Zirveleri Arzularken
Zirveleri Arzularken
Kendime ayırdığım küçük bir zaman dilimi… Bazen gecenin sessizliğinde, bazen sabahın kuşluk vakti… Biraz huzur bulmak, gündelik telaşlardan uzaklaşmak için demli bir çay yeterli aslında. Yanında belki bir dilim de kek… Fakat teknoloji, etrafımızı her taraftan öyle bir kuşatmış ki…
Ekran başına geçtiğimde, o malum mecburiyet hissi yine galip geliyor. Sosyal medyanın o hızlı ve yorucu temposu, zihnimi açan uzun yazıların dinginliğinden çekip alıyor, reels videoların sığlığına itiyor. Gündemde olup bitenlerin endişe verici ağırlığı da cabası. Zamanın bereketi kaçıyor, farkındayım.
En iyisi bildirimleri kapatıp kendimi sessizliğe teslim etmek. Bir kitap açıyorum. Sayfalar beni bambaşka dünyalara, çoğunlukla da geçmişin o derin atmosferine taşıyor.
Bu zamanın sunduğu tüm konfora rağmen, insan o yılları, özellikle de Peygamberimizin yaşadığı o ilk nübüvvet dönemini görmek, o havayı solumak istiyor. Bir an geliyor, kitaptan kopup kendimi orada buluyorum. Ne büyük bir nimet diyorum, o günlerde olmak, o iklimi paylaşabilmek...
Sonra üzerine düşündükçe anlıyorum ki, Asr-ı Saadet’i saadet kılan şey, başta Efendimiz (s.a.v.) olmak üzere o harika ashabıydı. Bizim konforumuzla kıyaslanmayacak bir darlıkta; üstelik malından, yurdundan, canından vazgeçen bir avuç yürekli insan. Vâkıa Suresi’nde müjdelenen o Sâbikûn, yani hayırda öne geçen ilkler... Atalarından devraldıkları kemikleşmiş yanlışlara, adaletsizliklere ve kurulu düzene tek başlarına karşı koymak hiç kolay değildi. İnsanın değişime, toplumların ise dönüşüme direnci bu kadar yüksekken onlar canlarını hiçe saydılar.
Kur'an-ı Kerim'i anlamıyla okurken görüyorum ki; kâh Hz. İbrahim'in, kâh diğer peygamberlerin hayatında hep bir mücadele, hep bir sarp yokuş var. Her şeyin bir zirvesi var ve o zirvelerin yolları yalnızlıklarla, imtihanlarla dolu.
Ancak ben her şeyin bir hikmet dairesinde cereyan ettiğine inanırım. Bizim bugün, bu çağda var oluşumuzda da muhakkak bir hikmet var. Rabbim taşıyamayacağımız yükü bize yüklemez. Gönlüm o zirvelerin hasretiyle yansa da, bugün bulunduğumuz yerde iman kalesini korumak, kendi zamanımızın mücadelesini vermek zorundayız.
Belki o dönemin tanığı olamadık, belki zaman zaman elindeki değerlerin kıymetini bilemeyen birer mirasyedi gibi davrandık; ama tüm kusurlarımıza rağmen gönlümüz her daim o kıymetli Nebi’nin ve ashabının yanındadır.
Kitabı kapattığımda başka bir ben oluyorum. Yaşadığım bu duygu, o en güzel duyguların zirvesinden konforlu masama dönüş vakti… Hem özlemle hem de derin bir saygıyla.
Salat ve selam olsun Resulullah'a, ashabına ve onların yolundan giden tüm inananlara.
Aydın Babacan
Ekleme
Tarihi: 25 Eylül 2026 -Cuma
Zirveleri Arzularken
Zirveleri Arzularken
Kendime ayırdığım küçük bir zaman dilimi… Bazen gecenin sessizliğinde, bazen sabahın kuşluk vakti… Biraz huzur bulmak, gündelik telaşlardan uzaklaşmak için demli bir çay yeterli aslında. Yanında belki bir dilim de kek… Fakat teknoloji, etrafımızı her taraftan öyle bir kuşatmış ki…
Ekran başına geçtiğimde, o malum mecburiyet hissi yine galip geliyor. Sosyal medyanın o hızlı ve yorucu temposu, zihnimi açan uzun yazıların dinginliğinden çekip alıyor, reels videoların sığlığına itiyor. Gündemde olup bitenlerin endişe verici ağırlığı da cabası. Zamanın bereketi kaçıyor, farkındayım.
En iyisi bildirimleri kapatıp kendimi sessizliğe teslim etmek. Bir kitap açıyorum. Sayfalar beni bambaşka dünyalara, çoğunlukla da geçmişin o derin atmosferine taşıyor.
Bu zamanın sunduğu tüm konfora rağmen, insan o yılları, özellikle de Peygamberimizin yaşadığı o ilk nübüvvet dönemini görmek, o havayı solumak istiyor. Bir an geliyor, kitaptan kopup kendimi orada buluyorum. Ne büyük bir nimet diyorum, o günlerde olmak, o iklimi paylaşabilmek...
Sonra üzerine düşündükçe anlıyorum ki, Asr-ı Saadet’i saadet kılan şey, başta Efendimiz (s.a.v.) olmak üzere o harika ashabıydı. Bizim konforumuzla kıyaslanmayacak bir darlıkta; üstelik malından, yurdundan, canından vazgeçen bir avuç yürekli insan. Vâkıa Suresi’nde müjdelenen o Sâbikûn, yani hayırda öne geçen ilkler... Atalarından devraldıkları kemikleşmiş yanlışlara, adaletsizliklere ve kurulu düzene tek başlarına karşı koymak hiç kolay değildi. İnsanın değişime, toplumların ise dönüşüme direnci bu kadar yüksekken onlar canlarını hiçe saydılar.
Kur'an-ı Kerim'i anlamıyla okurken görüyorum ki; kâh Hz. İbrahim'in, kâh diğer peygamberlerin hayatında hep bir mücadele, hep bir sarp yokuş var. Her şeyin bir zirvesi var ve o zirvelerin yolları yalnızlıklarla, imtihanlarla dolu.
Ancak ben her şeyin bir hikmet dairesinde cereyan ettiğine inanırım. Bizim bugün, bu çağda var oluşumuzda da muhakkak bir hikmet var. Rabbim taşıyamayacağımız yükü bize yüklemez. Gönlüm o zirvelerin hasretiyle yansa da, bugün bulunduğumuz yerde iman kalesini korumak, kendi zamanımızın mücadelesini vermek zorundayız.
Belki o dönemin tanığı olamadık, belki zaman zaman elindeki değerlerin kıymetini bilemeyen birer mirasyedi gibi davrandık; ama tüm kusurlarımıza rağmen gönlümüz her daim o kıymetli Nebi’nin ve ashabının yanındadır.
Kitabı kapattığımda başka bir ben oluyorum. Yaşadığım bu duygu, o en güzel duyguların zirvesinden konforlu masama dönüş vakti… Hem özlemle hem de derin bir saygıyla.
Salat ve selam olsun Resulullah'a, ashabına ve onların yolundan giden tüm inananlara.
Aydın Babacan
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
