Bülent ERTEKİN
Köşe Yazarı
Bülent ERTEKİN
 

MALDA YALAN, MÜLKTE YALAN! ÖYLEYSE NEYİN HESABINI YAPIYORUZ?

MALDA YALAN, MÜLKTE YALAN! ÖYLEYSE NEYİN HESABINI YAPIYORUZ? “Malda yalan, mülkte yalan; Var biraz sen oyalan…” Evet, hepimiz biraz değil, bayağı bayağı oyalanıyoruz. Üstelik bunu yaparken kendimizi de mükemmel bir şekilde kandırıyoruz. Tıpkı şu koca yalan dünya gibi… Oysa eskiler ne güzel bir hayat sürmüşler. İsraftan, gösterişten, mal edinmenin verdiği hırstan ve tamahkârlıktan uzak durmuşlar. Ellerindekiyle yetinmeyi, “Çok şükür, elhamdülillah.” demeyi bilmişler. Sadece şükür mü? Hem şükretmiş, hem düşünmüş, hem de zikretmişler. Kendilerine verilene razı olmuş, verene de gönülden hamd etmeyi başarmışlar. Ya biz? Kendimize kaç kez sorduk? “Madem dünya yalan, madem her şey boş; öyleyse neden kendimizi bu dünya cenderesinin içine sokuyoruz?” Malın, mülkün, makamın ve şöhretin peşinde ömrümüzü tüketirken, asıl sahip olduğumuz şeyin ömür olduğunu ne zaman hatırlayacağız? Bir şaire, “Bu yaşına kadar ne kadar mal ve mülk edindin?” diye sormuşlar. Can Yücel’in buna verdiği cevap, belki ilk bakışta insana tebessüm ettiriyor. Fakat biraz düşününce, dünyanın ne kadar boş olduğunu tokat gibi yüzümüze vuruyor. İşte Can Yücel’in dünyadaki “mal varlığı”: Avşa Adası’nda üç daire, dört üçgen, beş dikdörtgen. Gökyüzünde bir bulut. Bitlis’te beş minare. Biri yazlık, biri kışlık iki platonik sevgili. Islıkla çalınabilen beş anonim türkü. Palandöken’de bir plan, iki döken. Kastamonu’da üç kasto. Büro mobilyası ve çelik kapı üreten bir fabrikanın, öğle üzeri yaslanıp sigara içilen beyaz duvarı. Üç fay hattı. Bir çarşamba, iki perşembe, üç cuma. Dünyada mekân. Ahirette iman. Denizde kum. Uzayda yer çekimsizlik. Bir çuval gazoz kapağı. Bir kibrit kutusu sigara izmariti. On sekiz saç biti. Biri İngilizce olmak üzere altı adet küfür. Yirmi tane boş naylon poşet. Sevenlerin kalbinde kurulmuş bir taht. Bir sürü saç, sakal, kıl, tüy, yün. Üç ayrı parkta, üç ayrı belediyeye ait, üç ayrı banka reklamlı bank. İki büyük taş kütlesi. Bir adet ağaç gölgesi. Üç kuruş kanadı sesi. Bir sürü kedi, köpek. Bir Marmara Denizi. Camına yaslanıp seyredilen iki piliç çevirmeci. Her akşam karıştırılan dört çöp bidonu. Çalınıp çalınıp kaçılan beş melodili apartman zili. Nakit 15 kuruş. Anne babadan kalma, yarısı yaşanmış bir ömür. Ne kadar da anlamlı değil mi? Biz ise ömrümüzü “daha fazlası” uğruna tüketiyoruz. Daha büyük ev… Daha lüks araba… Daha çok para… Daha gösterişli hayat… Daha fazla makam… Daha fazla alkış… Peki sonunda? Hepsi burada kalacak. Biz giderken, ardımızdan belki birileri evimizi, arabamızı, makamımızı, biriktirdiğimiz parayı paylaşacak. Ama ömrümüzden tek bir saniye bile geri verilmeyecek. İşte asıl mesele burada! Dünya bize ait değil. Biz dünyaya emanetiz. Malın sahibi olduğumuzu zannediyoruz; oysa çoğu zaman malın kölesi oluyoruz. Biriktiriyoruz, biriktiriyoruz… Sonra bir gün anlıyoruz ki hayatı yaşamaya vakit kalmamış. Öyleyse biraz duralım. Biraz düşünelim. Biraz kendimize gelelim. Çünkü dünya gerçekten de geçici. Ve insanın cebinde ne kadar para olduğundan çok, kalbinde ne taşıdığı önemli. Mal da yalan… Mülk de yalan… Şöhret de yalan… Makam da yalan… Geriye kalan ise sadece iyiliklerimiz, dualarımız, bıraktığımız güzel izler ve Allah’ın huzurunda vereceğimiz hesap. Öyleyse kendimize şu soruyu soralım: “Ben dünyaya ne bıraktım?” değil… “Ben ahirete ne gönderdim?” Selâm ve dua ile… Bülent Ertekin
Ekleme Tarihi: 10 Ekim 2026 -Cumartesi

MALDA YALAN, MÜLKTE YALAN! ÖYLEYSE NEYİN HESABINI YAPIYORUZ?

MALDA YALAN, MÜLKTE YALAN! ÖYLEYSE NEYİN HESABINI YAPIYORUZ? “Malda yalan, mülkte yalan; Var biraz sen oyalan…” Evet, hepimiz biraz değil, bayağı bayağı oyalanıyoruz. Üstelik bunu yaparken kendimizi de mükemmel bir şekilde kandırıyoruz. Tıpkı şu koca yalan dünya gibi… Oysa eskiler ne güzel bir hayat sürmüşler. İsraftan, gösterişten, mal edinmenin verdiği hırstan ve tamahkârlıktan uzak durmuşlar. Ellerindekiyle yetinmeyi, “Çok şükür, elhamdülillah.” demeyi bilmişler. Sadece şükür mü? Hem şükretmiş, hem düşünmüş, hem de zikretmişler. Kendilerine verilene razı olmuş, verene de gönülden hamd etmeyi başarmışlar. Ya biz? Kendimize kaç kez sorduk? “Madem dünya yalan, madem her şey boş; öyleyse neden kendimizi bu dünya cenderesinin içine sokuyoruz?” Malın, mülkün, makamın ve şöhretin peşinde ömrümüzü tüketirken, asıl sahip olduğumuz şeyin ömür olduğunu ne zaman hatırlayacağız? Bir şaire, “Bu yaşına kadar ne kadar mal ve mülk edindin?” diye sormuşlar. Can Yücel’in buna verdiği cevap, belki ilk bakışta insana tebessüm ettiriyor. Fakat biraz düşününce, dünyanın ne kadar boş olduğunu tokat gibi yüzümüze vuruyor. İşte Can Yücel’in dünyadaki “mal varlığı”: Avşa Adası’nda üç daire, dört üçgen, beş dikdörtgen. Gökyüzünde bir bulut. Bitlis’te beş minare. Biri yazlık, biri kışlık iki platonik sevgili. Islıkla çalınabilen beş anonim türkü. Palandöken’de bir plan, iki döken. Kastamonu’da üç kasto. Büro mobilyası ve çelik kapı üreten bir fabrikanın, öğle üzeri yaslanıp sigara içilen beyaz duvarı. Üç fay hattı. Bir çarşamba, iki perşembe, üç cuma. Dünyada mekân. Ahirette iman. Denizde kum. Uzayda yer çekimsizlik. Bir çuval gazoz kapağı. Bir kibrit kutusu sigara izmariti. On sekiz saç biti. Biri İngilizce olmak üzere altı adet küfür. Yirmi tane boş naylon poşet. Sevenlerin kalbinde kurulmuş bir taht. Bir sürü saç, sakal, kıl, tüy, yün. Üç ayrı parkta, üç ayrı belediyeye ait, üç ayrı banka reklamlı bank. İki büyük taş kütlesi. Bir adet ağaç gölgesi. Üç kuruş kanadı sesi. Bir sürü kedi, köpek. Bir Marmara Denizi. Camına yaslanıp seyredilen iki piliç çevirmeci. Her akşam karıştırılan dört çöp bidonu. Çalınıp çalınıp kaçılan beş melodili apartman zili. Nakit 15 kuruş. Anne babadan kalma, yarısı yaşanmış bir ömür. Ne kadar da anlamlı değil mi? Biz ise ömrümüzü “daha fazlası” uğruna tüketiyoruz. Daha büyük ev… Daha lüks araba… Daha çok para… Daha gösterişli hayat… Daha fazla makam… Daha fazla alkış… Peki sonunda? Hepsi burada kalacak. Biz giderken, ardımızdan belki birileri evimizi, arabamızı, makamımızı, biriktirdiğimiz parayı paylaşacak. Ama ömrümüzden tek bir saniye bile geri verilmeyecek. İşte asıl mesele burada! Dünya bize ait değil. Biz dünyaya emanetiz. Malın sahibi olduğumuzu zannediyoruz; oysa çoğu zaman malın kölesi oluyoruz. Biriktiriyoruz, biriktiriyoruz… Sonra bir gün anlıyoruz ki hayatı yaşamaya vakit kalmamış. Öyleyse biraz duralım. Biraz düşünelim. Biraz kendimize gelelim. Çünkü dünya gerçekten de geçici. Ve insanın cebinde ne kadar para olduğundan çok, kalbinde ne taşıdığı önemli. Mal da yalan… Mülk de yalan… Şöhret de yalan… Makam da yalan… Geriye kalan ise sadece iyiliklerimiz, dualarımız, bıraktığımız güzel izler ve Allah’ın huzurunda vereceğimiz hesap. Öyleyse kendimize şu soruyu soralım: “Ben dünyaya ne bıraktım?” değil… “Ben ahirete ne gönderdim?” Selâm ve dua ile… Bülent Ertekin
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.