LA UHUBBİL ÂFİLİN -3
LA UHUBBİL ÂFİLİN -3
III. AZER’İN EVİNDE
Azer, akşam eve döndüğünde yüzü bembeyazdı. Karısı onu görünce hemen ayağa kalkıp, “Ne oldu?” diye sordu telaşla. Azer cevap vermedi. Kapıyı kapatıp sürgüyü çekti.
Sonra pencereye gidip dışarı baktı.
“Bizi dinleyen var mı?”
“Bence hayır.”
Azer karısının yanına oturup bir süre sessiz kaldı. Sonra da, “Çocuğumuz doğmak üzere.” dedi.
Elini karnına koyarak, “Biliyorum.” dedi.
“Ya erkek olursa? Biliyorsun, Nemrut...”
Kadının gözleri doldu ama “Umarım ki korunuruz." dedi. Azer başını önüne eğdi. “Nemrud’un ölüm emrini duydun mu?”
Kadın susarak kabul etti bunu. Azer: “Erkek çocukları öldürecekler.” Kadının yüzü dehşetle gerildi.
“Hayır!” diye feryat etti. Azer ellerinden tuttu onun.
“Merak etme. Çocuğumuzu yaşatacağız.” “Nasıl?” Azer'in gözleri doldu: “Bilmiyorum.”
Azer İlk defa, kendisini çaresiz hissediyordu. Yıllardır Nemrud’un karşısında eğilmiş; ordularını, saraylarını ve putlarını görmüştü.
Fakat şimdi küçük bir çocuk için korkuyordu.
Ve o gece Azer ilk defa Nemrud’un gücünün aslında ne kadar zayıf olduğunu düşündü. Bir kral... Binlerce asker... Devasa saraylar... Ve henüz doğmamış bir çocuktan korkuyordu.
IV. MAĞARAYA DOĞRU
Gecenin ilerleyen saatlerinde Azer kararını verdi. “En iyisi doğuma kadar buradan gitmelisin.”
“Nereye?”
“Harran taraflarına.”
“Sen?”
“Ben sonra geleceğim.”
“Ya yakalanırsan?”
“Beni yakalarlarsa yakalasınlar.”
“Peki, sen olmadan cocuğu nasıl beslerim ben?”
Azer, eşinin gözlerine baktı. “Sen çocuğumuzu yaşatmaya bak.”
Bir eşek hazırladılar. Gece yarısını geçmişti. Şehrin kapıları kapanmıştı üstelik. Fakat Azer gizli bir geçitten çıkmayı başardı. Yol boyunca kadın sık sık arkasına bakıyordu.
“Bizi takip ediyorlar mı?” diye endişesini seslendirdi. “Hayır.” cevabı karşısında, “Emin misin?” Azer: “Emin değilim.” dedi.
Bu söz ikisini de susturdu. Yol oldukça uzundu.
**
Ay bazen bulutların arkasına giriyor, bazen yeniden ortaya çıkıyordu.
Sonunda kayalıkların arasındaki mağaraya ulaştılar. Azer mağaranın içine girdi. İçeride küçük bir bölüm vardı.
Önceden temizlemişti. Su küpleri, biraz ekmek, hurma ve birkaç örtü hazırlamıştı.
Karısına döndü: “Burada kalacaksın.”
Kadın mağaranın karanlığına baktı.
“Burası çok ıssız.”
Azer onun elini tuttu.
“Bazen insanın saklandığı yer, en çok koruduğu yerdir.”
V. NURUN DOĞUMU
Bir gece yarısı... Mağaranın içinde bir hareketlilik... Dogum sancıları artmıştı.
Dışarıda rüzgâr uğulduyor, kayalıkların arasından geçen hava garip sesler çıkarıyordu.
Azer mağaranın girişinde bekliyordu. Bir süre sonra içeriden bir bebek sesi duyuldu. Azer olduğu yerde dondu. Sonra gözlerini kapattı: “Minnetler olsun!” İçeriye girdi.
Bebeği görünce uzun süre konuşamadı.
Annesinin kollarında küçücük bir çocuk vardı. Azer dizlerinin üzerine çöktü.
Bebeğin yüzüne baktı.
“Bir erkek çocuk...”
“Evet.” cevabını alınca yine de gözleri doldu. Bir tarafta sevinç, diğer tarafta korku...
“Adı ne olacak?”
Kadın:
“Sen söyle.” “İbrahim.” dedi Azer Genç anne şöyle bir düşündü. "Ümmet, millet babası demek, ne güzel manası var."
O anda mağaranın içine bir sessizlik çöktü. Sanki karanlığın içinde görünmeyen bir ışık yanmıştı.
VI. GİZLİ YILLAR
Azer gündüzleri şehre dönüyor, geceleri gizlice mağaraya geliyordu.
Her gelişinde çevreyi kontrol ediyordu.
Bazen bir parça ekmek getiriyordu. Bazen süt, bazen de meyve...
İbrahim büyüyordu. İki aylıkken y
yürümeye başladı. Üç aylıkken konuşmaya... İki yaşında ise sorular sormaya... Dört yaşında, çevresindeki her şeyi merak etmeye başladı. Beş yıllık mağara hayatında on beş yaşındaki birinin cüssesinde ve zihin yapısında olması onun peygamberlik delili, yani mucize idi.
Bir gün mağaranın girişinden dışarı bakarken: “Anne, şu nedir?” diye sordu. “Dağ.” “Peki kim yaptı?” Kadın sustu, bir şey diyemedi.
İbrahim tekrar sordu: “Nemrut diyeceksin babam gibi, ya o ölünce?” Kadın: “Ruhu gene bizimle olacakmış.”
İbrahim gökyüzüne baktı.
“Bu yıldızları da o mu yaptı?”
“Evet.”
“Peki ayı?”
“Evet.”
“Güneşi?”
“Evet.”
İbrahim düşündü: “Öyleyse Nemrut güneşin batışını niye engellemiyor?”
Kadın buna cevap veremedi.
İbrahim: “Putları o mu yaptı?” diye sordu bu sefer. “Evet.” cevabını alınca, “Öyleyse putlar neden ilah?”
Kadın çocuğuna bakıp bu soruların cevabını kendisi de yıllardır aradığını hatırladı.
Mehmet Nuri Bingöl
Ekleme
Tarihi: 04 Ağustos 2026 -Salı
LA UHUBBİL ÂFİLİN -3
LA UHUBBİL ÂFİLİN -3
III. AZER’İN EVİNDE
Azer, akşam eve döndüğünde yüzü bembeyazdı. Karısı onu görünce hemen ayağa kalkıp, “Ne oldu?” diye sordu telaşla. Azer cevap vermedi. Kapıyı kapatıp sürgüyü çekti.
Sonra pencereye gidip dışarı baktı.
“Bizi dinleyen var mı?”
“Bence hayır.”
Azer karısının yanına oturup bir süre sessiz kaldı. Sonra da, “Çocuğumuz doğmak üzere.” dedi.
Elini karnına koyarak, “Biliyorum.” dedi.
“Ya erkek olursa? Biliyorsun, Nemrut...”
Kadının gözleri doldu ama “Umarım ki korunuruz." dedi. Azer başını önüne eğdi. “Nemrud’un ölüm emrini duydun mu?”
Kadın susarak kabul etti bunu. Azer: “Erkek çocukları öldürecekler.” Kadının yüzü dehşetle gerildi.
“Hayır!” diye feryat etti. Azer ellerinden tuttu onun.
“Merak etme. Çocuğumuzu yaşatacağız.” “Nasıl?” Azer'in gözleri doldu: “Bilmiyorum.”
Azer İlk defa, kendisini çaresiz hissediyordu. Yıllardır Nemrud’un karşısında eğilmiş; ordularını, saraylarını ve putlarını görmüştü.
Fakat şimdi küçük bir çocuk için korkuyordu.
Ve o gece Azer ilk defa Nemrud’un gücünün aslında ne kadar zayıf olduğunu düşündü. Bir kral... Binlerce asker... Devasa saraylar... Ve henüz doğmamış bir çocuktan korkuyordu.
IV. MAĞARAYA DOĞRU
Gecenin ilerleyen saatlerinde Azer kararını verdi. “En iyisi doğuma kadar buradan gitmelisin.”
“Nereye?”
“Harran taraflarına.”
“Sen?”
“Ben sonra geleceğim.”
“Ya yakalanırsan?”
“Beni yakalarlarsa yakalasınlar.”
“Peki, sen olmadan cocuğu nasıl beslerim ben?”
Azer, eşinin gözlerine baktı. “Sen çocuğumuzu yaşatmaya bak.”
Bir eşek hazırladılar. Gece yarısını geçmişti. Şehrin kapıları kapanmıştı üstelik. Fakat Azer gizli bir geçitten çıkmayı başardı. Yol boyunca kadın sık sık arkasına bakıyordu.
“Bizi takip ediyorlar mı?” diye endişesini seslendirdi. “Hayır.” cevabı karşısında, “Emin misin?” Azer: “Emin değilim.” dedi.
Bu söz ikisini de susturdu. Yol oldukça uzundu.
**
Ay bazen bulutların arkasına giriyor, bazen yeniden ortaya çıkıyordu.
Sonunda kayalıkların arasındaki mağaraya ulaştılar. Azer mağaranın içine girdi. İçeride küçük bir bölüm vardı.
Önceden temizlemişti. Su küpleri, biraz ekmek, hurma ve birkaç örtü hazırlamıştı.
Karısına döndü: “Burada kalacaksın.”
Kadın mağaranın karanlığına baktı.
“Burası çok ıssız.”
Azer onun elini tuttu.
“Bazen insanın saklandığı yer, en çok koruduğu yerdir.”
V. NURUN DOĞUMU
Bir gece yarısı... Mağaranın içinde bir hareketlilik... Dogum sancıları artmıştı.
Dışarıda rüzgâr uğulduyor, kayalıkların arasından geçen hava garip sesler çıkarıyordu.
Azer mağaranın girişinde bekliyordu. Bir süre sonra içeriden bir bebek sesi duyuldu. Azer olduğu yerde dondu. Sonra gözlerini kapattı: “Minnetler olsun!” İçeriye girdi.
Bebeği görünce uzun süre konuşamadı.
Annesinin kollarında küçücük bir çocuk vardı. Azer dizlerinin üzerine çöktü.
Bebeğin yüzüne baktı.
“Bir erkek çocuk...”
“Evet.” cevabını alınca yine de gözleri doldu. Bir tarafta sevinç, diğer tarafta korku...
“Adı ne olacak?”
Kadın:
“Sen söyle.” “İbrahim.” dedi Azer Genç anne şöyle bir düşündü. "Ümmet, millet babası demek, ne güzel manası var."
O anda mağaranın içine bir sessizlik çöktü. Sanki karanlığın içinde görünmeyen bir ışık yanmıştı.
VI. GİZLİ YILLAR
Azer gündüzleri şehre dönüyor, geceleri gizlice mağaraya geliyordu.
Her gelişinde çevreyi kontrol ediyordu.
Bazen bir parça ekmek getiriyordu. Bazen süt, bazen de meyve...
İbrahim büyüyordu. İki aylıkken y
yürümeye başladı. Üç aylıkken konuşmaya... İki yaşında ise sorular sormaya... Dört yaşında, çevresindeki her şeyi merak etmeye başladı. Beş yıllık mağara hayatında on beş yaşındaki birinin cüssesinde ve zihin yapısında olması onun peygamberlik delili, yani mucize idi.
Bir gün mağaranın girişinden dışarı bakarken: “Anne, şu nedir?” diye sordu. “Dağ.” “Peki kim yaptı?” Kadın sustu, bir şey diyemedi.
İbrahim tekrar sordu: “Nemrut diyeceksin babam gibi, ya o ölünce?” Kadın: “Ruhu gene bizimle olacakmış.”
İbrahim gökyüzüne baktı.
“Bu yıldızları da o mu yaptı?”
“Evet.”
“Peki ayı?”
“Evet.”
“Güneşi?”
“Evet.”
İbrahim düşündü: “Öyleyse Nemrut güneşin batışını niye engellemiyor?”
Kadın buna cevap veremedi.
İbrahim: “Putları o mu yaptı?” diye sordu bu sefer. “Evet.” cevabını alınca, “Öyleyse putlar neden ilah?”
Kadın çocuğuna bakıp bu soruların cevabını kendisi de yıllardır aradığını hatırladı.
Mehmet Nuri Bingöl
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
