletilmesi, yöneticinin kendisini mutlak ve sorgulanamaz görmemesi, toplumun hak ve sorumluluk sahibi fertlerden oluşması demektir. Peygamber Efendimiz (asm) vahiy dışında kalan birçok dünyevî meselede ashabıyla istişare etmiş, böylece ümmetine önemli bir yönetim prensibi göstermiştir. ** Bu açıdan bakıldığında krallık, saltanat ve babadan oğula geçen mutlak yönetim anlayışı, İslâm’ın ruhundaki şûra ve emanet prensibiyle bağdaşmaz. Zira İslâm’da yönetim bir şahsın mülkü değil, ümmete ait bir emanettir. Kur’ân’ın ifadesiyle: “Allah size emanetleri ehline vermenizi emreder.” (Nisâ, 58) Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus şu: İslâm, sadece yönetim şekli üzerinde değil, yönetimin taşıdığı değerler üzerinde de durur. Adalet, ehliyet, istişare, hakka bağlılık ve zulümden uzak durmak temel ölçüler... Bir isim veya şekilden ziyade, bu prensiplerin hayata geçirilmesi önemlidir. ** Binnetice iman, insanı özgürleştirir; hürriyet, insanın Allah’a kulluğunun bir neticesidir. Meşveret ve şûra ise imanın toplumsal hayata yansıyan bir gereğidir. Çünkü iman eden insan, nefsin ve zalim insanların esaretini kabul etmez; yönetici de kendisini mutlak hâkim değil, Allah’ın kullarına hizmet eden bir emanetçi olarak görür. Bu sebeple İslâm’ın ruhunda; istibdat yerine meşveret, tahakküm yerine adalet, saltanat anlayışı yerine emanet şuuru vardır. Hakiki hürriyetin ve gerçek medeniyetin yolu da bu esasların yaşatılmasından geçer. Zaten Risale-i Nurdan Şualardaki mektubun birinde, "Elinizdeki tarihçem, benim dindar bir cumhuriyetçi ( meşrutiyet-i meşru'acı) oldugumu gösterir." şeklinde yazarak, İslam'ın idare biçiminin ne olduğunu "açık ve seçik" olarak izah etmiyor mu? ( 05.09.2026- Ilgın/Konya) Mehmet Nuri Bingöl
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.