MİSAFİR KALEM
Köşe Yazarı
MİSAFİR KALEM
 

ADALET BUNUN NERESİNDE?

ADALET BUNUN NERESİNDE? Bazen insanın söyleyecek çok sözü olur ama tek bir cümle her şeyi anlatmaya yeter: “Adalet bunun neresinde?” Bu soru, yalnızca mahkeme salonlarında sorulmaz. Sokakta, iş yerinde, aile içinde, hayatın tam ortasında sorulur. Haksızlığa uğrayanın dilinden dökülür, hakkı yenilenin yüreğinde büyür, vicdanı susmayan insanın zihninde yankılanır. Adalet; sadece kanunların yazılı olduğu kitaplarda duran bir kavram değildir. Adalet, insanın insana karşı sorumluluğudur. Hakkı hak sahibine teslim etmek, güçlü olanın karşısında güçsüzün de hakkını koruyabilmektir. Çünkü adaletin olmadığı yerde güven de uzun süre ayakta kalamaz. Bir insan emeğinin karşılığını alamıyorsa, Birinin hakkı sırf tanıdığı olmadığı için görmezden geliniyorsa, Bir başkasının hatası hoş görülürken aynı hata yapan başka biri acımasızca yargılanıyorsa, Orada insan ister istemez sorar: Adalet bunun neresinde? Adalet, herkese aynı şeyi vermek değildir. Adalet, herkesin hakkını gözetmektir. Hukuk alanındaki kaynaklarda da eşitliğin her durumda adaleti tek başına sağlamayabileceği; adaletin hak ve koşulların gözetilmesini gerektirdiği vurgulanmaktadır. Ne yazık ki bazen adaleti yalnızca başımıza geldiğinde hatırlıyoruz. Kendi hakkımız yenildiğinde adalet istiyoruz; başkasının hakkı yenildiğinde ise sessiz kalabiliyoruz. Oysa gerçek adalet, yalnızca kendimiz için istediğimiz değil, başkası için de savunduğumuz değerdir. Vicdanın sustuğu yerde adaletin sesi de kısılır. Bir toplumun en büyük zenginliği yalnızca ekonomisi, binaları veya teknolojisi değildir. O toplumun asıl zenginliği, insanların birbirine duyduğu güvendir. İnsan “Hakkım yenilse bile hakkımı arayabilirim” diyebiliyorsa, “Benim arkamda kimse yok ama hakkım var” diyebiliyorsa, “Güçlü olan değil, haklı olan kazanmalı” diyebiliyorsa, orada adaletin ışığı hâlâ yanıyor demektir. Fakat insanlar zamanla “Nasıl olsa bir şey değişmez” demeye başlarsa, işte o zaman yalnızca bireyler değil, toplum da kaybetmeye başlar. Çünkü adalet geciktikçe kırgınlık büyür, güven azalır, insanlar birbirinden uzaklaşır. Adaletin terazisi kişiye göre eğilip bükülmemelidir. Dün başkasına yapılan haksızlığa sessiz kalıp bugün kendi hakkımız için adalet istemek, vicdanın terazisini de sorgulamayı gerektirir. Belki de önce kendimize sormalıyız: Ben adaleti yalnızca kendim için mi istiyorum? Yoksa hiç tanımadığım bir insanın hakkı için de ses çıkarabiliyor muyum? İşte gerçek mesele burada başlıyor. Adalet, yalnızca hâkimlerin, savcıların, avukatların veya devlet kurumlarının sorumluluğu değildir. Adalet aynı zamanda bizim günlük hayatımızdaki davranışlarımızda saklıdır. Bir çalışanın emeğini küçümsememekte, Bir çocuğun hakkını gözetmekte, Bir yaşlının önüne geçmemekte, Bir insanı dinlemeden suçlamamakta, Bir başkasının hakkına göz dikmemekte… Kısacası adalet, hayatın her yerindedir. Ve bugün hepimizin kendimize sorması gereken soru belki de şudur: “Ben adalet istediğim kadar adil davranıyor muyum?” Çünkü adalet yalnızca başkasından beklenen bir şey değil, önce insanın kendi vicdanında taşıması gereken bir değerdir. Terazinin bir kefesinde hak, diğer kefesinde vicdan vardır. Vicdan yoksa terazi ne kadar güzel olursa olsun denge kurulamaz. O yüzden haksızlık karşısında susmayalım. Gücümüz yettiğince hakkın yanında duralım. Çünkü bugün başkasının hakkına sahip çıkmazsak, yarın kendi hakkımızı savunacak kimseyi bulamayabiliriz. Ve unutmayalım: Adalet, yalnızca adalet saraylarında aranmaz. Adalet önce insanın yüreğinde başlar. Bir gün hepimiz aynı soruyla karşı karşıya kalabiliriz: “Adalet bunun neresinde?” O gün vereceğimiz cevabın, bugün gösterdiğimiz vicdanla şekilleneceğini unutmayalım. Fatma Daştan
Ekleme Tarihi: 11 Ağustos 2026 -Salı

ADALET BUNUN NERESİNDE?

ADALET BUNUN NERESİNDE? Bazen insanın söyleyecek çok sözü olur ama tek bir cümle her şeyi anlatmaya yeter: “Adalet bunun neresinde?” Bu soru, yalnızca mahkeme salonlarında sorulmaz. Sokakta, iş yerinde, aile içinde, hayatın tam ortasında sorulur. Haksızlığa uğrayanın dilinden dökülür, hakkı yenilenin yüreğinde büyür, vicdanı susmayan insanın zihninde yankılanır. Adalet; sadece kanunların yazılı olduğu kitaplarda duran bir kavram değildir. Adalet, insanın insana karşı sorumluluğudur. Hakkı hak sahibine teslim etmek, güçlü olanın karşısında güçsüzün de hakkını koruyabilmektir. Çünkü adaletin olmadığı yerde güven de uzun süre ayakta kalamaz. Bir insan emeğinin karşılığını alamıyorsa, Birinin hakkı sırf tanıdığı olmadığı için görmezden geliniyorsa, Bir başkasının hatası hoş görülürken aynı hata yapan başka biri acımasızca yargılanıyorsa, Orada insan ister istemez sorar: Adalet bunun neresinde? Adalet, herkese aynı şeyi vermek değildir. Adalet, herkesin hakkını gözetmektir. Hukuk alanındaki kaynaklarda da eşitliğin her durumda adaleti tek başına sağlamayabileceği; adaletin hak ve koşulların gözetilmesini gerektirdiği vurgulanmaktadır. Ne yazık ki bazen adaleti yalnızca başımıza geldiğinde hatırlıyoruz. Kendi hakkımız yenildiğinde adalet istiyoruz; başkasının hakkı yenildiğinde ise sessiz kalabiliyoruz. Oysa gerçek adalet, yalnızca kendimiz için istediğimiz değil, başkası için de savunduğumuz değerdir. Vicdanın sustuğu yerde adaletin sesi de kısılır. Bir toplumun en büyük zenginliği yalnızca ekonomisi, binaları veya teknolojisi değildir. O toplumun asıl zenginliği, insanların birbirine duyduğu güvendir. İnsan “Hakkım yenilse bile hakkımı arayabilirim” diyebiliyorsa, “Benim arkamda kimse yok ama hakkım var” diyebiliyorsa, “Güçlü olan değil, haklı olan kazanmalı” diyebiliyorsa, orada adaletin ışığı hâlâ yanıyor demektir. Fakat insanlar zamanla “Nasıl olsa bir şey değişmez” demeye başlarsa, işte o zaman yalnızca bireyler değil, toplum da kaybetmeye başlar. Çünkü adalet geciktikçe kırgınlık büyür, güven azalır, insanlar birbirinden uzaklaşır. Adaletin terazisi kişiye göre eğilip bükülmemelidir. Dün başkasına yapılan haksızlığa sessiz kalıp bugün kendi hakkımız için adalet istemek, vicdanın terazisini de sorgulamayı gerektirir. Belki de önce kendimize sormalıyız: Ben adaleti yalnızca kendim için mi istiyorum? Yoksa hiç tanımadığım bir insanın hakkı için de ses çıkarabiliyor muyum? İşte gerçek mesele burada başlıyor. Adalet, yalnızca hâkimlerin, savcıların, avukatların veya devlet kurumlarının sorumluluğu değildir. Adalet aynı zamanda bizim günlük hayatımızdaki davranışlarımızda saklıdır. Bir çalışanın emeğini küçümsememekte, Bir çocuğun hakkını gözetmekte, Bir yaşlının önüne geçmemekte, Bir insanı dinlemeden suçlamamakta, Bir başkasının hakkına göz dikmemekte… Kısacası adalet, hayatın her yerindedir. Ve bugün hepimizin kendimize sorması gereken soru belki de şudur: “Ben adalet istediğim kadar adil davranıyor muyum?” Çünkü adalet yalnızca başkasından beklenen bir şey değil, önce insanın kendi vicdanında taşıması gereken bir değerdir. Terazinin bir kefesinde hak, diğer kefesinde vicdan vardır. Vicdan yoksa terazi ne kadar güzel olursa olsun denge kurulamaz. O yüzden haksızlık karşısında susmayalım. Gücümüz yettiğince hakkın yanında duralım. Çünkü bugün başkasının hakkına sahip çıkmazsak, yarın kendi hakkımızı savunacak kimseyi bulamayabiliriz. Ve unutmayalım: Adalet, yalnızca adalet saraylarında aranmaz. Adalet önce insanın yüreğinde başlar. Bir gün hepimiz aynı soruyla karşı karşıya kalabiliriz: “Adalet bunun neresinde?” O gün vereceğimiz cevabın, bugün gösterdiğimiz vicdanla şekilleneceğini unutmayalım. Fatma Daştan
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.