Aynaya Bakan Algılar, Fısıltıyla Büyüyen Yalanlar
Aynaya Bakan Algılar, Fısıltıyla Büyüyen Yalanlar
Gürültüyle yapılan iyilik, iyilik olmaktan çıkar.
Gösteriyle yapılan iş, iş değildir.
Hele ki kamu adına, toplum vicdanına yaslanarak yapılanlar…
Son zamanlarda hepimiz aynı sahneye bakıyoruz. Sahne parlak, ışık bol, alkış hazır. Oyuncular iş yapıyormuş gibi, izleyiciler ise olup biteni “iş” sanıyor. Sosyal medya, bu yeni tiyatronun ana salonu. Perde her gün açılıyor. Bir kare fotoğraf, birkaç süslü cümle, altına iliştirilmiş bir etiket… Ve bitti. İş yapılmış sayılıyor.
Oysa gerçek emek sessizdir.
Gerçek hizmet, görünmez olmayı göze alır.
Gerçek hayır, duyurulmaz.
Kadim bir ölçümüz vardır: Sağ elin verdiğini sol el bilmez. Bu söz, sadece bireysel hayır için değil, kamusal sorumluluk için de geçerlidir. Devlet terbiyesi biraz da budur. Görev, gösteri değildir. Makam, vitrin değildir. Yetki, alkış toplamak için değil; yük taşımak içindir.
Ama biz ne yapıyoruz?
Bir ilçede olup bitenleri düşünelim. İsim vermeye gerek yok. Makam da belirtmeye… Zaten mesele kişiler değil, zihniyettir. Bir bakıyorsunuz; ortada elle tutulur bir çıktı yok, fakat paylaşımlar var. Süreklilik yok, ama sunum var. Plan yok, ama poz var. Emek yok, ama etiket çok.
Bir okulun gerçek ihtiyacı çözülmeden, fotoğrafı çekilmiş bir ziyaretle yetiniliyor. Öğretmenin yükü hafifletilmeden, bir çay sohbeti “büyük buluşma” diye servis ediliyor. Öğrencinin sorunu yerinde ve kalıcı biçimde ele alınmadan, birkaç cümlelik bir metinle “sahadayız” algısı üretiliyor.
İşte algı burada başlıyor.
Yalan da tam bu noktada, sessizce yerleşiyor.
Algı yönetimi, bir kurumu ayakta tutmaz.
Algı, gerçeğin yerine geçmez.
Algı, sorunları çözmez; sadece üstünü örter.
Daha kötüsü ne biliyor musunuz?
Her olumsuzluğu iğneleyip eleştiren, ama kendi sorumluluk alanındaki doğrulara dönüp bakmayan bir yönetim dili oluşuyor. Hep başkası eksik. Hep başkası hatalı. Öğretmen yeterince fedakâr değil. Okul idaresi yeterince gayretli değil. Veli bilinçsiz. Öğrenci disiplinsiz… Liste uzayıp gidiyor.
Peki, sorumluluk kimde?
Kamu yönetimi dediğiniz şey, eleştiri üretme sanatı değil; çözüm üretme iradesidir. Yöneticilik, kürsüden konuşmak değil; yükü omuzlamaktır. Kolay olanı herkes yapar: Eleştirmek. Zor olanı ise az kişi göze alır: Düzeltmek.
Bir ilçenin eğitim iklimi, paylaşılan görsellerle değil; sınıfların içindeki havayla ölçülür. Öğretmenin gözündeki yorgunlukla, öğrencinin derse olan inancıyla, velinin kuruma duyduğu güvenle anlaşılır. Bunlar filtreyle düzelmez. Bunlar etiketle parlamaz.
Şunu açıkça söyleyelim:
İş yapmadan iş yapıyor gibi görünmek, en tehlikeli savurganlıktır.
Çünkü zaman israfıdır.
Çünkü güven kaybıdır.
Çünkü samimiyet erozyonudur.
Ve bu erozyon sessiz olur. Kimse ilk anda fark etmez. Ama bir gün gelir; ne söylenen söz karşılık bulur ne de atılan adım ciddiye alınır. İşte o gün, sosyal medya sessizleşir. Alkış biter. Sahne kararır. Geriye sadece gerçek kalır.
O yüzden ince bir hatırlatma yapmak gerekiyor:
Ne bağırarak,
ne suçlayarak,
ne de hedef göstererek…
Sadece şunu söyleyerek:
Hayır, gizli olursa değerlidir.
Hizmet, sessiz olursa kalıcıdır.
Yönetim, tevazu ile yürürse saygın olur.
Algılarla değil, hakikatle yol alalım.
Yalanın değil, gerçeğin yükünü taşıyalım.
Çünkü bu ilçe, bu insanlar, bu çocuklar; pozlardan çok daha fazlasını hak ediyor.
Ve unutmayalım:
En büyük reklam, sorunsuz işleyen bir sistemdir.
En güçlü paylaşım, şikâyetsiz bir sahadır.
Hakan Baloğlu
Ekleme
Tarihi: 30 Aralık 2025 -Salı
Aynaya Bakan Algılar, Fısıltıyla Büyüyen Yalanlar
Aynaya Bakan Algılar, Fısıltıyla Büyüyen Yalanlar
Gürültüyle yapılan iyilik, iyilik olmaktan çıkar.
Gösteriyle yapılan iş, iş değildir.
Hele ki kamu adına, toplum vicdanına yaslanarak yapılanlar…
Son zamanlarda hepimiz aynı sahneye bakıyoruz. Sahne parlak, ışık bol, alkış hazır. Oyuncular iş yapıyormuş gibi, izleyiciler ise olup biteni “iş” sanıyor. Sosyal medya, bu yeni tiyatronun ana salonu. Perde her gün açılıyor. Bir kare fotoğraf, birkaç süslü cümle, altına iliştirilmiş bir etiket… Ve bitti. İş yapılmış sayılıyor.
Oysa gerçek emek sessizdir.
Gerçek hizmet, görünmez olmayı göze alır.
Gerçek hayır, duyurulmaz.
Kadim bir ölçümüz vardır: Sağ elin verdiğini sol el bilmez. Bu söz, sadece bireysel hayır için değil, kamusal sorumluluk için de geçerlidir. Devlet terbiyesi biraz da budur. Görev, gösteri değildir. Makam, vitrin değildir. Yetki, alkış toplamak için değil; yük taşımak içindir.
Ama biz ne yapıyoruz?
Bir ilçede olup bitenleri düşünelim. İsim vermeye gerek yok. Makam da belirtmeye… Zaten mesele kişiler değil, zihniyettir. Bir bakıyorsunuz; ortada elle tutulur bir çıktı yok, fakat paylaşımlar var. Süreklilik yok, ama sunum var. Plan yok, ama poz var. Emek yok, ama etiket çok.
Bir okulun gerçek ihtiyacı çözülmeden, fotoğrafı çekilmiş bir ziyaretle yetiniliyor. Öğretmenin yükü hafifletilmeden, bir çay sohbeti “büyük buluşma” diye servis ediliyor. Öğrencinin sorunu yerinde ve kalıcı biçimde ele alınmadan, birkaç cümlelik bir metinle “sahadayız” algısı üretiliyor.
İşte algı burada başlıyor.
Yalan da tam bu noktada, sessizce yerleşiyor.
Algı yönetimi, bir kurumu ayakta tutmaz.
Algı, gerçeğin yerine geçmez.
Algı, sorunları çözmez; sadece üstünü örter.
Daha kötüsü ne biliyor musunuz?
Her olumsuzluğu iğneleyip eleştiren, ama kendi sorumluluk alanındaki doğrulara dönüp bakmayan bir yönetim dili oluşuyor. Hep başkası eksik. Hep başkası hatalı. Öğretmen yeterince fedakâr değil. Okul idaresi yeterince gayretli değil. Veli bilinçsiz. Öğrenci disiplinsiz… Liste uzayıp gidiyor.
Peki, sorumluluk kimde?
Kamu yönetimi dediğiniz şey, eleştiri üretme sanatı değil; çözüm üretme iradesidir. Yöneticilik, kürsüden konuşmak değil; yükü omuzlamaktır. Kolay olanı herkes yapar: Eleştirmek. Zor olanı ise az kişi göze alır: Düzeltmek.
Bir ilçenin eğitim iklimi, paylaşılan görsellerle değil; sınıfların içindeki havayla ölçülür. Öğretmenin gözündeki yorgunlukla, öğrencinin derse olan inancıyla, velinin kuruma duyduğu güvenle anlaşılır. Bunlar filtreyle düzelmez. Bunlar etiketle parlamaz.
Şunu açıkça söyleyelim:
İş yapmadan iş yapıyor gibi görünmek, en tehlikeli savurganlıktır.
Çünkü zaman israfıdır.
Çünkü güven kaybıdır.
Çünkü samimiyet erozyonudur.
Ve bu erozyon sessiz olur. Kimse ilk anda fark etmez. Ama bir gün gelir; ne söylenen söz karşılık bulur ne de atılan adım ciddiye alınır. İşte o gün, sosyal medya sessizleşir. Alkış biter. Sahne kararır. Geriye sadece gerçek kalır.
O yüzden ince bir hatırlatma yapmak gerekiyor:
Ne bağırarak,
ne suçlayarak,
ne de hedef göstererek…
Sadece şunu söyleyerek:
Hayır, gizli olursa değerlidir.
Hizmet, sessiz olursa kalıcıdır.
Yönetim, tevazu ile yürürse saygın olur.
Algılarla değil, hakikatle yol alalım.
Yalanın değil, gerçeğin yükünü taşıyalım.
Çünkü bu ilçe, bu insanlar, bu çocuklar; pozlardan çok daha fazlasını hak ediyor.
Ve unutmayalım:
En büyük reklam, sorunsuz işleyen bir sistemdir.
En güçlü paylaşım, şikâyetsiz bir sahadır.
Hakan Baloğlu
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
