MİSAFİR KALEM
Köşe Yazarı
MİSAFİR KALEM
 

Emanet Edilen Gelecek, İhmal Edilen Sınırlar: "Süper Veliler" ve Kaybolan Çocukluk

Emanet Edilen Gelecek, İhmal Edilen Sınırlar: "Süper Veliler" ve Kaybolan Çocukluk Son yıllarda okullarımızda, özellikle Adilcevaz’ın o kendine has, samimi havasına pek de yakışmayan, ancak ülke genelinde bir salgın gibi yayılan yeni bir ebeveyn tipi türedi. Bu veli tipi; çocuğunun her söylediğini mutlak gerçek kabul eden, ona "çocuk" olduğunu unutturup bir "küçük yetişkin" ya da "yeryüzü tanrısı" muamelesi yapan, okul koridorlarını ise adeta birer hesaplaşma alanına çeviren kişilerden oluşuyor. Eğitim, sacayağı dediğimiz öğretmen, öğrenci ve veli üçgeninde yürür. Ancak bugün bu üçgenin bir köşesi, diğer ikisini ezmeye kararlı bir ağırlık merkezine dönüştü. Pamuklara Sarılan Yalnızlık dediğimiz bir tabir var. Çocuk dediğimiz varlık; düşe kalka büyür, oyun oynarken dizi kanar, arkadaşıyla didişir ve barışır. Hayatın provası budur. Fakat bugün ebeveynlik, "rehberlik" etme rolünden çıkıp "kölelik" ve "aşırı korumacılık" sarmalına girdi. Çocuklarımızı pamuklara sarıp sarmalarken aslında onları hayata karşı savunmasız, empati yoksunu ve duygusuz bireyler haline getiriyoruz. Kendi hatasını görmeyen, her sorunda başkasını suçlayan ve ailesinin gücünü bir kalkan olarak kullanan bu nesil, yarın öbür gün gerçek hayatın sert rüzgarıyla karşılaştığında ilk yıkılanlar olacaktır. Okulda Hedef Öğretmen ve İdare En acı verici tablo ise okullarda yaşanıyor. Çocuklar arasında olabilecek en ufak bir sürtüşmede ya da oyun kazasında; sağduyuyla yaklaşmak yerine, okulu ve öğretmeni hedef gösteren bir kitle var. Öğretmen artık bilginin kaynağı değil, "çocuğuma hizmet eden kişi" olarak görülüyor. Özellikle bazı kadın velilerin, okul idaresi ve öğretmenler üzerinde kurmaya çalıştığı o "her şeye muktedir" tavır, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bile üzerinde bir güçmüşçesine sergiledikleri üstenci dil, eğitimin kalbine saplanan bir hançerdir. Sözlü tacizlerden fiili saldırı teşebbüslerine kadar varan bu "savunma mekanizması", aslında ebeveynin kendi içindeki yetersizlik duygusunun dışa vurumudur. Adilcevaz gibi bağları kuvvetli, herkesin birbirini tanıdığı bir yerde dahi öğretmene duyulan o kadim saygı zedeleniyorsa, durup düşünmemiz gerekir. Öğretmeni itibarsızlaştırmak, sadece bir devlet memurunu kırmak değil, bizzat çocuğunuzun gelecekteki pusulasını bozmaktır. Bir öğretmene, sınıftaki diğer çocukların önünde ses yükseltmek, aslında çocuğunuza şu gizli mesajı vermektir: "Kurallar önemli değil, otoriteye saygı duymana gerek yok, yeterince bağırırsak her istediğimizi elde ederiz." Bu şekilde yetiştirilen bir çocuğun, yarın toplumda uyumlu, ahlaklı ve vicdanlı bir birey olmasını nasıl bekleyebiliriz? Ne Yapılmalı peki ? Ebeveynlik, çocuğun her dediğine inanmak değil, ona doğruyu ve yanlışı ayırt etmeyi öğretmektir. Veli, okulun patronu değil, eğitimin paydaşıdır. Okullarda öğretmenlere ve idarecilere yönelik her türlü mobbing ve saldırganlık için çok daha caydırıcı, somut adımlar atılmalı; bu kurumların bir "şikayet merkezi" değil, birer ilim yuvası olduğu hatırlatılmalıdır. Çocuğunuz yere düştüğünde yeri dövmek yerine, ona nasıl ayağa kalkacağını öğretin. Unutmayalım; çocuklarınızı şımartarak onlara iyilik yapmıyorsunuz. Onları gerçek dünyadan koparıyor, bencilliğin kuyusuna atıyorsunuz. Eğitimin niteliği, öğretmenin itibarıyla başlar. Bu itibarı korumak ise sadece devletin değil, en başta anne ve babaların görevidir. Hakan Baloğlu
Ekleme Tarihi: 14 Mayıs 2026 -Perşembe

Emanet Edilen Gelecek, İhmal Edilen Sınırlar: "Süper Veliler" ve Kaybolan Çocukluk

Emanet Edilen Gelecek, İhmal Edilen Sınırlar: "Süper Veliler" ve Kaybolan Çocukluk Son yıllarda okullarımızda, özellikle Adilcevaz’ın o kendine has, samimi havasına pek de yakışmayan, ancak ülke genelinde bir salgın gibi yayılan yeni bir ebeveyn tipi türedi. Bu veli tipi; çocuğunun her söylediğini mutlak gerçek kabul eden, ona "çocuk" olduğunu unutturup bir "küçük yetişkin" ya da "yeryüzü tanrısı" muamelesi yapan, okul koridorlarını ise adeta birer hesaplaşma alanına çeviren kişilerden oluşuyor. Eğitim, sacayağı dediğimiz öğretmen, öğrenci ve veli üçgeninde yürür. Ancak bugün bu üçgenin bir köşesi, diğer ikisini ezmeye kararlı bir ağırlık merkezine dönüştü. Pamuklara Sarılan Yalnızlık dediğimiz bir tabir var. Çocuk dediğimiz varlık; düşe kalka büyür, oyun oynarken dizi kanar, arkadaşıyla didişir ve barışır. Hayatın provası budur. Fakat bugün ebeveynlik, "rehberlik" etme rolünden çıkıp "kölelik" ve "aşırı korumacılık" sarmalına girdi. Çocuklarımızı pamuklara sarıp sarmalarken aslında onları hayata karşı savunmasız, empati yoksunu ve duygusuz bireyler haline getiriyoruz. Kendi hatasını görmeyen, her sorunda başkasını suçlayan ve ailesinin gücünü bir kalkan olarak kullanan bu nesil, yarın öbür gün gerçek hayatın sert rüzgarıyla karşılaştığında ilk yıkılanlar olacaktır. Okulda Hedef Öğretmen ve İdare En acı verici tablo ise okullarda yaşanıyor. Çocuklar arasında olabilecek en ufak bir sürtüşmede ya da oyun kazasında; sağduyuyla yaklaşmak yerine, okulu ve öğretmeni hedef gösteren bir kitle var. Öğretmen artık bilginin kaynağı değil, "çocuğuma hizmet eden kişi" olarak görülüyor. Özellikle bazı kadın velilerin, okul idaresi ve öğretmenler üzerinde kurmaya çalıştığı o "her şeye muktedir" tavır, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bile üzerinde bir güçmüşçesine sergiledikleri üstenci dil, eğitimin kalbine saplanan bir hançerdir. Sözlü tacizlerden fiili saldırı teşebbüslerine kadar varan bu "savunma mekanizması", aslında ebeveynin kendi içindeki yetersizlik duygusunun dışa vurumudur. Adilcevaz gibi bağları kuvvetli, herkesin birbirini tanıdığı bir yerde dahi öğretmene duyulan o kadim saygı zedeleniyorsa, durup düşünmemiz gerekir. Öğretmeni itibarsızlaştırmak, sadece bir devlet memurunu kırmak değil, bizzat çocuğunuzun gelecekteki pusulasını bozmaktır. Bir öğretmene, sınıftaki diğer çocukların önünde ses yükseltmek, aslında çocuğunuza şu gizli mesajı vermektir: "Kurallar önemli değil, otoriteye saygı duymana gerek yok, yeterince bağırırsak her istediğimizi elde ederiz." Bu şekilde yetiştirilen bir çocuğun, yarın toplumda uyumlu, ahlaklı ve vicdanlı bir birey olmasını nasıl bekleyebiliriz? Ne Yapılmalı peki ? Ebeveynlik, çocuğun her dediğine inanmak değil, ona doğruyu ve yanlışı ayırt etmeyi öğretmektir. Veli, okulun patronu değil, eğitimin paydaşıdır. Okullarda öğretmenlere ve idarecilere yönelik her türlü mobbing ve saldırganlık için çok daha caydırıcı, somut adımlar atılmalı; bu kurumların bir "şikayet merkezi" değil, birer ilim yuvası olduğu hatırlatılmalıdır. Çocuğunuz yere düştüğünde yeri dövmek yerine, ona nasıl ayağa kalkacağını öğretin. Unutmayalım; çocuklarınızı şımartarak onlara iyilik yapmıyorsunuz. Onları gerçek dünyadan koparıyor, bencilliğin kuyusuna atıyorsunuz. Eğitimin niteliği, öğretmenin itibarıyla başlar. Bu itibarı korumak ise sadece devletin değil, en başta anne ve babaların görevidir. Hakan Baloğlu
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.