Güzel Sözler Arş-ı Ala'ya Uzanır
Güzel Sözler Arş-ı Ala'ya Uzanır
İnsan Suresi’nin o sarsıcı ilk ayetleriyle başlamıştık yolculuğumuza. "Yeryüzünün misafiri" dedik insana. Yanında iki kâtip melek, önünde amel defteri ve üzerine kasem edilen o mübarek emanet: Kalem...
Geçen ay Batı Karadeniz’in meşe ve çam ormanlarıyla sarılı cennet misali bir köşesinde, küçük bir köy camisindeydim.
Şehirlerin o büyük, şaşaalı mabetleri, yüksek kubbeleri, son teknoloji ses sistemleri ne kadar heybetli olursa olsun; o mütevazı köy camisinin iklimi bambaşkaydı.
İçerideki genç hocanın duru ve içten kıraati, okuduğu ayetlerle doğrudan yüreğime dokundu.
O an bir kez daha anladım: Şaşaalı mekânlar yerine küçük, sade ve samimi iklimlerde huzuru çok daha derin hissediyordum. Hele bir camide... O sesin bir cihazdan değil; doğrudan havadaki doğal titreşimlerle yankılanıp kulağa ve ruha ulaşması, üstelik içten bir tilavetle buluşması bambaşka bir duygu.
Bu hakikat sadece cami içerisinde değil, bir dost meclisinde de böyledir. Güzel sözlerin sohbetle harmanlandığı o meclisler, tadı damakta kalan bir cennet sofrası gibidir. Hadis-i Şerif’te müjdelenen o cennet bahçeleri... Allah’ın anıldığı, O’nun selamı ve rahmetiyle başlayıp nihayete eren her muhabbet, insana dünyada cennet nimetlerini yaşatır.
Orada bir kez daha idrak ettim ki kelam, gönüller arasına kurulan en sağlam köprüymüş.
Bütün diller, bütün niyetler ve arayışlar dönüp dolaşıp aynı hakikate çıkıyor. Binlerce farklı lisan konuşuyoruz dünyada ama özümüzde hep aynı huzuru, aynı anlamı arıyoruz.
Bu lisanların, seslerin ve duyguların çeşitliliği de şüphesiz O’nun varlığının ve azametinin hikmet dolu ayetlerindendir.
Yunus Emre ne güzel demiş:
"Söz ola kese savaşı, Söz ola kestire başı..."
Ne yazık ki bugün yüksek sesler, öfkeler ve hakaretler de aynı dudaklardan dökülebiliyor. Haklı veya doğru olsak ne fayda... Ses yükselip kaba kelam araya girince gönül kapıları kapanıyor; küfür ve hakaret insani bağları birer birer koparıyor.
Peki, bu dil gönle giden yolda nasıl bir rehber olmalı? Kalemi ve satırları okuyan insan zihnindekini diline nasıl aktarıyor?
Gün içinde hesapsızca konuşuyoruz; dudaklarımızdan binlerce kelime dökülüyor... Ama işin aslı sadece laftan ibaret değilmiş meğer.
Sözden, kelamdan bahsedince zihnime ve gönlüme hep iki ayet düşer.
İlki İbrahim Suresi 24-25: "Güzel söz, kökü sabit, dalları göğe uzanan güzel bir ağaç gibidir."
İçimizdeki o temiz niyet, samimiyet ve dürüstlük... İşte o ağacın toprağın altında kalan, görünmeyen kökleri bunlardır. Kök ne kadar derine inerse, insan hayatın sert fırtınalarında o kadar dik ve sarsılmaz durur.
Dışarıya taşan güzel sözlerimiz o ağacın göğe uzanan dalları, çevremize yaptığımız iyilikler ve dokunduğumuz hayatlar ise hiç bitmeyen meyveleridir.
Ve tam o dalların bittiği yerde Fâtır Suresi 10 devreye girer: "Güzel sözler O’na yükselir; onu da salih amel yüceltir."
Yeryüzünde söylediğimiz her doğru söz, o samimi kıraatte olduğu gibi tamir ettiğimiz her kırık kalp, adeta yerçekimine meydan okuyup Arş-ı Ala'ya yükselir.
Fakat ayetin devamında bize incelikli bir mesaj vardır: O sözü göklere uçuracak kanat, bizim doğru ve güzel davranışlarımızdır; yani salih amelimizdir. Amel yoksa, eylemle desteklenmiyorsa söz havada kalır, zirveye ulaşamaz.
Demek ki söz; sadece dudaktan çıkan geçici bir ses dalgası değilmiş. Kökü kalpte, dalları hayatta, zirvesi ise göklerde olan muazzam bir köprüymüş.
Kalem yazdı. Melekler kaydetti. Dil söyledi. Kalp niyet etti. Ve amel, onu alıp göklere taşıdı.
Sözümüzün de özümüzün de o köklü ağaç gibi dimdik, meyveli ve sağlam olması temennisiyle...
Not:Bu haftaki yazımda "Güzel Söz"ü ele aldım.
Kökü kalpte olan, dalları hayata uzanan, zirvesi göklere varan o mübarek kelamdan bahsettim.
İbrahim Suresinden, Fâtır Suresi’ne
Küçük bir köy camisinden, dost meclislerindeki cennet sofrası tadındaki sohbete uzanan bir tefekkür…
İyi okumalar diler, yorum ve katkılarınızı beklerim.
Ekleme
Tarihi: 03 Eylül 2026 -Perşembe
Güzel Sözler Arş-ı Ala'ya Uzanır
Güzel Sözler Arş-ı Ala'ya Uzanır
İnsan Suresi’nin o sarsıcı ilk ayetleriyle başlamıştık yolculuğumuza. "Yeryüzünün misafiri" dedik insana. Yanında iki kâtip melek, önünde amel defteri ve üzerine kasem edilen o mübarek emanet: Kalem...
Geçen ay Batı Karadeniz’in meşe ve çam ormanlarıyla sarılı cennet misali bir köşesinde, küçük bir köy camisindeydim.
Şehirlerin o büyük, şaşaalı mabetleri, yüksek kubbeleri, son teknoloji ses sistemleri ne kadar heybetli olursa olsun; o mütevazı köy camisinin iklimi bambaşkaydı.
İçerideki genç hocanın duru ve içten kıraati, okuduğu ayetlerle doğrudan yüreğime dokundu.
O an bir kez daha anladım: Şaşaalı mekânlar yerine küçük, sade ve samimi iklimlerde huzuru çok daha derin hissediyordum. Hele bir camide... O sesin bir cihazdan değil; doğrudan havadaki doğal titreşimlerle yankılanıp kulağa ve ruha ulaşması, üstelik içten bir tilavetle buluşması bambaşka bir duygu.
Bu hakikat sadece cami içerisinde değil, bir dost meclisinde de böyledir. Güzel sözlerin sohbetle harmanlandığı o meclisler, tadı damakta kalan bir cennet sofrası gibidir. Hadis-i Şerif’te müjdelenen o cennet bahçeleri... Allah’ın anıldığı, O’nun selamı ve rahmetiyle başlayıp nihayete eren her muhabbet, insana dünyada cennet nimetlerini yaşatır.
Orada bir kez daha idrak ettim ki kelam, gönüller arasına kurulan en sağlam köprüymüş.
Bütün diller, bütün niyetler ve arayışlar dönüp dolaşıp aynı hakikate çıkıyor. Binlerce farklı lisan konuşuyoruz dünyada ama özümüzde hep aynı huzuru, aynı anlamı arıyoruz.
Bu lisanların, seslerin ve duyguların çeşitliliği de şüphesiz O’nun varlığının ve azametinin hikmet dolu ayetlerindendir.
Yunus Emre ne güzel demiş:
"Söz ola kese savaşı, Söz ola kestire başı..."
Ne yazık ki bugün yüksek sesler, öfkeler ve hakaretler de aynı dudaklardan dökülebiliyor. Haklı veya doğru olsak ne fayda... Ses yükselip kaba kelam araya girince gönül kapıları kapanıyor; küfür ve hakaret insani bağları birer birer koparıyor.
Peki, bu dil gönle giden yolda nasıl bir rehber olmalı? Kalemi ve satırları okuyan insan zihnindekini diline nasıl aktarıyor?
Gün içinde hesapsızca konuşuyoruz; dudaklarımızdan binlerce kelime dökülüyor... Ama işin aslı sadece laftan ibaret değilmiş meğer.
Sözden, kelamdan bahsedince zihnime ve gönlüme hep iki ayet düşer.
İlki İbrahim Suresi 24-25: "Güzel söz, kökü sabit, dalları göğe uzanan güzel bir ağaç gibidir."
İçimizdeki o temiz niyet, samimiyet ve dürüstlük... İşte o ağacın toprağın altında kalan, görünmeyen kökleri bunlardır. Kök ne kadar derine inerse, insan hayatın sert fırtınalarında o kadar dik ve sarsılmaz durur.
Dışarıya taşan güzel sözlerimiz o ağacın göğe uzanan dalları, çevremize yaptığımız iyilikler ve dokunduğumuz hayatlar ise hiç bitmeyen meyveleridir.
Ve tam o dalların bittiği yerde Fâtır Suresi 10 devreye girer: "Güzel sözler O’na yükselir; onu da salih amel yüceltir."
Yeryüzünde söylediğimiz her doğru söz, o samimi kıraatte olduğu gibi tamir ettiğimiz her kırık kalp, adeta yerçekimine meydan okuyup Arş-ı Ala'ya yükselir.
Fakat ayetin devamında bize incelikli bir mesaj vardır: O sözü göklere uçuracak kanat, bizim doğru ve güzel davranışlarımızdır; yani salih amelimizdir. Amel yoksa, eylemle desteklenmiyorsa söz havada kalır, zirveye ulaşamaz.
Demek ki söz; sadece dudaktan çıkan geçici bir ses dalgası değilmiş. Kökü kalpte, dalları hayatta, zirvesi ise göklerde olan muazzam bir köprüymüş.
Kalem yazdı. Melekler kaydetti. Dil söyledi. Kalp niyet etti. Ve amel, onu alıp göklere taşıdı.
Sözümüzün de özümüzün de o köklü ağaç gibi dimdik, meyveli ve sağlam olması temennisiyle...
Not:Bu haftaki yazımda "Güzel Söz"ü ele aldım.
Kökü kalpte olan, dalları hayata uzanan, zirvesi göklere varan o mübarek kelamdan bahsettim.
İbrahim Suresinden, Fâtır Suresi’ne
Küçük bir köy camisinden, dost meclislerindeki cennet sofrası tadındaki sohbete uzanan bir tefekkür…
İyi okumalar diler, yorum ve katkılarınızı beklerim.
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
