Alaycılığın Sonu Hüsrandır
Alaycılığın Sonu Hüsrandır
Bazen okul sıralarında, bazen arkadaş ortamlarında, bazen de insanların bir arada bulunduğu yerlerde mutlaka rastlamışızdır onlara. Kendi halinde, sessiz, sakin ve kimseye zararı dokunmayan insanları gözlerine kestirirler. Bazen fiziksel bir özelliklerini, çoğunlukla da o temiz, ruh dünyalarını hedef alırlar.
Yıllarca anlam veremezdim bu insanların niyetine; birini aşağılamak, hakir görmek veya incitmek nasıl bir tatmin sağlayabilirdi ki?
Sonraları anladım ki, asıl aciz olanlar o alay edenlerin ta kendisiymiş. Kendi içlerindeki derin boşlukları, yetersizlikleri ve kompleksleri kapatmak için ellerindeki tek kirli sermaye buymuş. İç dünyaları zerre kadar gelişmemiş, gönül dünyalarında tam bir facia yaşayan bu "insansı varlıklar", başkalarını küçülterek kendilerini büyüteceklerini sanıyorlar. Oysa ne büyük bir aldanış!
Gençlik yıllarımda görüp de anlam veremediğim bu çirkin karakterin, Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de asırlar öncesinden sert bir ikazla reddedildiğini öğrendim. Hümeze Suresi, tam da bu tabloyu resmeder: "Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi ve ayıp aramayı alışkanlık edinenlerin vay haline!" (Hümeze, 1).
Ayetin başındaki o "Veyl" kelimesi, Türkçemize "vay haline, yazıklar olsun" diye çevrilse de asıl manası çok daha derindir. Bu, Allah’ın o kullarına karşı rahmet sıfatı yerine gazap sıfatını celp etmesi demektir. Yaratıcısının rahmetinden mahrum kalıp gazabına uğrayan bir insan ise, hiç şüphesiz iki cihanda da hüsrana uğramış demektir. Düşünün ki, hesap gününde her zerremizle O’nun rahmetine muhtaçken, bir insan kendini neden böyle bir ateşe atar? Birini diliyle, kaş-göz işaretiyle, alaycılığıyla yıkanlar, aslında kendi ahiretlerini yıktıklarını fark edemeyecek kadar körleşmişlerdir.
Rabbimiz, Kur'an-ı Kerim’de bizlere nasıl bir insan olmamız gerektiğini açıkça bildirmiş; bazı sıfatları överken, bazılarını ise kesinlikle yasaklamıştır.
Allah’ın övdüğü sıfatlar; müminlerin merhametli, alçakgönüllü ve vakurlu olmalarıdır. Furkan Suresi 63. ayette şöyle buyrulur: "Rahmân’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attığı zaman, 'Selam' der (geçerler)." Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de Müslümanı, elinden ve dilinden emin olan insan olarak tarif etmesi bizlere rehberlik eder.
Öte yandan, Allah’ın bizde görmeyi arzu etmediği, rahmet yerine gazabını celbeden sıfatların başında kibir, gurur ve insanları küçük görmek gelir. Lokman Suresi 18. ayette açık bir ihtar vardır: "Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenen ve övünüp duran kimseleri asla sevmez."
Fakat gerçekten aciz olanların kalbindeki hastalık sadece tek bir insanla sınırlı kalmaz; zamanla bir topluma, bir inanca ve mukaddesata karşı bir istihzaya dönüşür. Bu durum, tarihin her döneminde karşımıza çıkan hastalıklı bir reflekstir. Rabbimiz, onların bu kaypak sığınaklarını Tevbe Suresi 65. ayette yüzlerine vurur: "Şayet onlara soracak olursan, 'Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk' derler. De ki: 'Allah ile, O'nun ayetleriyle ve O'nun Peygamberiyle mi eğleniyordunuz?'"
İş bununla da kalmaz; kendi sığ dünyalarında boğulanlar, samimiyetle inanan temiz insanları "akılsızlık ve cahillik" ile itham edecek kadar ileri giderler. Bakara Suresi 13. ayette onların bu kibirli halleri ve aldıkları ilahi cevap şöyle aktarılır: "Onlara, 'İnsanların inandığı gibi siz de inanın' denildiği vakit, 'Biz de o ahmakların (sefihlerin) inandığı gibi mi inanacağız?' derler. İyi bilin ki, asıl ahmaklar kendileridir, fakat bilmezler."
Sonuçta okulda, iş yerinde ve en fazla da sosyal medyada karşılaştığımız, başkalarının eksikleriyle eğlenen veya inançlarını hedef alarak prim yapmaya çalışanlar; aslında içlerindeki büyük bir yangını gizlemeye çalışıyorlar. Kendi açıklarını örtecek bir erdemi, yeteneği ve ahlakı olmayanların sığındığı tek liman istihza ve alaycılıktır.
Bunlara rağmen mümin; yıkan değil yapan, inciten değil incitmeyen kimsedir.
Rabbim bizleri diliyle dünyaları yıkıp ahiretini yakanlardan değil; gönül dünyası iman, vakar ve merhametle imar edilmiş kullarından eylesin.
Selam ve duayla,
Aydın Babacan
Ekleme
Tarihi: 10 Temmuz 2026 -Cuma
Alaycılığın Sonu Hüsrandır
Alaycılığın Sonu Hüsrandır
Bazen okul sıralarında, bazen arkadaş ortamlarında, bazen de insanların bir arada bulunduğu yerlerde mutlaka rastlamışızdır onlara. Kendi halinde, sessiz, sakin ve kimseye zararı dokunmayan insanları gözlerine kestirirler. Bazen fiziksel bir özelliklerini, çoğunlukla da o temiz, ruh dünyalarını hedef alırlar.
Yıllarca anlam veremezdim bu insanların niyetine; birini aşağılamak, hakir görmek veya incitmek nasıl bir tatmin sağlayabilirdi ki?
Sonraları anladım ki, asıl aciz olanlar o alay edenlerin ta kendisiymiş. Kendi içlerindeki derin boşlukları, yetersizlikleri ve kompleksleri kapatmak için ellerindeki tek kirli sermaye buymuş. İç dünyaları zerre kadar gelişmemiş, gönül dünyalarında tam bir facia yaşayan bu "insansı varlıklar", başkalarını küçülterek kendilerini büyüteceklerini sanıyorlar. Oysa ne büyük bir aldanış!
Gençlik yıllarımda görüp de anlam veremediğim bu çirkin karakterin, Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de asırlar öncesinden sert bir ikazla reddedildiğini öğrendim. Hümeze Suresi, tam da bu tabloyu resmeder: "Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi ve ayıp aramayı alışkanlık edinenlerin vay haline!" (Hümeze, 1).
Ayetin başındaki o "Veyl" kelimesi, Türkçemize "vay haline, yazıklar olsun" diye çevrilse de asıl manası çok daha derindir. Bu, Allah’ın o kullarına karşı rahmet sıfatı yerine gazap sıfatını celp etmesi demektir. Yaratıcısının rahmetinden mahrum kalıp gazabına uğrayan bir insan ise, hiç şüphesiz iki cihanda da hüsrana uğramış demektir. Düşünün ki, hesap gününde her zerremizle O’nun rahmetine muhtaçken, bir insan kendini neden böyle bir ateşe atar? Birini diliyle, kaş-göz işaretiyle, alaycılığıyla yıkanlar, aslında kendi ahiretlerini yıktıklarını fark edemeyecek kadar körleşmişlerdir.
Rabbimiz, Kur'an-ı Kerim’de bizlere nasıl bir insan olmamız gerektiğini açıkça bildirmiş; bazı sıfatları överken, bazılarını ise kesinlikle yasaklamıştır.
Allah’ın övdüğü sıfatlar; müminlerin merhametli, alçakgönüllü ve vakurlu olmalarıdır. Furkan Suresi 63. ayette şöyle buyrulur: "Rahmân’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attığı zaman, 'Selam' der (geçerler)." Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de Müslümanı, elinden ve dilinden emin olan insan olarak tarif etmesi bizlere rehberlik eder.
Öte yandan, Allah’ın bizde görmeyi arzu etmediği, rahmet yerine gazabını celbeden sıfatların başında kibir, gurur ve insanları küçük görmek gelir. Lokman Suresi 18. ayette açık bir ihtar vardır: "Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenen ve övünüp duran kimseleri asla sevmez."
Fakat gerçekten aciz olanların kalbindeki hastalık sadece tek bir insanla sınırlı kalmaz; zamanla bir topluma, bir inanca ve mukaddesata karşı bir istihzaya dönüşür. Bu durum, tarihin her döneminde karşımıza çıkan hastalıklı bir reflekstir. Rabbimiz, onların bu kaypak sığınaklarını Tevbe Suresi 65. ayette yüzlerine vurur: "Şayet onlara soracak olursan, 'Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk' derler. De ki: 'Allah ile, O'nun ayetleriyle ve O'nun Peygamberiyle mi eğleniyordunuz?'"
İş bununla da kalmaz; kendi sığ dünyalarında boğulanlar, samimiyetle inanan temiz insanları "akılsızlık ve cahillik" ile itham edecek kadar ileri giderler. Bakara Suresi 13. ayette onların bu kibirli halleri ve aldıkları ilahi cevap şöyle aktarılır: "Onlara, 'İnsanların inandığı gibi siz de inanın' denildiği vakit, 'Biz de o ahmakların (sefihlerin) inandığı gibi mi inanacağız?' derler. İyi bilin ki, asıl ahmaklar kendileridir, fakat bilmezler."
Sonuçta okulda, iş yerinde ve en fazla da sosyal medyada karşılaştığımız, başkalarının eksikleriyle eğlenen veya inançlarını hedef alarak prim yapmaya çalışanlar; aslında içlerindeki büyük bir yangını gizlemeye çalışıyorlar. Kendi açıklarını örtecek bir erdemi, yeteneği ve ahlakı olmayanların sığındığı tek liman istihza ve alaycılıktır.
Bunlara rağmen mümin; yıkan değil yapan, inciten değil incitmeyen kimsedir.
Rabbim bizleri diliyle dünyaları yıkıp ahiretini yakanlardan değil; gönül dünyası iman, vakar ve merhametle imar edilmiş kullarından eylesin.
Selam ve duayla,
Aydın Babacan
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
