İnsan Bazen Yanarak Olgunlaşır
İnsan Bazen Yanarak Olgunlaşır
Acıyı yaşamayan, çoğu zaman acının dilini bilmez…
Bu yüzden Anadolu’nun o derin yaralardan süzülmüş sözü hâlâ yüreklere dokunur:
“Çekmeyen ne bilsin çekenin hâlinden…”
“Düşmeyen ne bilsin düşenin hâlinden…”
Çünkü hayat uzaktan seyredildiği kadar kolay değildir.
İnsan, başkasının omzundaki yükü sadece gözleriyle görür;
ama o yükün gece kaç uykuyu böldüğünü, kaç duayı susturduğunu, kaç defa insanı içinden yıktığını bilemez.
Kimi geçim derdiyle sınanır,
kimi yalnızlıkla…
Kimi sevdiğini kaybeder,
kimi de yaşarken unutulmanın ne demek olduğunu öğrenir.
Ve en ağır yük bazen dışarıdan görünmeyendir.
İnsanın içinde taşıdığı kırgınlıklar…
Söyleyemediği cümleler…
Yutkunup sustuğu geceler…
Fyodor Dostoyevski der ki:
“Acı çekmek, büyük bir bilincin parçasıdır.”
Gerçekten de bazı insanlar hayata gülerek değil, yanarak olgunlaşır.
Çünkü acı, insanın maskelerini düşürür.
Kimin gerçekten yanında olduğunu, kimin sadece iyi gün dostu olduğunu öğretir.
İşte bu yüzden kötü gün, insanın en gerçek aynasıdır.
İyi günde herkes konuşur…
Kalabalık sofralar kurulur, dostluklar havada uçuşur.
Ama hayat insanı biraz sarsınca, ortalık sessizleşir.
Telefonlar azalır…
Kapılar kapanır…
Ve insan o zaman anlar;
bazı sevgiler sözdeymiş, bazıları gerçekten yürektenmiş.
Türkülerde geçen “Nemrudun kızı” benzetmesi de boşuna değildir.
Çünkü tarih boyunca insanın canını sadece yokluk değil;
merhametsizlik, kibir ve vicdansızlık da yakmıştır.
Bazen insanı düşüren hayat değildir aslında…
En güvendiği yerden gördüğü vefasızlıktır.
Bugün modern dünyada herkes birbirine çok yakın görünse de, ruhlar birbirinden hiç olmadığı kadar uzak.
İnsanlar dinlemek için değil, cevap vermek için konuşuyor.
Anlamak için değil, yargılamak için bakıyor.
Carl Gustav Jung şöyle der:
“İnsan ışığı hayal ederek değil, karanlığının farkına vararak aydınlanır.”
Çünkü kendi yarasına dokunmayan biri, başkasının acısını tam anlayamaz.
Empati dediğimiz şey; sadece duymak değil, bir anlığına karşındakinin ruhunda oturabilmektir.
Hayat ise insana bazen çok ağır dersler verir…
Bir gecede değişir bazı şeyler.
Bir telefonla dünya yıkılır.
Bir cümle insanın yıllarca taşıdığı güveni paramparça eder.
Ama yine de insan garip bir varlıktır…
En çok kırıldığı yerden güçlenebilir.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ne güzel söyler:
“Yara, ışığın içeri girdiği yerdir.”
Belki de bu yüzden bazı insanlar çok sessizdir.
Çünkü gerçek acıyı yaşayanlar, her şeyi anlatmaz.
Onlar bilir ki;
ateş uzaktan sadece sıcak görünür…
Ama içine düşenin bütün dünyasını değiştirir.
Ve insan bazen sadece şunu ister:
Bir çözüm değil…
Uzun nasihatler değil…
Sadece gerçekten hisseden bir yürek…
“Ben seni anlıyorum” diyebilen biri…
Çünkü bazı yaralar zamanla geçmez;
insan sadece o yarayla yaşamayı öğrenir.
Ama hayatın en büyük sırrı da burada saklıdır:
İnsan bazen tam bittiğini sandığı yerde yeniden başlar.
Küllerinden doğan anka kuşu gibi…
Hayat kimi insanı yakar,
kimi insanı ise pişirir.
Bazıları yaşadığı acının altında ezilir,
bazıları ise o acının içinden bambaşka biri olarak çıkar.
Ve belki de gerçek güç hiç düşmemek değildir…
Her düştüğünde yeniden ayağa kalkabilmektir.
Çünkü düşmeyen, düşenin hâlini bilmez…
Ama küllerinden yeniden doğanlar, hayatın gerçek anlamını herkesten iyi bilir.
Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN
Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama Ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM)
Ekleme
Tarihi: 20 Mayıs 2026 -Çarşamba
İnsan Bazen Yanarak Olgunlaşır
İnsan Bazen Yanarak Olgunlaşır
Acıyı yaşamayan, çoğu zaman acının dilini bilmez…
Bu yüzden Anadolu’nun o derin yaralardan süzülmüş sözü hâlâ yüreklere dokunur:
“Çekmeyen ne bilsin çekenin hâlinden…”
“Düşmeyen ne bilsin düşenin hâlinden…”
Çünkü hayat uzaktan seyredildiği kadar kolay değildir.
İnsan, başkasının omzundaki yükü sadece gözleriyle görür;
ama o yükün gece kaç uykuyu böldüğünü, kaç duayı susturduğunu, kaç defa insanı içinden yıktığını bilemez.
Kimi geçim derdiyle sınanır,
kimi yalnızlıkla…
Kimi sevdiğini kaybeder,
kimi de yaşarken unutulmanın ne demek olduğunu öğrenir.
Ve en ağır yük bazen dışarıdan görünmeyendir.
İnsanın içinde taşıdığı kırgınlıklar…
Söyleyemediği cümleler…
Yutkunup sustuğu geceler…
Fyodor Dostoyevski der ki:
“Acı çekmek, büyük bir bilincin parçasıdır.”
Gerçekten de bazı insanlar hayata gülerek değil, yanarak olgunlaşır.
Çünkü acı, insanın maskelerini düşürür.
Kimin gerçekten yanında olduğunu, kimin sadece iyi gün dostu olduğunu öğretir.
İşte bu yüzden kötü gün, insanın en gerçek aynasıdır.
İyi günde herkes konuşur…
Kalabalık sofralar kurulur, dostluklar havada uçuşur.
Ama hayat insanı biraz sarsınca, ortalık sessizleşir.
Telefonlar azalır…
Kapılar kapanır…
Ve insan o zaman anlar;
bazı sevgiler sözdeymiş, bazıları gerçekten yürektenmiş.
Türkülerde geçen “Nemrudun kızı” benzetmesi de boşuna değildir.
Çünkü tarih boyunca insanın canını sadece yokluk değil;
merhametsizlik, kibir ve vicdansızlık da yakmıştır.
Bazen insanı düşüren hayat değildir aslında…
En güvendiği yerden gördüğü vefasızlıktır.
Bugün modern dünyada herkes birbirine çok yakın görünse de, ruhlar birbirinden hiç olmadığı kadar uzak.
İnsanlar dinlemek için değil, cevap vermek için konuşuyor.
Anlamak için değil, yargılamak için bakıyor.
Carl Gustav Jung şöyle der:
“İnsan ışığı hayal ederek değil, karanlığının farkına vararak aydınlanır.”
Çünkü kendi yarasına dokunmayan biri, başkasının acısını tam anlayamaz.
Empati dediğimiz şey; sadece duymak değil, bir anlığına karşındakinin ruhunda oturabilmektir.
Hayat ise insana bazen çok ağır dersler verir…
Bir gecede değişir bazı şeyler.
Bir telefonla dünya yıkılır.
Bir cümle insanın yıllarca taşıdığı güveni paramparça eder.
Ama yine de insan garip bir varlıktır…
En çok kırıldığı yerden güçlenebilir.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ne güzel söyler:
“Yara, ışığın içeri girdiği yerdir.”
Belki de bu yüzden bazı insanlar çok sessizdir.
Çünkü gerçek acıyı yaşayanlar, her şeyi anlatmaz.
Onlar bilir ki;
ateş uzaktan sadece sıcak görünür…
Ama içine düşenin bütün dünyasını değiştirir.
Ve insan bazen sadece şunu ister:
Bir çözüm değil…
Uzun nasihatler değil…
Sadece gerçekten hisseden bir yürek…
“Ben seni anlıyorum” diyebilen biri…
Çünkü bazı yaralar zamanla geçmez;
insan sadece o yarayla yaşamayı öğrenir.
Ama hayatın en büyük sırrı da burada saklıdır:
İnsan bazen tam bittiğini sandığı yerde yeniden başlar.
Küllerinden doğan anka kuşu gibi…
Hayat kimi insanı yakar,
kimi insanı ise pişirir.
Bazıları yaşadığı acının altında ezilir,
bazıları ise o acının içinden bambaşka biri olarak çıkar.
Ve belki de gerçek güç hiç düşmemek değildir…
Her düştüğünde yeniden ayağa kalkabilmektir.
Çünkü düşmeyen, düşenin hâlini bilmez…
Ama küllerinden yeniden doğanlar, hayatın gerçek anlamını herkesten iyi bilir.
Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN
Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama Ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM)
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
