Kıranı Değil, Kırılanı Susturan Dünya
Kıranı Değil, Kırılanı Susturan Dünya
Bazı insanlar vardır; kırar, incitir, ses yükseltir, haksızlık eder… Ama çevresindeki herkes onun huyunu bildiği için susar.
“İdare et.” derler.
“Boş ver.” derler.
“Sen alttan al.” derler.
Ne ilginçtir ki toplum, çoğu zaman kötülüğe değil; iyiliğe sorumluluk yükler.
Çünkü iyi insanın vicdanı vardır.
Kötü insanın ise çoğu zaman sınırı yoktur.
İnsan ilişkilerinde en büyük adaletsizliklerden biri budur aslında: Sorun çıkarana değil, sorun çıkarmayana görev verilmesi. Bağırana değil, sakin olana öğüt verilmesi. Kırana değil, kırılana sabır tavsiye edilmesi…
Sosyolojik olarak bakıldığında toplum düzeni çoğu zaman “çatışmayı büyütmemek” üzerine kuruludur. Bu yüzden insanlar öfkeli olandan değil; makul olandan fedakârlık bekler. Çünkü iyi insanın anlayacağını düşünürler. Ve tam da bu yüzden iyi insanlar yıllarca yorulur.
Bir aile düşünün…
Sürekli kırıcı olan bir kişi vardır ama herkes diğerlerine dönüp şöyle der:
“Onun karakteri öyle.”
Peki ya senin karakterin?
Sürekli anlayış göstermek zorunda mı?
İş yerlerinde de böyledir. Sert olanın değil, nazik olanın üzerine gidilir. Çünkü nazik insan ses çıkarmaz. Toplum, bazen sessizliği olgunluk sanır; oysa bazı sessizlikler sadece tükenmişliktir.
İyi insanların en büyük yanılgısı şudur:
Ne kadar sabırlı olurlarsa, karşı tarafın bir gün vicdan göstereceğine inanırlar. Ama karakteri merhametle değil çıkarla çalışan insanlar, gösterilen anlayışı çoğu zaman sevgi olarak değil; zayıflık olarak okur.
Bu yüzden bazı insanlar hep aynı şeyi yaşar:
Kırılır ama tepki vermez.
Üzülür ama belli etmez.
Haksızlığa uğrar ama ortam bozulmasın diye susar.
Sonra bir gün içinde biriken her şey yorgunluğa dönüşür.
Toplumun uzun zamandır görmediği gerçek şudur:
Sürekli alttan alan insanlar güçlü olduğu için değil, kaybetmek istemediği için susar.
Ama insan, kendini kaybede kaybede kimseyi koruyamaz.
Bir ilişkide, bir ailede, bir dostlukta ya da toplumda gerçek denge; hep iyi olanın fedakârlığıyla kuruluyorsa, orada adalet değil alışılmış bir eşitsizlik vardır.
Ve bazen en gerekli cümle şudur:
“Ben hep anlayan taraf olmak zorunda değilim.”
Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN
Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama Ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM)
Ekleme
Tarihi: 13 Mayıs 2026 -Çarşamba
Kıranı Değil, Kırılanı Susturan Dünya
Kıranı Değil, Kırılanı Susturan Dünya
Bazı insanlar vardır; kırar, incitir, ses yükseltir, haksızlık eder… Ama çevresindeki herkes onun huyunu bildiği için susar.
“İdare et.” derler.
“Boş ver.” derler.
“Sen alttan al.” derler.
Ne ilginçtir ki toplum, çoğu zaman kötülüğe değil; iyiliğe sorumluluk yükler.
Çünkü iyi insanın vicdanı vardır.
Kötü insanın ise çoğu zaman sınırı yoktur.
İnsan ilişkilerinde en büyük adaletsizliklerden biri budur aslında: Sorun çıkarana değil, sorun çıkarmayana görev verilmesi. Bağırana değil, sakin olana öğüt verilmesi. Kırana değil, kırılana sabır tavsiye edilmesi…
Sosyolojik olarak bakıldığında toplum düzeni çoğu zaman “çatışmayı büyütmemek” üzerine kuruludur. Bu yüzden insanlar öfkeli olandan değil; makul olandan fedakârlık bekler. Çünkü iyi insanın anlayacağını düşünürler. Ve tam da bu yüzden iyi insanlar yıllarca yorulur.
Bir aile düşünün…
Sürekli kırıcı olan bir kişi vardır ama herkes diğerlerine dönüp şöyle der:
“Onun karakteri öyle.”
Peki ya senin karakterin?
Sürekli anlayış göstermek zorunda mı?
İş yerlerinde de böyledir. Sert olanın değil, nazik olanın üzerine gidilir. Çünkü nazik insan ses çıkarmaz. Toplum, bazen sessizliği olgunluk sanır; oysa bazı sessizlikler sadece tükenmişliktir.
İyi insanların en büyük yanılgısı şudur:
Ne kadar sabırlı olurlarsa, karşı tarafın bir gün vicdan göstereceğine inanırlar. Ama karakteri merhametle değil çıkarla çalışan insanlar, gösterilen anlayışı çoğu zaman sevgi olarak değil; zayıflık olarak okur.
Bu yüzden bazı insanlar hep aynı şeyi yaşar:
Kırılır ama tepki vermez.
Üzülür ama belli etmez.
Haksızlığa uğrar ama ortam bozulmasın diye susar.
Sonra bir gün içinde biriken her şey yorgunluğa dönüşür.
Toplumun uzun zamandır görmediği gerçek şudur:
Sürekli alttan alan insanlar güçlü olduğu için değil, kaybetmek istemediği için susar.
Ama insan, kendini kaybede kaybede kimseyi koruyamaz.
Bir ilişkide, bir ailede, bir dostlukta ya da toplumda gerçek denge; hep iyi olanın fedakârlığıyla kuruluyorsa, orada adalet değil alışılmış bir eşitsizlik vardır.
Ve bazen en gerekli cümle şudur:
“Ben hep anlayan taraf olmak zorunda değilim.”
Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN
Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama Ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM)
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
