YARA
YARA
Mutsuz insanı gözünün bebeğinden tanırım ben. Yüzüne astığı sahte mutluluk maskelerini görmez gözüm, o gözlerden yüreğini görmektir en büyük meziyetim. Neden biliyor musunuz? Nasıl ki insan insanı tanırsa, yaralar da yaralara aşinadır bilirim.
Her insan keşfedilmeyi bekleyen bir dünyadır benim için. Yüreğimin büyüklüğünden, herkesi anlama çabamdan yıllar içinde yorulmuş olsam da, can çıkar huy çıkmaz hesabı bu huyumdan bir türlü vazgeçemedim.
İnsan dediğin, yeri gelir meleklerden üstün meziyetlere sahip bir canlı, yeri gelir şeytana pabucunu ters giydirir iyi bilirim. Yine de korkarım kırdığım kalbin Yaradanın sevdiği bir kuluna ait olma ihtimalinden. O yüzden kırıp dökmektense, sevip sevilmeyi ilke edinmişimdir her zaman.Yanıma alamadığımı da karşıma almam bu yüzden.
Menekşe gözlü asil bir kadın tanımıştım bir zaman önce. Maddi koşulları üst düzeyde, kendini yetiştirmiş o kadındaki hüznü, elini sıktığım ilk anda hissetmiştim. Gelenek, görenek, inanışların baskısı altında geçmiş gençlik yılları, ailenin isteği ile yapılmış mutsuz bir evlilik ile yitip giden gençlik yıllarından kalan burukluk omuzlarını bükmüştü. Dışardan bakınca otoriter ve sert kadın görüntüsünün altında duran o mahsun kız çocuğunun çığlığını duydum sözlerinde. Tanıdıkça, konuştukça anladım ki annesine kendini sevdirmeye çalıştıkça hiç sevilmemiş ve bu yüzden kırık kalmış hep kanadı kolu. Bir kez daha anladım ki bir çocuğun en büyük şansı da şanslığı da annesidir, ailesidir. Karşılıksız sevilen her çocuk, ne dışarda sevgi arıyor ne de onaylanma ihtiyacı hissediyordu çünkü. Annesinin, ailesinin sevmediği çocuklar ise sorunlu ya da mutsuz birer erişkinden başka bir şeye dönüşemiyordu. Aile bir limansa, sevilmemiş çocuklar da limanı olmayan gemiler gibi yetişkin olunca savruluyordu bir o yana bir bu yana. Ve ailede bulamadıkları en ufak sevgiyi buldukları olur olmaz her insana kapılıp gitmeleri de bu yüzdendi belki de.
O kadın çok güçlü bir o kadar da kırılgandı. Bu yüzden mesafeliydi insalara. Dışardan bakan nemrut , otoriter zannetse de dünyaları alacak kadar kocaman bir yüreğe sahip olduğunu gördüm ben. İnsanlarda bulamadığı sevgiyi hayvanlarda bulmuş ki bir sürü güzel canın da annesiydi. Onların o karşılıksız sevgisi kapatmış içinde yarım kalmışlıkları ve yaşanamamışlıkları eminim ki. Yanından ayrıldıktan sonra arabada çalan müzik de içimdeki hüznü harlayınca gözlerimden akan yaşları tutamadım yazık ki. İnsanız, yaralarımız benzer, hayatlarımız üç aşağı beş yukarı birbirimizle aynı çünkü. Herkesin bir yerlerde kimselere gösteremediği yaraları inceden akıp, sızlıyor.Farkımız yok birbirimizden aşkta, sevgide, ölümde, ayrılıkta ve hüzünde. Canımız ayrı ayrı yansa da acılarımız benzer.Bu yüzden nerde bir hüzün görsem dayanamam ben.
İnsanın hamuru topraksa, mayası da sevgidir. Yollar başla başka olsa da hamurumuz da mayamız da bir bizim başka insanlarla. Sevemeden, sevilmeden kurudur bu yüzden beşerin hamuru. İnsan bir çiçekse, sevgi o çiçeği coşturan saksıdır, topraktır, güneştir, sudur. Bunu görmezden geldiğimiz için sevgisiz hayatlarımızda çiçek açamamaktan gamlanmamız ne büyük çelişki değil mi?
Ben insanı yalnızlaştıktan, tek başına olmayı salık verip bireyselleştiren teknolojiye de çağa da karşıyım bu yüzden. Bir masa etrafında oturmuş insanların birbirlerini dinlemek yerine ellerindeki telefon ile oyalanmalarını anlamıyorum bu mesela.Ailecek oturulan ortamda herkesin elinde ya telefon ya kumanda ile bizi mekanikleştiren, birbirimizden koparan teknolojinin canı cehenneme deneden edemiyorum.
Karşınızdaki insanın gözlerine en son ne zaman gerçekten bakıp hatırını sordunuz hatırlıyor musunuz? Ya o sohbetlerinizdeki derinlik ne kadar? Sadece laf olsun diye mi soruyorsunuz nasılsın diye? En son ne zaman sevdiğiniz birini sadece hatırını sormak, sesini duymak için aradınız mesela? Lütfen yalnızca işiniz düşünce hatırlamayın o insanları. Öylesine arayın mesela, gününü güzelleştirin birinin olmaz mı? En güzel sadaka kazanılmış bir kalpte, tebessüm ettirilen bir yüzdedir unutmayın. Tabi ki hak edenlere. Hak etmeyenlere gösterilecek iyi niyet ve tahammül de kişinin kendi hakkına girmesi olur ki o da gereksiz boşverin.
Çok eski dostum zannettiğim biri İki gün önce aradı ve sıkıntılarını derdini anlatıp sen nasılsın demeden de kapattı. Bunu belirli aralıklarla yıllardır yapıyor. Baktım bu sabah erken yine aramış. Açmadım ve dönmedim. Neden biliyor musunuz? Başka şehirlerde olduğumuz halde Ankara ‘ya ne zaman gelse yanıma uğramadığını, cenazemde, iyi günümde olmadığını, sadece işi düşünce derdi olunca aklına geldiğimi fark ettim de ondan. Kusura bakmayın ama kimse iyi diye enayi olmak zorunda değil.Size verilen değerin kıymetini bilmiyor, işinize geldiği gibi bencillik ediyorsanız o sevgiyi de zamanı da hak etmiyorsunuz demektir. Kimse de sizin dertlerinizi döktüğünüz çöp bidonu değil ki yıllarca toksik enerjinize maruz kalsın. Bu yüzden bazı insanları da hayatımızdan çıkarmak kendimize olan saygının ve sevginin gereğidir. Unutmamak gerekir ki nefsimizin de üzerimizde hakkı var ve kimseye kendimizi sevdirmek, kabul ettirmek için kendimizi yok sayamayız. Bu ister anne baba, ister eş, ister çocuk, ister dostlarımız olsun. Çünkü kendisine sevgisi ve saygısı olmayanın kimseye de hayrı olmayacaktır.
Yolunuzun ,yaralarınızı görüp merhem olacak, halden anlayıp kıymet bilen güzel ve merhametli yüreklerden geçmesi dileğiyle. Hoşçakalın…
Av. Fatma Saçak
Ekleme
Tarihi: 10 Temmuz 2026 -Cuma
YARA
YARA
Mutsuz insanı gözünün bebeğinden tanırım ben. Yüzüne astığı sahte mutluluk maskelerini görmez gözüm, o gözlerden yüreğini görmektir en büyük meziyetim. Neden biliyor musunuz? Nasıl ki insan insanı tanırsa, yaralar da yaralara aşinadır bilirim.
Her insan keşfedilmeyi bekleyen bir dünyadır benim için. Yüreğimin büyüklüğünden, herkesi anlama çabamdan yıllar içinde yorulmuş olsam da, can çıkar huy çıkmaz hesabı bu huyumdan bir türlü vazgeçemedim.
İnsan dediğin, yeri gelir meleklerden üstün meziyetlere sahip bir canlı, yeri gelir şeytana pabucunu ters giydirir iyi bilirim. Yine de korkarım kırdığım kalbin Yaradanın sevdiği bir kuluna ait olma ihtimalinden. O yüzden kırıp dökmektense, sevip sevilmeyi ilke edinmişimdir her zaman.Yanıma alamadığımı da karşıma almam bu yüzden.
Menekşe gözlü asil bir kadın tanımıştım bir zaman önce. Maddi koşulları üst düzeyde, kendini yetiştirmiş o kadındaki hüznü, elini sıktığım ilk anda hissetmiştim. Gelenek, görenek, inanışların baskısı altında geçmiş gençlik yılları, ailenin isteği ile yapılmış mutsuz bir evlilik ile yitip giden gençlik yıllarından kalan burukluk omuzlarını bükmüştü. Dışardan bakınca otoriter ve sert kadın görüntüsünün altında duran o mahsun kız çocuğunun çığlığını duydum sözlerinde. Tanıdıkça, konuştukça anladım ki annesine kendini sevdirmeye çalıştıkça hiç sevilmemiş ve bu yüzden kırık kalmış hep kanadı kolu. Bir kez daha anladım ki bir çocuğun en büyük şansı da şanslığı da annesidir, ailesidir. Karşılıksız sevilen her çocuk, ne dışarda sevgi arıyor ne de onaylanma ihtiyacı hissediyordu çünkü. Annesinin, ailesinin sevmediği çocuklar ise sorunlu ya da mutsuz birer erişkinden başka bir şeye dönüşemiyordu. Aile bir limansa, sevilmemiş çocuklar da limanı olmayan gemiler gibi yetişkin olunca savruluyordu bir o yana bir bu yana. Ve ailede bulamadıkları en ufak sevgiyi buldukları olur olmaz her insana kapılıp gitmeleri de bu yüzdendi belki de.
O kadın çok güçlü bir o kadar da kırılgandı. Bu yüzden mesafeliydi insalara. Dışardan bakan nemrut , otoriter zannetse de dünyaları alacak kadar kocaman bir yüreğe sahip olduğunu gördüm ben. İnsanlarda bulamadığı sevgiyi hayvanlarda bulmuş ki bir sürü güzel canın da annesiydi. Onların o karşılıksız sevgisi kapatmış içinde yarım kalmışlıkları ve yaşanamamışlıkları eminim ki. Yanından ayrıldıktan sonra arabada çalan müzik de içimdeki hüznü harlayınca gözlerimden akan yaşları tutamadım yazık ki. İnsanız, yaralarımız benzer, hayatlarımız üç aşağı beş yukarı birbirimizle aynı çünkü. Herkesin bir yerlerde kimselere gösteremediği yaraları inceden akıp, sızlıyor.Farkımız yok birbirimizden aşkta, sevgide, ölümde, ayrılıkta ve hüzünde. Canımız ayrı ayrı yansa da acılarımız benzer.Bu yüzden nerde bir hüzün görsem dayanamam ben.
İnsanın hamuru topraksa, mayası da sevgidir. Yollar başla başka olsa da hamurumuz da mayamız da bir bizim başka insanlarla. Sevemeden, sevilmeden kurudur bu yüzden beşerin hamuru. İnsan bir çiçekse, sevgi o çiçeği coşturan saksıdır, topraktır, güneştir, sudur. Bunu görmezden geldiğimiz için sevgisiz hayatlarımızda çiçek açamamaktan gamlanmamız ne büyük çelişki değil mi?
Ben insanı yalnızlaştıktan, tek başına olmayı salık verip bireyselleştiren teknolojiye de çağa da karşıyım bu yüzden. Bir masa etrafında oturmuş insanların birbirlerini dinlemek yerine ellerindeki telefon ile oyalanmalarını anlamıyorum bu mesela.Ailecek oturulan ortamda herkesin elinde ya telefon ya kumanda ile bizi mekanikleştiren, birbirimizden koparan teknolojinin canı cehenneme deneden edemiyorum.
Karşınızdaki insanın gözlerine en son ne zaman gerçekten bakıp hatırını sordunuz hatırlıyor musunuz? Ya o sohbetlerinizdeki derinlik ne kadar? Sadece laf olsun diye mi soruyorsunuz nasılsın diye? En son ne zaman sevdiğiniz birini sadece hatırını sormak, sesini duymak için aradınız mesela? Lütfen yalnızca işiniz düşünce hatırlamayın o insanları. Öylesine arayın mesela, gününü güzelleştirin birinin olmaz mı? En güzel sadaka kazanılmış bir kalpte, tebessüm ettirilen bir yüzdedir unutmayın. Tabi ki hak edenlere. Hak etmeyenlere gösterilecek iyi niyet ve tahammül de kişinin kendi hakkına girmesi olur ki o da gereksiz boşverin.
Çok eski dostum zannettiğim biri İki gün önce aradı ve sıkıntılarını derdini anlatıp sen nasılsın demeden de kapattı. Bunu belirli aralıklarla yıllardır yapıyor. Baktım bu sabah erken yine aramış. Açmadım ve dönmedim. Neden biliyor musunuz? Başka şehirlerde olduğumuz halde Ankara ‘ya ne zaman gelse yanıma uğramadığını, cenazemde, iyi günümde olmadığını, sadece işi düşünce derdi olunca aklına geldiğimi fark ettim de ondan. Kusura bakmayın ama kimse iyi diye enayi olmak zorunda değil.Size verilen değerin kıymetini bilmiyor, işinize geldiği gibi bencillik ediyorsanız o sevgiyi de zamanı da hak etmiyorsunuz demektir. Kimse de sizin dertlerinizi döktüğünüz çöp bidonu değil ki yıllarca toksik enerjinize maruz kalsın. Bu yüzden bazı insanları da hayatımızdan çıkarmak kendimize olan saygının ve sevginin gereğidir. Unutmamak gerekir ki nefsimizin de üzerimizde hakkı var ve kimseye kendimizi sevdirmek, kabul ettirmek için kendimizi yok sayamayız. Bu ister anne baba, ister eş, ister çocuk, ister dostlarımız olsun. Çünkü kendisine sevgisi ve saygısı olmayanın kimseye de hayrı olmayacaktır.
Yolunuzun ,yaralarınızı görüp merhem olacak, halden anlayıp kıymet bilen güzel ve merhametli yüreklerden geçmesi dileğiyle. Hoşçakalın…
Av. Fatma Saçak
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
