Bülent ERTEKİN
Köşe Yazarı
Bülent ERTEKİN
 

KAMUOYUNA  DUYURU FON KRİZİ BAHANE EDİLEREK NUR TALEBELERİ VE MANEVİ HİZMETLER HEDEF ALINAMAZ!

KAMUOYUNA  DUYURU FON KRİZİ BAHANE EDİLEREK NUR TALEBELERİ VE MANEVİ HİZMETLER HEDEF ALINAMAZ! Susmak, haksızlık karşısında tarafsızlık değildir. Hakikatin yanında durmak, bugün her zamankinden daha büyük bir sorumluluktur! “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” Bizim gayretimiz, niyetimiz ve mücadelemiz, bu ayette işaret edilen topluluğun bir ferdi olabilmektir. Yıllardır toplumsal sorunlara karşı yapmış olduğum eleştirilerimi “yıkıcı” olarak nitelendirenlere, kötü niyet taşımıyorlarsa kendilerini vicdanlarıyla baş başa bırakıyor, hatalarını gözden geçirmeye ve istiğfar etmeye davet ediyoruz. Çünkü bize emanet edilen ve her biri kutsal olarak değerlendirdiğimiz dilimiz, dinimiz, mahremiyetimiz, ailemiz ve istikbalimiz göz göre göre yerle yeksan edilmeye çalışılıyor. Bu tehlikeler karşısında susmak, benim, sizin, hepimizin kısacası toplum olarak sorumluluğumuzu ortadan kaldırmaz. Bu metin bir rica değil, açık bir ikazdır! Toplumlar bir günde yıkılmaz.( Hüdai Vakfı) Önce utanma duygusu zayıflar, sonra kötülüğün adı değiştirilir, en sonunda kötülük normalleştirilir ve alkışlanır. Bugün bu tehlikeli gidişatın farklı örnekleriyle karşı karşıyayız. FON KRİZİ: ÇÜRÜMEYE KARŞI HESAP SORULMALI, MASUMLAR İSE İFTİRAYA KURBAN EDİLMEMELİDİR! Birkaç hafta önce ülke gündemine bomba gibi düşen FON KRİZİ, yalnızca ekonomik bir tartışma olarak ele alınamaz. Bu olay üzerinden ortaya çıkan iddialar, toplumun güven, ahlak ve sorumluluk anlayışını da sorgulamayı zorunlu kılmaktadır. Helal ile haram arasındaki çizginin silikleştiği, kolay yoldan kazanç elde etme arzusunun öne çıktığı, uyuşturucunun bir yaşam tarzı gibi sunulduğu ve sanal kumarın bir fırsat olarak pazarlandığı bir ortamda aileler ağır bedeller ödüyor. Biz bu gidişatı kabul etmiyoruz! Ancak burada son derece önemli bir ayrım vardır: Usulsüzlük iddiaları varsa araştırılmalı, suç işleyenler hukuk önünde hesap vermelidir. Buna karşılık, herhangi bir suça karıştığı ortaya konulmamış kişilerin, toplulukların ve kurumların topluca suçlanması da asla kabul edilemez. Adalet, birilerini korumak kadar masumları haksız ithamlardan korumayı da gerektirir. NUR TALEBELERİNİ VE MANEVİ HİZMETLERİ TOPTAN SUÇLAMAK KİMİN HADDİNE? Aydınlık gazetesinde yayımlanan ve Nurculuğu, Nur talebelerini hedef aldığı değerlendirilen haberler üzerinden ciddi sorularımız vardır. Türkiye'nin en ücra köşelerinde dahi samimi bir ihlasla iman ve Kur'an hizmeti vermeye çalışan cemaatlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve manevi değerlere hizmet eden kurumların, somut deliller ortaya konulmadan zan altında bırakılması doğru mudur? Hiç kimse, bir kişinin veya bir grubun eylemlerinden hareketle bütün Nur talebelerini ve manevi hizmet gönüllülerini töhmet altında bırakamaz! Hiç kimse; usulsüzlüğe, yolsuzluğa ve ayrımcılığa karışmadığı sürece, sırf inancı, aidiyeti veya yürüttüğü hizmet nedeniyle bir insanı suçlu ilan edemez. Hukukta da vicdanda da esas olan, kişisel sorumluluk ve somut delildir. Eleştiri yapılabilir. İddialar araştırılabilir. Gazetecilik faaliyeti yürütülebilir. Ancak bunların hiçbiri, bir topluluğu peşinen mahkûm etme veya insanların inançları üzerinden toplumsal bir linç oluşturma hakkı vermez. Basın özgürlüğü sorumsuz itham özgürlüğü değildir! BEKİR BERK'İN HATIRLATTIĞI DAVANIN HAKİKATİ NEREDE? Yıllarca mahkemeden mahkemeye, zindandan zindana, sürgünden sürgüne gönderilen Nurcuların mücadelesi; hak, hukuk ve hakikati savunma iddiası üzerine kuruluydu. Üstad Bediüzzaman Said Nursi'nin ve Risale-i Nur'un birinci avukatı olarak anılan Bekir Berk'in şu sözü, bu noktada hatırlanmaya değerdir: “Sizi mi savunayım, yoksa davanızı mı?” Bu sözün işaret ettiği temel mesele açıktır: Şahısların şahsi meseleleri ile savunulduğu iddia edilen davanın temel değerleri birbirine karıştırılmamalıdır. Geçmişte nice fedakâr ağabeyimizin, şahısların değil Risale-i Nur'un ve onun hakikatlerinin savunulmasını öncelediği anlatılır. Bugün de ihtiyaç duyduğumuz şey, aynı sorumluluk bilinciyle hareket etmek; şahsi hesapların değil, hakkın ve adaletin yanında durmaktır. ADI AYDINLIK, RUHU KARANLIK BİR TARTIŞMAYA MI SÜRÜKLENİYORUZ? Bugün toplumun farklı kesimlerini, Nur talebelerini ve bütün cemaatleri karşı karşıya getirebilecek bir dilin kullanılması ciddi endişe doğurmaktadır. Soruyoruz: Bir fon krizi üzerinden bütün bir manevi geleneği tartışmalı hâle getirmek kime, ne kazandıracaktır? İddiaların muhatapları elbette açıklama yapmalı, varsa yanlışlarını ortaya koymalı ve hukuk önünde hesap vermelidir. Fakat bu süreç, hiçbir şekilde bütün bir topluluğu suçlu ilan etmenin aracına dönüştürülmemelidir. Basının görevi, iddiaları araştırmak ve kamuoyunu bilgilendirmektir. Mahkûmiyet dağıtmak, toplumsal düşmanlığı körüklemek ve insanları aidiyetleri üzerinden hedef hâline getirmek değildir. Geçmişte yaşanan baskıcı dönemlerin hatırası hâlâ hafızalardayken, yeniden bir toplumsal kutuplaşmaya ve inanç gruplarının hedef gösterilmesine zemin hazırlanmasına sessiz kalamayız. KALKIN BEYLER! KAMUOYU SİZDEN AÇIKLAMA BEKLİYOR! Haberlere konu olan ve isimleri kamuoyunda gündeme gelen; Mehmet Yıldız Fatih Yağcı Serkan Aktaş Sizlere açıkça sesleniyoruz: Hakkınızda ortaya atılan iddialar ve yürütülen tartışmalar karşısında nerede durduğunuzu açıkça ortaya koyun. Kamuoyunun haklı sorularına cevap verin. İddiaları kabul ediyor musunuz, reddediyor musunuz? Varsa yanlış anlaşılmaları giderin; hakkınızda gerçeğe aykırı yayın yapıldığını düşünüyorsanız hukuki haklarınızı kullanın. Hakikati savunmak, yalnızca başkalarından beklenen bir sorumluluk değildir. Sizlerden beklenen, kişisel açıklamaların ötesinde, meselenin bütün yönleriyle aydınlatılmasına katkı sunmanızdır. İddiaların doğruluğu veya yanlışlığı, belgeler ve hukuki süreçler çerçevesinde ortaya konulmalıdır. Eğer hakkınızda gerçeğe aykırı, kişilik haklarınızı zedeleyen yayınlar yapıldığını düşünüyorsanız tekzip, cevap ve düzeltme ile koşulları oluştuğunda maddi ve manevi tazminat dâhil hukuki yolları değerlendirin. Peki, hâlâ neyi bekliyorsunuz? Kamuoyunun sorduğu sorulara açık, anlaşılır ve belgelerle desteklenen cevaplar verilmesini bekliyoruz. SON SÖZÜMÜZ: HAKİKATİN ÜZERİ ÖRTÜLEMEZ! Biz, Risale-i Nur'a gönül verenleri, Nur talebelerini ve manevi değerlere hizmet eden bütün sivil toplum kuruluşlarını hedef alan toptancı ithamları kabul etmiyoruz. Yanlış yapan varsa hesabını versin. Suçu sabit olan varsa hukuk önünde karşılığını görsün. Ancak masum insanlar, kurumlar ve topluluklar başkalarının eylemleri üzerinden suçlanmasın. Adalet, herkese aynı ölçüyle uygulanmalıdır. Hakikat, aidiyete göre değişmemelidir. Bizim çağrımız açıktır: İddialar somut delillerle ortaya konulsun. Kamuoyu doğru ve eksiksiz bilgilendirilsin. Hakkında iddia bulunan kişiler açıklama yapsın. Gerçeğe aykırı yayınlar varsa hukuki yollarla düzeltilsin. Hiç kimse, inancı ve manevi hizmetleri nedeniyle topluca suçlu ilan edilmesin. Unutulmasın ki hiç kimse hakikatin üzerinde değildir. Hiç kimse de haksız ithamlarla insanların onurunu zedeleme hakkına sahip değildir. Biz hakkı ve hakikati savunmaya devam edeceğiz. Bu dünyada hukuk önünde, ahirette ise Cenab-ı Hakk'ın huzurunda hesap vereceğimiz bilinciyle hareket edeceğiz. BEKLİYORUZ BEYLER! Mehmet Yıldız'dan açıklama bekliyoruz. Fatih Yağcı'dan açıklama bekliyoruz. Serkan Aktaş'tan açıklama bekliyoruz. Kamuoyunu aydınlatacak, iddiaları açıklığa kavuşturacak ve hakikatin ortaya çıkmasına katkı sağlayacak açıklamalarınızı bekliyoruz. Selâm ve dua ile. Bülent Ertekin
Ekleme Tarihi: 27 Ekim 2026 -Salı

KAMUOYUNA  DUYURU FON KRİZİ BAHANE EDİLEREK NUR TALEBELERİ VE MANEVİ HİZMETLER HEDEF ALINAMAZ!

KAMUOYUNA  DUYURU FON KRİZİ BAHANE EDİLEREK NUR TALEBELERİ VE MANEVİ HİZMETLER HEDEF ALINAMAZ! Susmak, haksızlık karşısında tarafsızlık değildir. Hakikatin yanında durmak, bugün her zamankinden daha büyük bir sorumluluktur! “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” Bizim gayretimiz, niyetimiz ve mücadelemiz, bu ayette işaret edilen topluluğun bir ferdi olabilmektir. Yıllardır toplumsal sorunlara karşı yapmış olduğum eleştirilerimi “yıkıcı” olarak nitelendirenlere, kötü niyet taşımıyorlarsa kendilerini vicdanlarıyla baş başa bırakıyor, hatalarını gözden geçirmeye ve istiğfar etmeye davet ediyoruz. Çünkü bize emanet edilen ve her biri kutsal olarak değerlendirdiğimiz dilimiz, dinimiz, mahremiyetimiz, ailemiz ve istikbalimiz göz göre göre yerle yeksan edilmeye çalışılıyor. Bu tehlikeler karşısında susmak, benim, sizin, hepimizin kısacası toplum olarak sorumluluğumuzu ortadan kaldırmaz. Bu metin bir rica değil, açık bir ikazdır! Toplumlar bir günde yıkılmaz.( Hüdai Vakfı) Önce utanma duygusu zayıflar, sonra kötülüğün adı değiştirilir, en sonunda kötülük normalleştirilir ve alkışlanır. Bugün bu tehlikeli gidişatın farklı örnekleriyle karşı karşıyayız. FON KRİZİ: ÇÜRÜMEYE KARŞI HESAP SORULMALI, MASUMLAR İSE İFTİRAYA KURBAN EDİLMEMELİDİR! Birkaç hafta önce ülke gündemine bomba gibi düşen FON KRİZİ, yalnızca ekonomik bir tartışma olarak ele alınamaz. Bu olay üzerinden ortaya çıkan iddialar, toplumun güven, ahlak ve sorumluluk anlayışını da sorgulamayı zorunlu kılmaktadır. Helal ile haram arasındaki çizginin silikleştiği, kolay yoldan kazanç elde etme arzusunun öne çıktığı, uyuşturucunun bir yaşam tarzı gibi sunulduğu ve sanal kumarın bir fırsat olarak pazarlandığı bir ortamda aileler ağır bedeller ödüyor. Biz bu gidişatı kabul etmiyoruz! Ancak burada son derece önemli bir ayrım vardır: Usulsüzlük iddiaları varsa araştırılmalı, suç işleyenler hukuk önünde hesap vermelidir. Buna karşılık, herhangi bir suça karıştığı ortaya konulmamış kişilerin, toplulukların ve kurumların topluca suçlanması da asla kabul edilemez. Adalet, birilerini korumak kadar masumları haksız ithamlardan korumayı da gerektirir. NUR TALEBELERİNİ VE MANEVİ HİZMETLERİ TOPTAN SUÇLAMAK KİMİN HADDİNE? Aydınlık gazetesinde yayımlanan ve Nurculuğu, Nur talebelerini hedef aldığı değerlendirilen haberler üzerinden ciddi sorularımız vardır. Türkiye'nin en ücra köşelerinde dahi samimi bir ihlasla iman ve Kur'an hizmeti vermeye çalışan cemaatlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve manevi değerlere hizmet eden kurumların, somut deliller ortaya konulmadan zan altında bırakılması doğru mudur? Hiç kimse, bir kişinin veya bir grubun eylemlerinden hareketle bütün Nur talebelerini ve manevi hizmet gönüllülerini töhmet altında bırakamaz! Hiç kimse; usulsüzlüğe, yolsuzluğa ve ayrımcılığa karışmadığı sürece, sırf inancı, aidiyeti veya yürüttüğü hizmet nedeniyle bir insanı suçlu ilan edemez. Hukukta da vicdanda da esas olan, kişisel sorumluluk ve somut delildir. Eleştiri yapılabilir. İddialar araştırılabilir. Gazetecilik faaliyeti yürütülebilir. Ancak bunların hiçbiri, bir topluluğu peşinen mahkûm etme veya insanların inançları üzerinden toplumsal bir linç oluşturma hakkı vermez. Basın özgürlüğü sorumsuz itham özgürlüğü değildir! BEKİR BERK'İN HATIRLATTIĞI DAVANIN HAKİKATİ NEREDE? Yıllarca mahkemeden mahkemeye, zindandan zindana, sürgünden sürgüne gönderilen Nurcuların mücadelesi; hak, hukuk ve hakikati savunma iddiası üzerine kuruluydu. Üstad Bediüzzaman Said Nursi'nin ve Risale-i Nur'un birinci avukatı olarak anılan Bekir Berk'in şu sözü, bu noktada hatırlanmaya değerdir: “Sizi mi savunayım, yoksa davanızı mı?” Bu sözün işaret ettiği temel mesele açıktır: Şahısların şahsi meseleleri ile savunulduğu iddia edilen davanın temel değerleri birbirine karıştırılmamalıdır. Geçmişte nice fedakâr ağabeyimizin, şahısların değil Risale-i Nur'un ve onun hakikatlerinin savunulmasını öncelediği anlatılır. Bugün de ihtiyaç duyduğumuz şey, aynı sorumluluk bilinciyle hareket etmek; şahsi hesapların değil, hakkın ve adaletin yanında durmaktır. ADI AYDINLIK, RUHU KARANLIK BİR TARTIŞMAYA MI SÜRÜKLENİYORUZ? Bugün toplumun farklı kesimlerini, Nur talebelerini ve bütün cemaatleri karşı karşıya getirebilecek bir dilin kullanılması ciddi endişe doğurmaktadır. Soruyoruz: Bir fon krizi üzerinden bütün bir manevi geleneği tartışmalı hâle getirmek kime, ne kazandıracaktır? İddiaların muhatapları elbette açıklama yapmalı, varsa yanlışlarını ortaya koymalı ve hukuk önünde hesap vermelidir. Fakat bu süreç, hiçbir şekilde bütün bir topluluğu suçlu ilan etmenin aracına dönüştürülmemelidir. Basının görevi, iddiaları araştırmak ve kamuoyunu bilgilendirmektir. Mahkûmiyet dağıtmak, toplumsal düşmanlığı körüklemek ve insanları aidiyetleri üzerinden hedef hâline getirmek değildir. Geçmişte yaşanan baskıcı dönemlerin hatırası hâlâ hafızalardayken, yeniden bir toplumsal kutuplaşmaya ve inanç gruplarının hedef gösterilmesine zemin hazırlanmasına sessiz kalamayız. KALKIN BEYLER! KAMUOYU SİZDEN AÇIKLAMA BEKLİYOR! Haberlere konu olan ve isimleri kamuoyunda gündeme gelen; Mehmet Yıldız Fatih Yağcı Serkan Aktaş Sizlere açıkça sesleniyoruz: Hakkınızda ortaya atılan iddialar ve yürütülen tartışmalar karşısında nerede durduğunuzu açıkça ortaya koyun. Kamuoyunun haklı sorularına cevap verin. İddiaları kabul ediyor musunuz, reddediyor musunuz? Varsa yanlış anlaşılmaları giderin; hakkınızda gerçeğe aykırı yayın yapıldığını düşünüyorsanız hukuki haklarınızı kullanın. Hakikati savunmak, yalnızca başkalarından beklenen bir sorumluluk değildir. Sizlerden beklenen, kişisel açıklamaların ötesinde, meselenin bütün yönleriyle aydınlatılmasına katkı sunmanızdır. İddiaların doğruluğu veya yanlışlığı, belgeler ve hukuki süreçler çerçevesinde ortaya konulmalıdır. Eğer hakkınızda gerçeğe aykırı, kişilik haklarınızı zedeleyen yayınlar yapıldığını düşünüyorsanız tekzip, cevap ve düzeltme ile koşulları oluştuğunda maddi ve manevi tazminat dâhil hukuki yolları değerlendirin. Peki, hâlâ neyi bekliyorsunuz? Kamuoyunun sorduğu sorulara açık, anlaşılır ve belgelerle desteklenen cevaplar verilmesini bekliyoruz. SON SÖZÜMÜZ: HAKİKATİN ÜZERİ ÖRTÜLEMEZ! Biz, Risale-i Nur'a gönül verenleri, Nur talebelerini ve manevi değerlere hizmet eden bütün sivil toplum kuruluşlarını hedef alan toptancı ithamları kabul etmiyoruz. Yanlış yapan varsa hesabını versin. Suçu sabit olan varsa hukuk önünde karşılığını görsün. Ancak masum insanlar, kurumlar ve topluluklar başkalarının eylemleri üzerinden suçlanmasın. Adalet, herkese aynı ölçüyle uygulanmalıdır. Hakikat, aidiyete göre değişmemelidir. Bizim çağrımız açıktır: İddialar somut delillerle ortaya konulsun. Kamuoyu doğru ve eksiksiz bilgilendirilsin. Hakkında iddia bulunan kişiler açıklama yapsın. Gerçeğe aykırı yayınlar varsa hukuki yollarla düzeltilsin. Hiç kimse, inancı ve manevi hizmetleri nedeniyle topluca suçlu ilan edilmesin. Unutulmasın ki hiç kimse hakikatin üzerinde değildir. Hiç kimse de haksız ithamlarla insanların onurunu zedeleme hakkına sahip değildir. Biz hakkı ve hakikati savunmaya devam edeceğiz. Bu dünyada hukuk önünde, ahirette ise Cenab-ı Hakk'ın huzurunda hesap vereceğimiz bilinciyle hareket edeceğiz. BEKLİYORUZ BEYLER! Mehmet Yıldız'dan açıklama bekliyoruz. Fatih Yağcı'dan açıklama bekliyoruz. Serkan Aktaş'tan açıklama bekliyoruz. Kamuoyunu aydınlatacak, iddiaları açıklığa kavuşturacak ve hakikatin ortaya çıkmasına katkı sağlayacak açıklamalarınızı bekliyoruz. Selâm ve dua ile. Bülent Ertekin
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.