ADALETİN TERAZİSİ NEDEN ŞAŞIYOR?
ADALETİN TERAZİSİ NEDEN ŞAŞIYOR?
Adaletin terazisi neden şaşıyor?
Çünkü bazen terazinin kefelerine hakikat değil, güç konuluyor.
Bir kefede sıradan vatandaşın hakkı, diğer kefede makamın, paranın, çevrenin ya da nüfuzun ağırlığı varsa; o terazi zaten adalet ölçmez.
Adalet dediğimiz şey, güçlüye başka, güçsüze başka davranmak değildir. Adalet; kim olduğuna bakmadan, herkesin hakkını aynı ölçüyle değerlendirebilmektir.
Anayasa açık: Herkes kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Peki öyleyse toplum neden zaman zaman “Adalet herkese aynı mı uygulanıyor?” diye soruyor?
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Adalet yalnızca mahkeme salonlarında aranmaz. Adalet; bir annenin çocuğu için verdiği mücadelede, bir işçinin alın terinde, bir memurun hakkını aramasında, bir vatandaşın devlet kapısında karşılaştığı muamelede de vardır.
Çünkü adaletin gecikmesi, yalnızca bir dosyanın gecikmesi değildir.
Bir insanın umudunun gecikmesidir.
Bir vatandaş mahkeme kapısına gittiğinde elinde makamı, parası, çevresi değil; yalnızca hakkı olmalıdır. Ve o hak, karşısındaki kişinin kim olduğuna göre değişmemelidir.
Adil yargılanma hakkı da tam olarak bunu gerektirir. Anayasa Mahkemesi, tarafların iddia ve savunmalarını makul şekilde ortaya koyabilmeleri ve yargılama sürecinde eşit imkânlara sahip olmaları gerektiğini vurguluyor.
Çünkü adalet yalnızca sonuçtan ibaret değildir.
İnsanlar, “Benim hakkım gerçekten dinlendi mi?” diye de sorar.
Bir kararın gerekçesi anlaşılmıyorsa, bir taraf kendisini dinlenmemiş hissediyorsa, deliller eşit şekilde değerlendirilmiyorsa toplumun adalet duygusu yara alır.
Ve adalet duygusu yaralanan toplumda en tehlikeli şey başlar:
Güven kaybolur.
Oysa devletin en büyük gücü yalnızca kanunları değildir.
İnsanların o kanunlara duyduğu güvendir.
Terazi şaştığında yalnızca bir kişi kaybetmez.
Bir aile kaybeder.
Bir toplum kaybeder.
Hukuka olan inanç kaybeder.
Bu yüzden adaletin terazisini yeniden dengede tutmanın yolu, teraziyi kimin tuttuğundan çok neye göre tarttığına bakmaktır.
Çünkü adaletin gerçek sınavı, güçlü olanın karşısında değil; güçsüz olanın yanında da aynı ölçüyü koruyabilmektir.
Ve unutmayalım:
Adalet, herkesin hakkını aradığı gün değil; kimsenin hakkının yenmeyeceğine inandığı gün gerçekten vardır.
Yazar Fatma Daştan
Ekleme
Tarihi: 26 Eylül 2026 -Cumartesi
ADALETİN TERAZİSİ NEDEN ŞAŞIYOR?
ADALETİN TERAZİSİ NEDEN ŞAŞIYOR?
Adaletin terazisi neden şaşıyor?
Çünkü bazen terazinin kefelerine hakikat değil, güç konuluyor.
Bir kefede sıradan vatandaşın hakkı, diğer kefede makamın, paranın, çevrenin ya da nüfuzun ağırlığı varsa; o terazi zaten adalet ölçmez.
Adalet dediğimiz şey, güçlüye başka, güçsüze başka davranmak değildir. Adalet; kim olduğuna bakmadan, herkesin hakkını aynı ölçüyle değerlendirebilmektir.
Anayasa açık: Herkes kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Peki öyleyse toplum neden zaman zaman “Adalet herkese aynı mı uygulanıyor?” diye soruyor?
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Adalet yalnızca mahkeme salonlarında aranmaz. Adalet; bir annenin çocuğu için verdiği mücadelede, bir işçinin alın terinde, bir memurun hakkını aramasında, bir vatandaşın devlet kapısında karşılaştığı muamelede de vardır.
Çünkü adaletin gecikmesi, yalnızca bir dosyanın gecikmesi değildir.
Bir insanın umudunun gecikmesidir.
Bir vatandaş mahkeme kapısına gittiğinde elinde makamı, parası, çevresi değil; yalnızca hakkı olmalıdır. Ve o hak, karşısındaki kişinin kim olduğuna göre değişmemelidir.
Adil yargılanma hakkı da tam olarak bunu gerektirir. Anayasa Mahkemesi, tarafların iddia ve savunmalarını makul şekilde ortaya koyabilmeleri ve yargılama sürecinde eşit imkânlara sahip olmaları gerektiğini vurguluyor.
Çünkü adalet yalnızca sonuçtan ibaret değildir.
İnsanlar, “Benim hakkım gerçekten dinlendi mi?” diye de sorar.
Bir kararın gerekçesi anlaşılmıyorsa, bir taraf kendisini dinlenmemiş hissediyorsa, deliller eşit şekilde değerlendirilmiyorsa toplumun adalet duygusu yara alır.
Ve adalet duygusu yaralanan toplumda en tehlikeli şey başlar:
Güven kaybolur.
Oysa devletin en büyük gücü yalnızca kanunları değildir.
İnsanların o kanunlara duyduğu güvendir.
Terazi şaştığında yalnızca bir kişi kaybetmez.
Bir aile kaybeder.
Bir toplum kaybeder.
Hukuka olan inanç kaybeder.
Bu yüzden adaletin terazisini yeniden dengede tutmanın yolu, teraziyi kimin tuttuğundan çok neye göre tarttığına bakmaktır.
Çünkü adaletin gerçek sınavı, güçlü olanın karşısında değil; güçsüz olanın yanında da aynı ölçüyü koruyabilmektir.
Ve unutmayalım:
Adalet, herkesin hakkını aradığı gün değil; kimsenin hakkının yenmeyeceğine inandığı gün gerçekten vardır.
Yazar Fatma Daştan
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
