MİSAFİR KALEM
Köşe Yazarı
MİSAFİR KALEM
 

YASAL AMA HARAM

YASAL AMA HARAM İddaa, müşterek bahis, piyango, loto, sayısal oyunlar, kazı kazan ve çeşitli dijital bahis uygulamaları... İsimler değişiyor, yöntemler değişiyor, teknoloji değişiyor; fakat İslâm'ın kumar hakkındaki hükmü değişmiyor. Bugün üzerinde ciddi şekilde düşünmemiz gereken soru şudur: Bir şey kanunen yasal, devlet tarafından düzenlenmiş, denetlenmiş ve vergilendirilmişse, dinen de helâl hale gelir mi? Cevap açıktır: Hayır. Çünkü Müslüman açısından helâl ve haramın ölçüsü, devletin ruhsatı değil, Allah'ın hükmüdür. KUR'AN'IN HÜKMÜ AÇIKTIR Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ey îman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.” (Mâide, 90) Ardından şöyle buyurur: “Şeytan, içki ve kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister.” (Mâide, 91) Demek ki kumar meselesi yalnızca para kazanmak veya kaybetmek değildir. Kumar; insanın malını, iradesini, aile huzurunu, ibadet hayatını ve toplumsal ilişkilerini de etkileyen bir tehlikedir. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu da piyango, toto, loto, iddaa ve benzeri şans oyunlarını kumar kapsamında değerlendirmekte ve dînen haram olduğunu belirtmektedir. Bu oyunlardan elde edilen gelirin kamuya veya hayır kuruluşlarına aktarılmasının da hükmü değiştirmeyeceğini ifade etmektedir. Öyleyse ölçü açıktır: “Millî Piyango” isminde “millî” kelimesinin bulunması, onun dînen helâl olduğunu göstermez. “İddaa” denilmesi mahiyetini değiştirmez. “Şans oyunu” denilmesi kumarın niteliğini ortadan kaldırmaz. “Yasal bahis” denilmesi de haramı helâl yapmaz. İslâm'ın ölçüsü isim değil, mahiyettir. DEVLETİN RUHSATI İLE DÎNÎ HÜKÜM BİRBİRİNE KARIŞTIRILMAMALI Burada hukukî açıdan önemli bir ayrım yapmak gerekir. Devlet tarafından izin verilen, düzenlenen, lisanslanan veya denetlenen bir şans oyununun hukuken yasal olması, onun İslâm açısından helâl olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde, dînen haram kabul edilen bir fiilin hukuk düzeninde belirli şartlar altında serbest bırakılması da o fiilin dînî hükmünü değiştirmez. Dolayısıyla hukuk ile dînî hüküm birbirinden ayrılmalıdır. Devletin bu faaliyetleri düzenlemesi, denetlemesi ve yasa dışı bahisle mücadele etmesi hukuk düzeni bakımından ayrı bir meseledir. Ancak bundan hareketle şu soru da sorulmalıdır: Devletin görevi yalnızca düzenlemek ve denetlemek midir, yoksa özellikle çocukların ve gençlerin kumar ve bahis bağımlılığından korunması için daha güçlü tedbirler almak da kamu yararının bir gereği midir? Bu soru devlete yönelik bir suçlama değildir. Tam tersine, kamu otoritesinin koruyucu ve düzenleyici sorumluluğunun hatırlatılmasıdır. Bir faaliyetin hukuk tarafından düzenlenmesi, onun toplum açısından hiçbir risk taşımadığı anlamına gelmez. Özellikle bağımlılık riski taşıyan faaliyetlerde reklamların, erişimin, yaş sınırlarının ve gençlere yönelik özendirici unsurların nasıl düzenleneceği ciddi biçimde ele alınmalıdır. Çünkü devletin görevi yalnızca “yasal olanı denetlemek” değil, aynı zamanda kamu yararını ve toplumun korunmasını gözetmektir. DEVLET GELİRİ Mİ, TOPLUMSAL BEDEL Mİ? “Devlet bundan vergi alıyor.” “Gelirin bir kısmı kamu hizmetlerinde kullanılıyor.” “Yasal ve denetimli olduğu için güvenlidir.” Bu gerekçeler, Müslüman açısından kumarın dînî hükmünü değiştirmez. Fakat mesele kamu politikası açısından da şu soruyu gündeme getirir: Bu gelir elde edilirken toplum hangi bedelleri ödüyor? Eğer bir faaliyet bağımlılığı, borçlanmayı, aile huzursuzluğunu veya gençlerin kumara yönelmesini artırıyorsa, yalnızca elde edilen gelire bakmak yeterli midir? Kamu yararı, sadece “ne kadar gelir elde edildiği” ile değil, “toplumda ne kadar zarar meydana geldiği” ile de değerlendirilmelidir. Bu nedenle devletin şans oyunları konusundaki politikaları, gelir ve denetim kadar toplumsal zararların azaltılması açısından da sürekli gözden geçirilmelidir. KUMAR CEP TELEFONUNA GİRDİ Eskiden kumar denildiğinde gizli mekânlar akla gelirdi. Bugün ise bir genç telefonunu açıyor, bir müsabaka seçiyor, bir kupon oluşturuyor, para yatırıyor ve sonucu bekliyor. Kaybedince: “Bir daha deneyelim.” Kazanınca: “Biraz daha oynarsam daha çok kazanırım.” Böylece insan, farkına varmadan kazanma heyecanı ile kaybı telafi etme arzusu arasında bir döngünün içine girebiliyor. Dünya Sağlık Örgütü, kumarın finansal sıkıntılar, aile ilişkilerinin bozulması, ruhsal sorunlar ve çocukların ihmâl edilmesi gibi ciddi zararlarla ilişkili olduğunu bildirmektedir. Dolayısıyla mesele sadece “Bir insan parasını kaybetti” değildir. Mesele; emeğin değersizleşmesi, kolay para beklentisinin yaygınlaşması, borçların büyümesi, aile huzurunun bozulması ve özellikle gençlerin kumarın normal bir davranış olduğu düşüncesine alıştırılmasıdır. SPOR, KUMARIN REKLAM ALANINA DÖNÜŞMEMELİ Futbolu sevmek günah değildir. Basketbolu takip etmek günah değildir. Bir takımın kazanmasını istemek günah değildir. Fakat sonucu belli olmayan bir müsabaka üzerine para yatırarak kazanç veya kayıp yaşamaya dayalı bahis farklıdır. Sporun gençlere kazandırması gereken; emek, disiplin, mücadele, sabır ve takım rûhudur. Kolay para beklentisi değil. Bu nedenle spor dünyası ve medya kuruluşları da üzerlerine düşen sorumluluğu düşünmelidir. Gençlerin yoğun biçimde takip ettiği alanlarda kumar ve bahis kültürünün sürekli görünür hale gelmesi, bu faaliyetlerin normalleşmesine katkı sağlayabilir. EN BÜYÜK SINAV: ÇOCUKLARIMIZI KORUMAK Bugün anne babaların işi geçmişe göre daha zor. Çünkü kumar artık yalnızca sokakta veya gizli mekânlarda değil, çocuğun elindeki telefondadır. Anne baba şu soruları sormalıdır: Çocuğum hangi uygulamaları kullanıyor? Hangi reklamlara maruz kalıyor? Spor izlerken hangi bahis mesajlarını görüyor? “Kupon”, “oran”, “bonus”, “büyük ikramiye” gibi kavramlar zihninde neyi normalleştiriyor? Çocuğu sadece “Kumar haramdır” diyerek korumak yeterli olmayabilir. Ona aynı zamanda şu bilinci kazandırmak gerekir: “Para emekle kazanılır.” “Kolay para kazanma hayali büyük kayıplara götürebilir.” “Başkasının kaybı üzerine kazanç kurmak Müslümana yakışmaz.” Bu konuda aileye olduğu kadar okula, din görevlilerine, Diyanet'e, sivil toplum kuruluşlarına, medyaya ve kamu kurumlarına da görev düşmektedir. “AMA DEVLET İZİN VERİYOR” SÖZÜ MÜSLÜMAN İÇİN ÖLÇÜ DEĞİLDİR Müslümanın hayatındaki temel soru “Kanunen serbest mi?” sorusu değildir. Öncelikle “Allah bunun hakkında ne buyuruyor?” diye sormalıdır. Hukuk düzeninin bir faaliyete izin vermesi, Müslümanın o faaliyeti dînen meşrû görmesini gerektirmez. Bu nedenle: Yasal olabilir ama helâl olmayabilir. Devlet tarafından düzenlenebilir ama dînen caiz olmayabilir. Vergilendirilebilir ama Müslümanın uzak durması gerekebilir. Bu ayrımı kaybettiğimiz anda kanun ile dînî hükmü birbirine karıştırmış oluruz. ASIL SORU: NASIL KAZANDIN? Kumar konusunda belki de en önemli soru şudur: “Ne kadar kazandın?” değil, “Nasıl kazandın?” Bir insan “Ben kazandım” diyebilir. Fakat Müslüman şunu da sormalıdır: “Bu kazanç helâl bir yoldan mı elde edildi?” Çünkü İslâm'da sadece kazancın miktarı değil, kazancın yolu da önemlidir. Alın teriyle kazanılan az bir kazanç, haram yoldan kazanılan çok paradan daha değerlidir. Özetleyecek olursak: Kumarın adı değişebilir: Piyango, loto, bahis, İddaa, müşterek bahis, şans oyunu, dijital kupon... Fakat Müslüman için ölçü değişmez. HARAMA YENİ BİR İSİM VERMEK, HARAMI HELÂL YAPMAZ. Devletin görevi yalnızca ekonomik faaliyetleri düzenlemek değil, kamu yararını ve toplumun korunmasını da gözetmektir. Bu nedenle şans oyunları ve bahis alanındaki politikalar, sadece hukukî düzenleme ve kamu geliri açısından değil; bağımlılığın önlenmesi, gençlerin korunması, aile yapısının desteklenmesi ve toplumsal zararların azaltılması açısından da değerlendirilmelidir. Devletin hukukî düzenlemesi ile İslâm'ın hükmünü birbirine karıştırmayalım. Devletin ruhsatı, Allah'ın rızasının yerine geçmez. Vergilendirme, haramı helâl yapmaz. “Millî” adı, kumarın mahiyetini değiştirmez. Ve Müslümanın tercihi açık olmalıdır: “Şansımı kumarda değil, emeğimde ararım.” “Kolay kazancı değil, helâl kazancı isterim.” “Geçici bir kazanç uğruna dünyamı da âhiretimi de kaybetmem.” Çünkü gerçek kazanç, sadece para kazanmak değildir. Asıl kazanç, Allah'ın rızasını kazanmaktır. Mithat Güdü Emekli İmam Hatip / Gazeteci - Yazar
Ekleme Tarihi: 07 Eylül 2026 -Pazartesi

YASAL AMA HARAM

YASAL AMA HARAM İddaa, müşterek bahis, piyango, loto, sayısal oyunlar, kazı kazan ve çeşitli dijital bahis uygulamaları... İsimler değişiyor, yöntemler değişiyor, teknoloji değişiyor; fakat İslâm'ın kumar hakkındaki hükmü değişmiyor. Bugün üzerinde ciddi şekilde düşünmemiz gereken soru şudur: Bir şey kanunen yasal, devlet tarafından düzenlenmiş, denetlenmiş ve vergilendirilmişse, dinen de helâl hale gelir mi? Cevap açıktır: Hayır. Çünkü Müslüman açısından helâl ve haramın ölçüsü, devletin ruhsatı değil, Allah'ın hükmüdür. KUR'AN'IN HÜKMÜ AÇIKTIR Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ey îman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.” (Mâide, 90) Ardından şöyle buyurur: “Şeytan, içki ve kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister.” (Mâide, 91) Demek ki kumar meselesi yalnızca para kazanmak veya kaybetmek değildir. Kumar; insanın malını, iradesini, aile huzurunu, ibadet hayatını ve toplumsal ilişkilerini de etkileyen bir tehlikedir. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu da piyango, toto, loto, iddaa ve benzeri şans oyunlarını kumar kapsamında değerlendirmekte ve dînen haram olduğunu belirtmektedir. Bu oyunlardan elde edilen gelirin kamuya veya hayır kuruluşlarına aktarılmasının da hükmü değiştirmeyeceğini ifade etmektedir. Öyleyse ölçü açıktır: “Millî Piyango” isminde “millî” kelimesinin bulunması, onun dînen helâl olduğunu göstermez. “İddaa” denilmesi mahiyetini değiştirmez. “Şans oyunu” denilmesi kumarın niteliğini ortadan kaldırmaz. “Yasal bahis” denilmesi de haramı helâl yapmaz. İslâm'ın ölçüsü isim değil, mahiyettir. DEVLETİN RUHSATI İLE DÎNÎ HÜKÜM BİRBİRİNE KARIŞTIRILMAMALI Burada hukukî açıdan önemli bir ayrım yapmak gerekir. Devlet tarafından izin verilen, düzenlenen, lisanslanan veya denetlenen bir şans oyununun hukuken yasal olması, onun İslâm açısından helâl olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde, dînen haram kabul edilen bir fiilin hukuk düzeninde belirli şartlar altında serbest bırakılması da o fiilin dînî hükmünü değiştirmez. Dolayısıyla hukuk ile dînî hüküm birbirinden ayrılmalıdır. Devletin bu faaliyetleri düzenlemesi, denetlemesi ve yasa dışı bahisle mücadele etmesi hukuk düzeni bakımından ayrı bir meseledir. Ancak bundan hareketle şu soru da sorulmalıdır: Devletin görevi yalnızca düzenlemek ve denetlemek midir, yoksa özellikle çocukların ve gençlerin kumar ve bahis bağımlılığından korunması için daha güçlü tedbirler almak da kamu yararının bir gereği midir? Bu soru devlete yönelik bir suçlama değildir. Tam tersine, kamu otoritesinin koruyucu ve düzenleyici sorumluluğunun hatırlatılmasıdır. Bir faaliyetin hukuk tarafından düzenlenmesi, onun toplum açısından hiçbir risk taşımadığı anlamına gelmez. Özellikle bağımlılık riski taşıyan faaliyetlerde reklamların, erişimin, yaş sınırlarının ve gençlere yönelik özendirici unsurların nasıl düzenleneceği ciddi biçimde ele alınmalıdır. Çünkü devletin görevi yalnızca “yasal olanı denetlemek” değil, aynı zamanda kamu yararını ve toplumun korunmasını gözetmektir. DEVLET GELİRİ Mİ, TOPLUMSAL BEDEL Mİ? “Devlet bundan vergi alıyor.” “Gelirin bir kısmı kamu hizmetlerinde kullanılıyor.” “Yasal ve denetimli olduğu için güvenlidir.” Bu gerekçeler, Müslüman açısından kumarın dînî hükmünü değiştirmez. Fakat mesele kamu politikası açısından da şu soruyu gündeme getirir: Bu gelir elde edilirken toplum hangi bedelleri ödüyor? Eğer bir faaliyet bağımlılığı, borçlanmayı, aile huzursuzluğunu veya gençlerin kumara yönelmesini artırıyorsa, yalnızca elde edilen gelire bakmak yeterli midir? Kamu yararı, sadece “ne kadar gelir elde edildiği” ile değil, “toplumda ne kadar zarar meydana geldiği” ile de değerlendirilmelidir. Bu nedenle devletin şans oyunları konusundaki politikaları, gelir ve denetim kadar toplumsal zararların azaltılması açısından da sürekli gözden geçirilmelidir. KUMAR CEP TELEFONUNA GİRDİ Eskiden kumar denildiğinde gizli mekânlar akla gelirdi. Bugün ise bir genç telefonunu açıyor, bir müsabaka seçiyor, bir kupon oluşturuyor, para yatırıyor ve sonucu bekliyor. Kaybedince: “Bir daha deneyelim.” Kazanınca: “Biraz daha oynarsam daha çok kazanırım.” Böylece insan, farkına varmadan kazanma heyecanı ile kaybı telafi etme arzusu arasında bir döngünün içine girebiliyor. Dünya Sağlık Örgütü, kumarın finansal sıkıntılar, aile ilişkilerinin bozulması, ruhsal sorunlar ve çocukların ihmâl edilmesi gibi ciddi zararlarla ilişkili olduğunu bildirmektedir. Dolayısıyla mesele sadece “Bir insan parasını kaybetti” değildir. Mesele; emeğin değersizleşmesi, kolay para beklentisinin yaygınlaşması, borçların büyümesi, aile huzurunun bozulması ve özellikle gençlerin kumarın normal bir davranış olduğu düşüncesine alıştırılmasıdır. SPOR, KUMARIN REKLAM ALANINA DÖNÜŞMEMELİ Futbolu sevmek günah değildir. Basketbolu takip etmek günah değildir. Bir takımın kazanmasını istemek günah değildir. Fakat sonucu belli olmayan bir müsabaka üzerine para yatırarak kazanç veya kayıp yaşamaya dayalı bahis farklıdır. Sporun gençlere kazandırması gereken; emek, disiplin, mücadele, sabır ve takım rûhudur. Kolay para beklentisi değil. Bu nedenle spor dünyası ve medya kuruluşları da üzerlerine düşen sorumluluğu düşünmelidir. Gençlerin yoğun biçimde takip ettiği alanlarda kumar ve bahis kültürünün sürekli görünür hale gelmesi, bu faaliyetlerin normalleşmesine katkı sağlayabilir. EN BÜYÜK SINAV: ÇOCUKLARIMIZI KORUMAK Bugün anne babaların işi geçmişe göre daha zor. Çünkü kumar artık yalnızca sokakta veya gizli mekânlarda değil, çocuğun elindeki telefondadır. Anne baba şu soruları sormalıdır: Çocuğum hangi uygulamaları kullanıyor? Hangi reklamlara maruz kalıyor? Spor izlerken hangi bahis mesajlarını görüyor? “Kupon”, “oran”, “bonus”, “büyük ikramiye” gibi kavramlar zihninde neyi normalleştiriyor? Çocuğu sadece “Kumar haramdır” diyerek korumak yeterli olmayabilir. Ona aynı zamanda şu bilinci kazandırmak gerekir: “Para emekle kazanılır.” “Kolay para kazanma hayali büyük kayıplara götürebilir.” “Başkasının kaybı üzerine kazanç kurmak Müslümana yakışmaz.” Bu konuda aileye olduğu kadar okula, din görevlilerine, Diyanet'e, sivil toplum kuruluşlarına, medyaya ve kamu kurumlarına da görev düşmektedir. “AMA DEVLET İZİN VERİYOR” SÖZÜ MÜSLÜMAN İÇİN ÖLÇÜ DEĞİLDİR Müslümanın hayatındaki temel soru “Kanunen serbest mi?” sorusu değildir. Öncelikle “Allah bunun hakkında ne buyuruyor?” diye sormalıdır. Hukuk düzeninin bir faaliyete izin vermesi, Müslümanın o faaliyeti dînen meşrû görmesini gerektirmez. Bu nedenle: Yasal olabilir ama helâl olmayabilir. Devlet tarafından düzenlenebilir ama dînen caiz olmayabilir. Vergilendirilebilir ama Müslümanın uzak durması gerekebilir. Bu ayrımı kaybettiğimiz anda kanun ile dînî hükmü birbirine karıştırmış oluruz. ASIL SORU: NASIL KAZANDIN? Kumar konusunda belki de en önemli soru şudur: “Ne kadar kazandın?” değil, “Nasıl kazandın?” Bir insan “Ben kazandım” diyebilir. Fakat Müslüman şunu da sormalıdır: “Bu kazanç helâl bir yoldan mı elde edildi?” Çünkü İslâm'da sadece kazancın miktarı değil, kazancın yolu da önemlidir. Alın teriyle kazanılan az bir kazanç, haram yoldan kazanılan çok paradan daha değerlidir. Özetleyecek olursak: Kumarın adı değişebilir: Piyango, loto, bahis, İddaa, müşterek bahis, şans oyunu, dijital kupon... Fakat Müslüman için ölçü değişmez. HARAMA YENİ BİR İSİM VERMEK, HARAMI HELÂL YAPMAZ. Devletin görevi yalnızca ekonomik faaliyetleri düzenlemek değil, kamu yararını ve toplumun korunmasını da gözetmektir. Bu nedenle şans oyunları ve bahis alanındaki politikalar, sadece hukukî düzenleme ve kamu geliri açısından değil; bağımlılığın önlenmesi, gençlerin korunması, aile yapısının desteklenmesi ve toplumsal zararların azaltılması açısından da değerlendirilmelidir. Devletin hukukî düzenlemesi ile İslâm'ın hükmünü birbirine karıştırmayalım. Devletin ruhsatı, Allah'ın rızasının yerine geçmez. Vergilendirme, haramı helâl yapmaz. “Millî” adı, kumarın mahiyetini değiştirmez. Ve Müslümanın tercihi açık olmalıdır: “Şansımı kumarda değil, emeğimde ararım.” “Kolay kazancı değil, helâl kazancı isterim.” “Geçici bir kazanç uğruna dünyamı da âhiretimi de kaybetmem.” Çünkü gerçek kazanç, sadece para kazanmak değildir. Asıl kazanç, Allah'ın rızasını kazanmaktır. Mithat Güdü Emekli İmam Hatip / Gazeteci - Yazar
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.