FIRAT'IN ÇOCUKLARI-IV
FIRAT'IN ÇOCUKLARI-IV
Akşam olduğunda herkes Kara Hasan'ın çadırının önünde toplandı. Yusuf meraklandı:
— Hasan Ata, sen bu toprakları nereden tanıyorsun?
— Babamdan.
— O da nereden?..
— Kendi babasından.
— Peki buranın en eski hikâyesi nasıl?
Kara Hasan bir müddet düşündü. Sonra Fırat'ın karanlık sularına baktı.
— Bu nehir, siz doğmadan çok önce de buradaydı.
— Onu biliyoruz.
— Ama bir nehir yalnızca sudan ibaret değildir.
— Ya nedir akam?
— Aynı zamanda bir geçittir de...
Kara Hasan elindeki asayla toprağa şekiller çizdi önce, sonra manalı baktı etrafındakilere.
— Birecik'ten geçer, karşıya uzanır, Karkamış taraflarına kadar iner. Nice insan bu suyun iki yakasında, taa nerelere kadar gitti, ulaştı.
Yusuf: — Kimler, dedi merakla.
— Tüccarlar...
Bir çizgi daha çekti.
— Askerler...
Bir çizgi daha.
— Muhacirler...
Sonra durup düşündü. Pek derin hesaplar yapıyor gibiydi.
— Ve... Bizim gibi bir yurt arayanlar.
Seydaoğlu İlyas onu sessizce, sanki huşuyla dinliyordu.
Kara Hasan devam etti:
— Bu topraklarda insanın yolu hiçbir zaman kendi yolundan ibaret değildir. Bir kervan geçer, arkasından haber gelir. Bir ordu geçer, arkasından başka bir ordu gelir. Bir aile yerleşir, arkasından çocukları yeni bir köy kurar.
Yusuf Alp: — Peki biz, biz ne yapacağız? Kara Hasan ona baktı.
— Siz henüz hikâyenin başındasınız.
— Bizim hikâyemiz burada mı başlayacak?
— Belki.
İlyas söze karıştı:
— Belki de çoktan başladı.
Kara Hasan'ın sesi ağırlaşıp titrekleşti.
— Büyüklerimizden işittik. Fırat'ın ötesine geçen herkes aynı şekilde dönmez. Yusuf: "Nasıl yani?" dedi bu sefer.
— Kimi zenginleşir.
Yusuf ekledi:;
— Kimi de fakirleşir, kimi de değişir helbet.
İlyas:
— En önemlisi de budur bence, dedi. Kara Hasan başını salladı.
— Çünkü insan bir nehrin üzerinden yalnız bedeniyle geçmez.
Yusuf:
— Nesiyle geçer?
— Hatıralarıyla tabii.
Çadırların önünde sessizlik oldu. Ateşler uzaktan insan gözlerini, hatta insanın içini okumak isteyen bakışlarını andırıyordu. Uzaktan uzağa Fırat'ın akıntı sesleri geliyordu yine.
İhtiyar Kara Hasan:
— Siz bugün küçüksünüz. Yirmi üç çadır...
Yusuf:
— Her zaman bunca olmayacağız ama, dedi. Yarın daha çok olacagız inşaallah...
İhtiyar gülümsedi bu sefer;
— Yarını da, her şeyi de Allah bilir, dedi.
— Peki ya bizden sonra?
Kara Hasan:
— İşte asıl mesele o.
Yusuf bekledi cevabından önce:
— Sizden sonra geleceklerin yolunu hazırlamak.
**
İlyas, sabahı başlayacağı seferden önce, Kara Hasan'ı yalnız yakaladı.
— Sana söylemediğim bir şey var.
— Söyle.
— Gündüz Bey Ahlat'a giderken bana bir haber bıraktı.
Kara Hasan'ın yüzü ciddileşti.
— Ne haberi?
Seydaoğlu İlyas elbisesinin içinden küçük bir deri parçası çıkardı. Üzerinde birkaç kelime vardı.
Kara Hasan okudu. Bir müddet hesap kitap yapıp sonra tekrar okudu. Yusuf yaklaşmak istedi.
— Ne yazıyor?
Kara Hasan kâğıdı katladı.
— Hemen öğrenmenize gerek yok bence, biraz bekleyelim.
— Neden?
— Çünkü bazı haberler yüksek sesle okunmaz da ondan...
Seydaoğlu İlyas:
— Haklısın akam, dedi.
Kara Hasan:
— Bu haber Ertuğrul'a mı gidecek?
— Evet.
— Senin götürmen daha iyi olacak, nasılsa gidiyorsun.
İlyas başını salladı.
— Zaten yola çıkacağım.
Kara Hasan: — Hayır hemen değil.
— Niçin?
— Bu gece değil.
— Neden?
İhtiyar karanlığa baktı. — Çünkü seni takip edenler yalnızca dışarıdakiler değil.
İlyas'ın yüzü değişti.
— Ne demek istiyorsun?
Kara Hasan: — İçimizde kimin ne düşündüğünü henüz bilmiyoruz.
İlyas'ın sessizligine mim koydu ama o kadar da kuşkucu olmak iyi değil dedi kendi kendine. Fırat'ın karşı kıyısında bir ateş göründü bunun üzerine, sonra ikinci bir ateş... Ardından üçüncü... Yusuf bunları fark ederken yüreği endişe ile dolmuştu..
— Hasan Ata!
İhtiyar başını kaldırdı. Karşı kıyıda üç ateş yanıyordu. İlyas fısıldadı:
— Bunlar ne?
Kara Hasan:
— Haberleşme işareti.
— Kimlerin?
Kara Hasan cevap vermedi. Gözlerini ateşlerden ayırmadan:
— Yarın bunu öğreneceğimizi umuyorum, dedi.
Ve o gece... On üç çadırın üzerinde ilk defa gerçek bir tehlikenin gölgesi dolaşmaya başladı. Fakat Kayıların henüz bilmediği daha büyük bir sır vardı:
Gündüz Bey'in bıraktığı mesaj, yalnızca yaklaşan tehlikeyi haber vermiyor; Ertuğrul Bey'in Batı'daki yürüyüşünün kaderini de değiştirecek bir bir bilgi taşıyordu. ( 12. 10. 2026)
Mehmet Nuri BİNGÖL
Ekleme
Tarihi: 14 Ekim 2026 -Çarşamba
FIRAT'IN ÇOCUKLARI-IV
FIRAT'IN ÇOCUKLARI-IV
Akşam olduğunda herkes Kara Hasan'ın çadırının önünde toplandı. Yusuf meraklandı:
— Hasan Ata, sen bu toprakları nereden tanıyorsun?
— Babamdan.
— O da nereden?..
— Kendi babasından.
— Peki buranın en eski hikâyesi nasıl?
Kara Hasan bir müddet düşündü. Sonra Fırat'ın karanlık sularına baktı.
— Bu nehir, siz doğmadan çok önce de buradaydı.
— Onu biliyoruz.
— Ama bir nehir yalnızca sudan ibaret değildir.
— Ya nedir akam?
— Aynı zamanda bir geçittir de...
Kara Hasan elindeki asayla toprağa şekiller çizdi önce, sonra manalı baktı etrafındakilere.
— Birecik'ten geçer, karşıya uzanır, Karkamış taraflarına kadar iner. Nice insan bu suyun iki yakasında, taa nerelere kadar gitti, ulaştı.
Yusuf: — Kimler, dedi merakla.
— Tüccarlar...
Bir çizgi daha çekti.
— Askerler...
Bir çizgi daha.
— Muhacirler...
Sonra durup düşündü. Pek derin hesaplar yapıyor gibiydi.
— Ve... Bizim gibi bir yurt arayanlar.
Seydaoğlu İlyas onu sessizce, sanki huşuyla dinliyordu.
Kara Hasan devam etti:
— Bu topraklarda insanın yolu hiçbir zaman kendi yolundan ibaret değildir. Bir kervan geçer, arkasından haber gelir. Bir ordu geçer, arkasından başka bir ordu gelir. Bir aile yerleşir, arkasından çocukları yeni bir köy kurar.
Yusuf Alp: — Peki biz, biz ne yapacağız? Kara Hasan ona baktı.
— Siz henüz hikâyenin başındasınız.
— Bizim hikâyemiz burada mı başlayacak?
— Belki.
İlyas söze karıştı:
— Belki de çoktan başladı.
Kara Hasan'ın sesi ağırlaşıp titrekleşti.
— Büyüklerimizden işittik. Fırat'ın ötesine geçen herkes aynı şekilde dönmez. Yusuf: "Nasıl yani?" dedi bu sefer.
— Kimi zenginleşir.
Yusuf ekledi:;
— Kimi de fakirleşir, kimi de değişir helbet.
İlyas:
— En önemlisi de budur bence, dedi. Kara Hasan başını salladı.
— Çünkü insan bir nehrin üzerinden yalnız bedeniyle geçmez.
Yusuf:
— Nesiyle geçer?
— Hatıralarıyla tabii.
Çadırların önünde sessizlik oldu. Ateşler uzaktan insan gözlerini, hatta insanın içini okumak isteyen bakışlarını andırıyordu. Uzaktan uzağa Fırat'ın akıntı sesleri geliyordu yine.
İhtiyar Kara Hasan:
— Siz bugün küçüksünüz. Yirmi üç çadır...
Yusuf:
— Her zaman bunca olmayacağız ama, dedi. Yarın daha çok olacagız inşaallah...
İhtiyar gülümsedi bu sefer;
— Yarını da, her şeyi de Allah bilir, dedi.
— Peki ya bizden sonra?
Kara Hasan:
— İşte asıl mesele o.
Yusuf bekledi cevabından önce:
— Sizden sonra geleceklerin yolunu hazırlamak.
**
İlyas, sabahı başlayacağı seferden önce, Kara Hasan'ı yalnız yakaladı.
— Sana söylemediğim bir şey var.
— Söyle.
— Gündüz Bey Ahlat'a giderken bana bir haber bıraktı.
Kara Hasan'ın yüzü ciddileşti.
— Ne haberi?
Seydaoğlu İlyas elbisesinin içinden küçük bir deri parçası çıkardı. Üzerinde birkaç kelime vardı.
Kara Hasan okudu. Bir müddet hesap kitap yapıp sonra tekrar okudu. Yusuf yaklaşmak istedi.
— Ne yazıyor?
Kara Hasan kâğıdı katladı.
— Hemen öğrenmenize gerek yok bence, biraz bekleyelim.
— Neden?
— Çünkü bazı haberler yüksek sesle okunmaz da ondan...
Seydaoğlu İlyas:
— Haklısın akam, dedi.
Kara Hasan:
— Bu haber Ertuğrul'a mı gidecek?
— Evet.
— Senin götürmen daha iyi olacak, nasılsa gidiyorsun.
İlyas başını salladı.
— Zaten yola çıkacağım.
Kara Hasan: — Hayır hemen değil.
— Niçin?
— Bu gece değil.
— Neden?
İhtiyar karanlığa baktı. — Çünkü seni takip edenler yalnızca dışarıdakiler değil.
İlyas'ın yüzü değişti.
— Ne demek istiyorsun?
Kara Hasan: — İçimizde kimin ne düşündüğünü henüz bilmiyoruz.
İlyas'ın sessizligine mim koydu ama o kadar da kuşkucu olmak iyi değil dedi kendi kendine. Fırat'ın karşı kıyısında bir ateş göründü bunun üzerine, sonra ikinci bir ateş... Ardından üçüncü... Yusuf bunları fark ederken yüreği endişe ile dolmuştu..
— Hasan Ata!
İhtiyar başını kaldırdı. Karşı kıyıda üç ateş yanıyordu. İlyas fısıldadı:
— Bunlar ne?
Kara Hasan:
— Haberleşme işareti.
— Kimlerin?
Kara Hasan cevap vermedi. Gözlerini ateşlerden ayırmadan:
— Yarın bunu öğreneceğimizi umuyorum, dedi.
Ve o gece... On üç çadırın üzerinde ilk defa gerçek bir tehlikenin gölgesi dolaşmaya başladı. Fakat Kayıların henüz bilmediği daha büyük bir sır vardı:
Gündüz Bey'in bıraktığı mesaj, yalnızca yaklaşan tehlikeyi haber vermiyor; Ertuğrul Bey'in Batı'daki yürüyüşünün kaderini de değiştirecek bir bir bilgi taşıyordu. ( 12. 10. 2026)
Mehmet Nuri BİNGÖL
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
