Bir Nesil Neden Daha Az Düşünüyor?
Bir Nesil Neden Daha Az Düşünüyor?
Son yıllarda ebeveynlerin diline yerleşen tanıdık bir cümle var:
“Biz bu yaşta her şeyi daha iyi anlıyorduk.”
Bu ifade çoğu zaman nostaljik bir yakınma olarak geçiştirilir. Oysa bu cümle, bireysel hafızanın ötesinde, derin bir toplumsal dönüşümün sezgisel fark edilişidir. Bugün mesele gençlerin “daha az zeki” olması değil; düşünme biçimlerinin, zihinsel ritimlerinin ve anlam kurma kapasitelerinin köklü biçimde değişmiş olmasıdır.
Bilgiye erişim açısından bakıldığında, bugünün gençliği insanlık tarihinin en avantajlı kuşağıdır. Ancak bu niceliksel bolluk, paradoksal biçimde bilişsel derinliğe dönüşmemektedir. Bilgi çoğalmış, fakat düşünme seyrelmiştir.
Fransız sosyolog Pierre Bourdieu, eğitimi yalnızca okul müfredatıyla açıklamaz; asıl belirleyici olanın kültürel sermaye olduğunu söyler.
Aile içinde kurulan dil, yapılan sohbetler, okuma alışkanlığı, tartışmaya tahammül… Tüm bunlar bireyin düşünme kaslarını geliştirir.
Bugünün gençleri ise bu sermayeyle giderek daha az temas etmektedir. Çünkü aile içi etkileşim, yerini çoğu zaman sessiz ekran birlikteliklerine bırakmıştır.
Zihinsel derinliği aşındıran bir diğer unsur, modern toplumun hızıdır. Alman sosyolog Hartmut Rosa, çağımızı “hızlanma toplumu” olarak tanımlar ve şu uyarıyı yapar:
“Hayat hızlandıkça, insanın dünya ile kurduğu bağ yüzeyselleşir.”
Bugünün gençleri bilgiye saniyeler içinde ulaşmaktadır; ancak durmak, düşünmek, bağ kurmak ve sorgulamak için gereken zihinsel boşluk neredeyse yoktur. Zihin sürekli uyarılmakta, fakat nadiren beslenmektedir.
Uyarılmak ile düşünmek arasındaki fark ise çoğu zaman gözden kaçmaktadır.
Amerikalı sosyolog Neil Postman, yıllar önce “eğlenceye teslim olmuş toplum” uyarısını yaparken, eğitimin haz odaklı bir gösteriye dönüşmesinin tehlikesine dikkat çekmişti.
Bugün bu uyarı özellikle gençlik üzerinden daha görünür hale gelmiştir. Zorlanan, emek isteyen, sabır gerektiren zihinsel süreçler hızla terk edilmektedir. Oysa bilişsel gelişim tam da bu zorlanma anlarında gerçekleşir.
Önceki kuşaklar daha az bilgiye sahipti; ancak daha fazla muhakeme etmek zorundaydı. Hazır cevap yoktu, hızlı çözümler sınırlıydı. Bugünün genci ise arama motorları ve yapay zekâ destekli cevaplarla çevrilidir. Bu durum, hafızayı değil; düşünme ihtiyacını ortadan kaldırmaktadır.
Burada mesele gençleri suçlamak değildir. Asıl sorgulanması gereken; eğitim sisteminin ezberi ödüllendirmesi, sosyal medyanın dikkati parçalayarak düşünmeyi imkânsızlaştırması ve yetişkinlerin çocuklarla gerçek anlamda konuşmaya zaman ayırmamasıdır. Gençlerin zihinsel yorgunluğu, bireysel bir zayıflık değil; kolektif bir üretimdir.
Belki de soruyu tersinden sormak gerekir:
Gençler gerçekten geri mi kaldı, yoksa biz onlara düşünmek için alan mı bırakmadık?
Bir nesli “zayıf” ilan etmek kolaydır.
Zor olan, o nesli şekillendiren dünyayı cesaretle sorgulamaktır.
Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN
Ekleme
Tarihi: 23 Ocak 2026 -Cuma
Bir Nesil Neden Daha Az Düşünüyor?
Bir Nesil Neden Daha Az Düşünüyor?
Son yıllarda ebeveynlerin diline yerleşen tanıdık bir cümle var:
“Biz bu yaşta her şeyi daha iyi anlıyorduk.”
Bu ifade çoğu zaman nostaljik bir yakınma olarak geçiştirilir. Oysa bu cümle, bireysel hafızanın ötesinde, derin bir toplumsal dönüşümün sezgisel fark edilişidir. Bugün mesele gençlerin “daha az zeki” olması değil; düşünme biçimlerinin, zihinsel ritimlerinin ve anlam kurma kapasitelerinin köklü biçimde değişmiş olmasıdır.
Bilgiye erişim açısından bakıldığında, bugünün gençliği insanlık tarihinin en avantajlı kuşağıdır. Ancak bu niceliksel bolluk, paradoksal biçimde bilişsel derinliğe dönüşmemektedir. Bilgi çoğalmış, fakat düşünme seyrelmiştir.
Fransız sosyolog Pierre Bourdieu, eğitimi yalnızca okul müfredatıyla açıklamaz; asıl belirleyici olanın kültürel sermaye olduğunu söyler.
Aile içinde kurulan dil, yapılan sohbetler, okuma alışkanlığı, tartışmaya tahammül… Tüm bunlar bireyin düşünme kaslarını geliştirir.
Bugünün gençleri ise bu sermayeyle giderek daha az temas etmektedir. Çünkü aile içi etkileşim, yerini çoğu zaman sessiz ekran birlikteliklerine bırakmıştır.
Zihinsel derinliği aşındıran bir diğer unsur, modern toplumun hızıdır. Alman sosyolog Hartmut Rosa, çağımızı “hızlanma toplumu” olarak tanımlar ve şu uyarıyı yapar:
“Hayat hızlandıkça, insanın dünya ile kurduğu bağ yüzeyselleşir.”
Bugünün gençleri bilgiye saniyeler içinde ulaşmaktadır; ancak durmak, düşünmek, bağ kurmak ve sorgulamak için gereken zihinsel boşluk neredeyse yoktur. Zihin sürekli uyarılmakta, fakat nadiren beslenmektedir.
Uyarılmak ile düşünmek arasındaki fark ise çoğu zaman gözden kaçmaktadır.
Amerikalı sosyolog Neil Postman, yıllar önce “eğlenceye teslim olmuş toplum” uyarısını yaparken, eğitimin haz odaklı bir gösteriye dönüşmesinin tehlikesine dikkat çekmişti.
Bugün bu uyarı özellikle gençlik üzerinden daha görünür hale gelmiştir. Zorlanan, emek isteyen, sabır gerektiren zihinsel süreçler hızla terk edilmektedir. Oysa bilişsel gelişim tam da bu zorlanma anlarında gerçekleşir.
Önceki kuşaklar daha az bilgiye sahipti; ancak daha fazla muhakeme etmek zorundaydı. Hazır cevap yoktu, hızlı çözümler sınırlıydı. Bugünün genci ise arama motorları ve yapay zekâ destekli cevaplarla çevrilidir. Bu durum, hafızayı değil; düşünme ihtiyacını ortadan kaldırmaktadır.
Burada mesele gençleri suçlamak değildir. Asıl sorgulanması gereken; eğitim sisteminin ezberi ödüllendirmesi, sosyal medyanın dikkati parçalayarak düşünmeyi imkânsızlaştırması ve yetişkinlerin çocuklarla gerçek anlamda konuşmaya zaman ayırmamasıdır. Gençlerin zihinsel yorgunluğu, bireysel bir zayıflık değil; kolektif bir üretimdir.
Belki de soruyu tersinden sormak gerekir:
Gençler gerçekten geri mi kaldı, yoksa biz onlara düşünmek için alan mı bırakmadık?
Bir nesli “zayıf” ilan etmek kolaydır.
Zor olan, o nesli şekillendiren dünyayı cesaretle sorgulamaktır.
Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
