Mehmet Nuri BİNGÖL
Köşe Yazarı
Mehmet Nuri BİNGÖL
 

Tarık Buğra'nın İzini Aramak Bir Bahane

Tarık Buğra'nın İzini Aramak Bir Bahane MEHMET NURİ BİNGÖL Ayın altısıydı… Tarihin, kültürün ve hatıraların gölgesinde yaşayan o eski şehirlerden birine, Akşehir’e doğru yol alıyorduk. Zihnimde ise yalnızca bir şehir değil, bir edebiyat iklimi vardı. Her ne kadar Akşehir denince çoğu insanın aklına önce Nasreddin Hoca gelse de benim gönlümde bu şehrin ayrı bir yeri vardı: Romancı, araştırmacı ve köşe yazarı Tarık Buğra'nın doğum yeri… Bana göre Akşehir, yalnızca Nasreddin Hoca’nın mizahıyla değil; Tarık Buğra’nın kalemiyle de tanınan bir muhitti. Onun “Küçük Ağa”, “Yağmur Beklerken”, “Dönemeçte” romanlarında ve “Akümülatörlü Radyo” piyesinde anlattığı o sıcak, samimi, komşuluk ilişkileriyle örülü Akşehir evlerini görmek istiyordum. İçimde bir merak ve bir hasret vardı. Acaba o eski ahşap evler, kapı önlerinde sohbet edilen sokaklar, mahalle aralarında yankılanan çocuk sesleri hâlâ duruyor muydu? Ali Emmi'nin, Reis Bey'in, Çolak Salih'in Mehmed Reşit Hoca'nın o ateşli münazaralarının inleyişleri mevcut muydu hâla? Şehre vardığımızda gözlerim eski Akşehir’i aradı. Fakat karşıma koca koca beton yapılar çıktı. Bir an içimde buruk bir hüzün oluştu. Tarık Buğra’nın satırlarından tanıdığım o millî ruh taşıyan evlerin yerinde, modern zamanın soğuk yüzünü taşıyan binalar yükselmişti. ** Bu düşünceler içindeyken, “Buraya kadar gelmişken Nasreddin Hoca Müzesi’ne de gidelim.” dedim. Bize mihmandarlık eden damadım, veteriner hekim İbrahim Arıkan direksiyondaydı. Kızım navigasyonla yolu tarif ediyor, biz de dar sokaklardan ilerliyorduk. Belki de aradığım şey bir müze değil, bir hatıraydı. Derken… O dar sokakların arasında birden geçmişin kapısı aralandı. İşte aradığım Akşehir oradaydı. Tarık Buğra’nın romanlarında nefes alan o mahalle havası, o eski şehir dokusu bir köşede kendini göstermişti. Gözlerim Tekke Deresi’ni aradı; Küçük Ağa’nın dünyasından bildiğim yerler karşıma çıktı. Hıdırlık Tepesi oradaydı. Bir romanın sayfalarından çıkıp gerçeğe dönüşen mekânların önünde duruyordum. Yıllar önce, 1983 baharında Tarık Buğra ile yaptığım mülakatta karşılaştığım o mütevazı, millî ve dinî değerlere hürmetkâr yazar siması zihnimde yeniden canlandı. O, büyük şehirlerin özellikle İstanbul’un sun'i gösterişine kapılmadan kendi toprağının sesini dinleyen bir insandı o. Anadolu’nun ruhunu, insanını, acısını ve sevincini eserlerine taşıyan bir gönül adamıydı. O an içimde garip bir duygu belirdi. Akşehir toprağını gözlerimle okşayıp yetiştirdiği değerlere minnet duyuyordum. Çünkü bazı şehirler yalnızca taş ve topraktan ibaret değildir; içinde bir milletin hafızasını, duasını, hikâyesini ve ruhunu taşır. İçimden sonsuz bir hamd geçti: “Rabbim, bu güzel topraklarda böyle güzel insanlar yetiştirdiğin için Sana hamdolsun…” Nasreddin Hoca’nın mübarek hatırasını ziyaret ettikten sonra yolumuz Aksev’e, yani Akşehir Evi’ne düştü. Orası da şehrin ruhunu yaşatan güzel mekânlardan biriydi. Tarihin kokusunu taşıyan o ortamda Akşehir’in meşhur su böreğinin tadına baktık. Bir tabak börekten öteydi yediğimiz… İçinde annelerin emeği, eski evlerin sıcaklığı, Anadolu sofralarının bereketi vardı. Her lokmada biraz Akşehir, biraz geçmiş, biraz da Tarık Buğra’nın romanlarındaki o samimi hayat vardı. O gün Akşehir’den ayrılırken yanımda yalnızca fotoğraflar ve hatıralar yoktu. Bir şehrin hafızasına dokunmuş olmanın huzurunu taşıyordum. Çünkü bazı şehirler gezilmez; okunurdu. Akşehir de Tarık Buğra’nın kaleminden okunmuş, Nasreddin Hoca’nın tebessümüyle mühürlenmiş, Anadolu’nun derin ruhunu taşıyan böyle şehirlerden biriydi. ** Ilgın'a dönerken damadımın kullandığı araç, Akşehir’in eski mahallelerinden birine doğru kıvrılan dar sokaktan ana caddelerden birine çıktı. Kızım, navigasyondan yolu tarif ediyor; biz de sessizce ilerliyorduk. Akşehir’den "eve" dönerken zihnimde Tarık Buğra’nın anlattığı şehir vardı yine. Küçük Ağa, Yağmur Beklerken, Dönemeçte ve Akümülatörlü Radyo ile tanıdığım; evleri, sokakları ve insan ilişkileriyle yaşayan bir Akşehir… Misafir olduğum Ilgın'a dogru yol alırken o mekânları restore edip kaybolmasına mâni olan zihniyetlere sükranla doldum. Gün koşar adım batıya kayıyordu artık. ( 06.09. 2026 - Birecik)
Ekleme Tarihi: 17 Eylül 2026 -Perşembe

Tarık Buğra'nın İzini Aramak Bir Bahane

Tarık Buğra'nın İzini Aramak Bir Bahane MEHMET NURİ BİNGÖL Ayın altısıydı… Tarihin, kültürün ve hatıraların gölgesinde yaşayan o eski şehirlerden birine, Akşehir’e doğru yol alıyorduk. Zihnimde ise yalnızca bir şehir değil, bir edebiyat iklimi vardı. Her ne kadar Akşehir denince çoğu insanın aklına önce Nasreddin Hoca gelse de benim gönlümde bu şehrin ayrı bir yeri vardı: Romancı, araştırmacı ve köşe yazarı Tarık Buğra'nın doğum yeri… Bana göre Akşehir, yalnızca Nasreddin Hoca’nın mizahıyla değil; Tarık Buğra’nın kalemiyle de tanınan bir muhitti. Onun “Küçük Ağa”, “Yağmur Beklerken”, “Dönemeçte” romanlarında ve “Akümülatörlü Radyo” piyesinde anlattığı o sıcak, samimi, komşuluk ilişkileriyle örülü Akşehir evlerini görmek istiyordum. İçimde bir merak ve bir hasret vardı. Acaba o eski ahşap evler, kapı önlerinde sohbet edilen sokaklar, mahalle aralarında yankılanan çocuk sesleri hâlâ duruyor muydu? Ali Emmi'nin, Reis Bey'in, Çolak Salih'in Mehmed Reşit Hoca'nın o ateşli münazaralarının inleyişleri mevcut muydu hâla? Şehre vardığımızda gözlerim eski Akşehir’i aradı. Fakat karşıma koca koca beton yapılar çıktı. Bir an içimde buruk bir hüzün oluştu. Tarık Buğra’nın satırlarından tanıdığım o millî ruh taşıyan evlerin yerinde, modern zamanın soğuk yüzünü taşıyan binalar yükselmişti. ** Bu düşünceler içindeyken, “Buraya kadar gelmişken Nasreddin Hoca Müzesi’ne de gidelim.” dedim. Bize mihmandarlık eden damadım, veteriner hekim İbrahim Arıkan direksiyondaydı. Kızım navigasyonla yolu tarif ediyor, biz de dar sokaklardan ilerliyorduk. Belki de aradığım şey bir müze değil, bir hatıraydı. Derken… O dar sokakların arasında birden geçmişin kapısı aralandı. İşte aradığım Akşehir oradaydı. Tarık Buğra’nın romanlarında nefes alan o mahalle havası, o eski şehir dokusu bir köşede kendini göstermişti. Gözlerim Tekke Deresi’ni aradı; Küçük Ağa’nın dünyasından bildiğim yerler karşıma çıktı. Hıdırlık Tepesi oradaydı. Bir romanın sayfalarından çıkıp gerçeğe dönüşen mekânların önünde duruyordum. Yıllar önce, 1983 baharında Tarık Buğra ile yaptığım mülakatta karşılaştığım o mütevazı, millî ve dinî değerlere hürmetkâr yazar siması zihnimde yeniden canlandı. O, büyük şehirlerin özellikle İstanbul’un sun'i gösterişine kapılmadan kendi toprağının sesini dinleyen bir insandı o. Anadolu’nun ruhunu, insanını, acısını ve sevincini eserlerine taşıyan bir gönül adamıydı. O an içimde garip bir duygu belirdi. Akşehir toprağını gözlerimle okşayıp yetiştirdiği değerlere minnet duyuyordum. Çünkü bazı şehirler yalnızca taş ve topraktan ibaret değildir; içinde bir milletin hafızasını, duasını, hikâyesini ve ruhunu taşır. İçimden sonsuz bir hamd geçti: “Rabbim, bu güzel topraklarda böyle güzel insanlar yetiştirdiğin için Sana hamdolsun…” Nasreddin Hoca’nın mübarek hatırasını ziyaret ettikten sonra yolumuz Aksev’e, yani Akşehir Evi’ne düştü. Orası da şehrin ruhunu yaşatan güzel mekânlardan biriydi. Tarihin kokusunu taşıyan o ortamda Akşehir’in meşhur su böreğinin tadına baktık. Bir tabak börekten öteydi yediğimiz… İçinde annelerin emeği, eski evlerin sıcaklığı, Anadolu sofralarının bereketi vardı. Her lokmada biraz Akşehir, biraz geçmiş, biraz da Tarık Buğra’nın romanlarındaki o samimi hayat vardı. O gün Akşehir’den ayrılırken yanımda yalnızca fotoğraflar ve hatıralar yoktu. Bir şehrin hafızasına dokunmuş olmanın huzurunu taşıyordum. Çünkü bazı şehirler gezilmez; okunurdu. Akşehir de Tarık Buğra’nın kaleminden okunmuş, Nasreddin Hoca’nın tebessümüyle mühürlenmiş, Anadolu’nun derin ruhunu taşıyan böyle şehirlerden biriydi. ** Ilgın'a dönerken damadımın kullandığı araç, Akşehir’in eski mahallelerinden birine doğru kıvrılan dar sokaktan ana caddelerden birine çıktı. Kızım, navigasyondan yolu tarif ediyor; biz de sessizce ilerliyorduk. Akşehir’den "eve" dönerken zihnimde Tarık Buğra’nın anlattığı şehir vardı yine. Küçük Ağa, Yağmur Beklerken, Dönemeçte ve Akümülatörlü Radyo ile tanıdığım; evleri, sokakları ve insan ilişkileriyle yaşayan bir Akşehir… Misafir olduğum Ilgın'a dogru yol alırken o mekânları restore edip kaybolmasına mâni olan zihniyetlere sükranla doldum. Gün koşar adım batıya kayıyordu artık. ( 06.09. 2026 - Birecik)
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.