Mehmet Nuri BİNGÖL
Köşe Yazarı
Mehmet Nuri BİNGÖL
 

SEVGİDEN NEFSE UZANAN YOL

SEVGİDEN NEFSE UZANAN YOL - deneme- ( Birecik- İskele Çarşısı) “Sevgi baht olmuş Ezelden bize, Sizde bir türlü, Bizde bir türlü…” Böyle çıktın yola ey nefis… ** Elinde sevginin kandili, gönlünde güzel niyetler vardı. İnsanları sevdin, hakikati sevdin, iyiliğe meylettin. Kendince bir yol tuttun. Fakat yol uzadıkça, farkına varmadan sevginin yanına başka bir yolcu aldın: Kendini. ** Önceleri onu tanımadın. Çünkü nefis her zaman çirkin yüzüyle görünmez. Bazen iyiliğin arkasına saklanır, bazen hizmetin gölgesine çekilir, bazen de sevginin elbisesini giyer. Sen “Sevdim.” dedikçe o, içinden sessizce: “Sen sevdin…” diye fısıldadı. İşte kırılma noktası buydu. ** Sevginin merkezinde artık sevilen değil, seven vardı. “Ben ne verdim, ne yaptım, ne kadar fedakârlık ettim?” soruları çoğaldıkça muhabbetin berraklığı bulanıyordu. Bir süre sonra “Biz sevdik, onlar sevmedi.” demeye başladın. “Biz anladık, onlar anlamadı.” “Biz fedakârlık ettik, onlar kıymet bilmedi.” Böylece iki kelime arasına görünmez bir duvar ördün: Biz ve siz. ** Oysa belki de asıl ayrılık orada değildi. Asıl ayrılık, “ben” ile hakikat arasındaydı. Nefis, insanı çoğu zaman kötülüğe çağırarak değil, yaptığı iyiliği kendisine mal ettirerek yanıltır. İyiliğin sevabından önce övgüsünü, hizmetin huzurundan önce bilinmesini ister. Hatta bazen hakikati savunurken bile fark ettirmeden kendi suretini savunur. İnsan burada dikkat etmezse, iyilik bir makama; hizmet bir unvana; sevgi ise gizli bir üstünlük duygusuna dönüşebilir. Sonra kişi kendisine şu soruyu sormalıdır: Ben gerçekten seviyor muyum, yoksa sevmem üzerinden kendimi mi büyütüyorum? Çetin soru budur. ** Çünkü hakiki sevgi insanı kendisine yaklaştırmaz; kendinden uzaklaştırır. Sevdiğinin iyiliğini kendi itibarının önüne koyabiliyorsan sevgi vardır. Yaptığın iyiliğin bilinmemesine razı olabiliyorsan samimiyet vardır. Kırıldığın hâlde gönül kırmamayı seçebiliyorsan nefsin bir basamağını aşmışsın demektir. Ve en önemlisi, yaptığın güzelliği kendine yazmak yerine onu bir lütuf bilmeyi öğreniyorsan artık yol değişmeye başlamıştır. Çünkü insanın hakiki yolculuğu başkalarını geçmek değil, kendisini geride bırakmaktır. ** Ey nefis! Sen sevgiyle çıktın yola; fakat yol üzerinde kendini öne sürdün. Şimdi geri dön ve kendine bak. Belki bütün mesele, sevginin kime ait olduğunu unutmaktı. Sen sevdin sanıyordun. Belki de sana sevme kabiliyeti verildi. Sen iyilik ettin sanıyordun.Aslında iyiliğin kapısı önünde sana bir pay ayrılmıştı. ** Sen hizmet ettin sanıyordun. Belki de hizmet edilmesi gereken hakikat seni hizmete çağırdı. Öyleyse artık “ben yaptım” deme. Çünkü “ben” öne çıktığında sevgi geriye çekilir. “Ben” büyüdükçe ihlas küçülür. “Ben” konuşmaya başladığında kalbin sesi kısılır. Belki de yolun sonunda insana düşen en büyük zafer, kendisini kazanmak değil, kendisini kaybetmektir. ** Öyle bir kayboluş ki insan, kendi izini sürmekten vazgeçip medih beklemesin. Ne diyordu Yüce Resul (asm): " Bir kardeşini yüzüne övmek, onu helak etmektir." Demek ki kişinin görevi kendini geri plana alıp görülmek istememesidir. “Ben sevdim.” demesin. Sadece sevsin. ** Ve bir gün aynaya baktığında, karşısındaki yüzün arkasında nefsinin kabaran gölgesini değil, kendisine verilmiş bütün güzelliklerin sahibini görsün. İşte o zaman mısralardaki “biz” ve “siz” de düşer. Geriye yalnızca sevgi kalır. Ve insanlar, büyük bir suurla şunu anlar: Sevginin en büyük imtihanı, başkasını sevmek değil; sevdiğini söylerken kendini aradan çekebilmektir. Belki de kulun Rabbine doğru yürüyüşü tam burada başlıyor: “Ben yokum” diyebildiği yerde değil; “Ben varım” iddiasının artık hiçbir şey ifade etmediği yerde. Yani Öteler Ötesinde. Çünkü bazı yollar insanı bir yere götürmez. İnsanı, kendisinden alır. ...Ve asıl menzil de budur.
Ekleme Tarihi: 08 Ekim 2026 -Perşembe

SEVGİDEN NEFSE UZANAN YOL

SEVGİDEN NEFSE UZANAN YOL - deneme- ( Birecik- İskele Çarşısı) “Sevgi baht olmuş Ezelden bize, Sizde bir türlü, Bizde bir türlü…” Böyle çıktın yola ey nefis… ** Elinde sevginin kandili, gönlünde güzel niyetler vardı. İnsanları sevdin, hakikati sevdin, iyiliğe meylettin. Kendince bir yol tuttun. Fakat yol uzadıkça, farkına varmadan sevginin yanına başka bir yolcu aldın: Kendini. ** Önceleri onu tanımadın. Çünkü nefis her zaman çirkin yüzüyle görünmez. Bazen iyiliğin arkasına saklanır, bazen hizmetin gölgesine çekilir, bazen de sevginin elbisesini giyer. Sen “Sevdim.” dedikçe o, içinden sessizce: “Sen sevdin…” diye fısıldadı. İşte kırılma noktası buydu. ** Sevginin merkezinde artık sevilen değil, seven vardı. “Ben ne verdim, ne yaptım, ne kadar fedakârlık ettim?” soruları çoğaldıkça muhabbetin berraklığı bulanıyordu. Bir süre sonra “Biz sevdik, onlar sevmedi.” demeye başladın. “Biz anladık, onlar anlamadı.” “Biz fedakârlık ettik, onlar kıymet bilmedi.” Böylece iki kelime arasına görünmez bir duvar ördün: Biz ve siz. ** Oysa belki de asıl ayrılık orada değildi. Asıl ayrılık, “ben” ile hakikat arasındaydı. Nefis, insanı çoğu zaman kötülüğe çağırarak değil, yaptığı iyiliği kendisine mal ettirerek yanıltır. İyiliğin sevabından önce övgüsünü, hizmetin huzurundan önce bilinmesini ister. Hatta bazen hakikati savunurken bile fark ettirmeden kendi suretini savunur. İnsan burada dikkat etmezse, iyilik bir makama; hizmet bir unvana; sevgi ise gizli bir üstünlük duygusuna dönüşebilir. Sonra kişi kendisine şu soruyu sormalıdır: Ben gerçekten seviyor muyum, yoksa sevmem üzerinden kendimi mi büyütüyorum? Çetin soru budur. ** Çünkü hakiki sevgi insanı kendisine yaklaştırmaz; kendinden uzaklaştırır. Sevdiğinin iyiliğini kendi itibarının önüne koyabiliyorsan sevgi vardır. Yaptığın iyiliğin bilinmemesine razı olabiliyorsan samimiyet vardır. Kırıldığın hâlde gönül kırmamayı seçebiliyorsan nefsin bir basamağını aşmışsın demektir. Ve en önemlisi, yaptığın güzelliği kendine yazmak yerine onu bir lütuf bilmeyi öğreniyorsan artık yol değişmeye başlamıştır. Çünkü insanın hakiki yolculuğu başkalarını geçmek değil, kendisini geride bırakmaktır. ** Ey nefis! Sen sevgiyle çıktın yola; fakat yol üzerinde kendini öne sürdün. Şimdi geri dön ve kendine bak. Belki bütün mesele, sevginin kime ait olduğunu unutmaktı. Sen sevdin sanıyordun. Belki de sana sevme kabiliyeti verildi. Sen iyilik ettin sanıyordun.Aslında iyiliğin kapısı önünde sana bir pay ayrılmıştı. ** Sen hizmet ettin sanıyordun. Belki de hizmet edilmesi gereken hakikat seni hizmete çağırdı. Öyleyse artık “ben yaptım” deme. Çünkü “ben” öne çıktığında sevgi geriye çekilir. “Ben” büyüdükçe ihlas küçülür. “Ben” konuşmaya başladığında kalbin sesi kısılır. Belki de yolun sonunda insana düşen en büyük zafer, kendisini kazanmak değil, kendisini kaybetmektir. ** Öyle bir kayboluş ki insan, kendi izini sürmekten vazgeçip medih beklemesin. Ne diyordu Yüce Resul (asm): " Bir kardeşini yüzüne övmek, onu helak etmektir." Demek ki kişinin görevi kendini geri plana alıp görülmek istememesidir. “Ben sevdim.” demesin. Sadece sevsin. ** Ve bir gün aynaya baktığında, karşısındaki yüzün arkasında nefsinin kabaran gölgesini değil, kendisine verilmiş bütün güzelliklerin sahibini görsün. İşte o zaman mısralardaki “biz” ve “siz” de düşer. Geriye yalnızca sevgi kalır. Ve insanlar, büyük bir suurla şunu anlar: Sevginin en büyük imtihanı, başkasını sevmek değil; sevdiğini söylerken kendini aradan çekebilmektir. Belki de kulun Rabbine doğru yürüyüşü tam burada başlıyor: “Ben yokum” diyebildiği yerde değil; “Ben varım” iddiasının artık hiçbir şey ifade etmediği yerde. Yani Öteler Ötesinde. Çünkü bazı yollar insanı bir yere götürmez. İnsanı, kendisinden alır. ...Ve asıl menzil de budur.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.